Hayatımın en büyük hayal kırıklıklarından biridir. Gazeteciliğin bir lütfu olarak Real Madrid-Barcelona maçına gitmiştim. Banu Yelkovan’la birlikte Ntvspor’da yayınlanan Veni Vidi Vici adlı programı hazırlıyorduk. Karşılaşma öncesi Santiago Bernabeu Stadyumu’nun çevresindeki ambiyansı anlamak ve anlatmak önemliydi. Kameraman arkadaşımız Yavuzer Yamaner’i oradan oraya sürüklüyorduk. Fakat mikrofon uzattığımız neredeyse hiç kimse İspanyol değildi. Özbek bir grup gördük. Sonra Kolombiyalılara rastladık. Orta Doğu’nun zenginleri gırla gidiyordu. Rus oligarkları olduğunu düşündüğümüz rüküş bir grup geçti yanımızdan. Uzak Doğulular bol bol fotoğraf çekiyordu. Tüm yayvan aksanlarıyla bol bol Amerikalı bile vardı. Bir Hollywood aksiyon filmi klişeleri için gerekli olan tüm stereotipler oradaydı. Tam sayamadık, ama 72 millete yakındı. Dolayısıyla tribünlere de yansıdı bu durum. Hayatımızda gördüğümüz en kötü stadyum ambiyanslarından biriydi. Bayrak sallayıp duruyorlardı sadece. Messi ve Ronaldo iki penaltıyla maçı 1-1’e bağladı. Kimsenin de gıkı çıkmadı. Hep bir ağızdan çıkan tek bir tezahürat duyamamıştık. Programın o bölümünün adı yeterince açıklayıcıydı sanırım: “El Clasico değil El Turistico.”
Tribünlere yıllarını vermiş taraftarların, hangi takımı tutarlarsa tutsunlar ağız birliği ettiği bir konu var.
Yazının tamamını görebilmek için lütfen abone olun. ABONE OL
Aboneyseniz
üye
girişi
yapınız.
Oksijen'e e-gazete aboneliği ile edineceğiniz avantajlar; Oksijen yazarlarının tüm yazılarına erişim Gazeteoksijen.com üzerinden 7/24 güncel haber erişimi Her gün e-posta kutunuza gelen Oksijen bülteni Gazete Oksijen, O2 ve özel yayın arşivine erişim