04 Ekim 2022, Salı
27.08.2021 04:30

‘Önce devlet’ politikası iflas etti

Afganistan’ı işgal eden ABD, farklı yerel gruplara yakın olmak yerine tepeden inme bir devlet inşa politikası benimsedi. Devlete yabancı olduğunu düşünen kırsal kesimdeki halk ise yönünü devlet dışı aktörlere çevirdi. Yani ABD, ilk düğmeyi yanlış ilikledi

ABD bundan 20 yıl önce Afganistan’ı işgal ederken hem kendisinin hem de dünyanın başına bela olan bir ülkeyi yeniden inşa etmeyi umuyordu. General Stanley McChrystal 2009’da ülkedeki Amerikan askeri sayısı artırılmadan önce, amaç “Afganistan hükümetinin kendi topraklarını gereğince kontrol ederek bölgede istikrara destek olmasını ve bu toprakların uluslararası terör için kullanımını önlemesini sağlamak” demişti. Aradan geçen zamanda 100 bin kişi öldü ve 2 trilyon dolar harcandı ama bugün Amerika’nın yaptıklarının tek kanıtı, bir aydır gördüğümüz umutsuz kaçışma sahneleri. 1975 yılında Saygon’un düşüşünü hatırlatan utanç verici bir çöküşle karşı karşıyayız. Peki, yanlış giden neydi? Hemen hemen her şey yanlış gitti ama çoğumuzun düşündüğünden farklı bir biçimde. Yaşanan felakette kötü planlamanın ve güvenilir istihbarat eksikliğinin rolü yadsınamaz. Ancak  aslında 20 yıldır süregelen bir problem var.  Mümkün mertebe kanun ve nizamın hakim olduğu, istikrarlı bir ülke kurmanın tek yolu sağlam devlet kurumları tesis etmektir ve ABD bu gerçeği erken kavradı. Birçok uzmandan ve bugün miadı dolmuş teorilerden cesaret alan Amerikan ordusu, meseleyi teknik bir sorun olarak gördü: Afganistan’da devlet kurumları yoktu, güvenlik kuvvetleri işlemiyordu, ne yargı ne de eğitimli bürokrat vardı. Dolayısıyla çözüm bu alanlara kaynak akıtmak ve gereken uzmanlığı yurt dışından transfer etmekti. STK’lar ve geniş kapsamlı Batılı yardım bloku yerel halk tarafından isteyip istenmediklerine bakmadan kendi usulünce destek olmak için oradaydı. Tüm bu çalışmalar belli bir istikrar gerektirdiği için, emniyeti sağlamak adına yabancı birlikler, yani NATO kuvvetlerinin yanı sıra paralı askerler ülkeye konuşlandırıldı. Ulus inşasını yukarıdan-aşağıya örgütlenen “önce devlet” anlayışı üzerinden kavrayan Amerikalı karar alıcılar, siyaset biliminde son derece muteber bir geleneği takip ediyordu. Varsayım şuydu: Bir bölge üzerinde askeri hakimiyet kurup tüm diğer iktidar kaynaklarına boyun eğdirebilirseniz, istediğinizi yaptırırsınız. Gelgelelim bu teori birçok yerde ancak yarı yarıya geçerlidir; Afganistan’da ise külliyen yanlıştı.

Osmanlı ve Çin hanedanı örnekleri işe yaradı

Elbette Afganistan’ın işleyen bir devlete ihtiyacı vardı. Ama bu devletin yabancı kuvvetler tarafından tepeden inme bir yaklaşımla oluşturulabileceği varsayımı yanlıştı. 2019 tarihli Dar Koridor kitabında James Robinson’la birlikte ifade ettiğimiz gibi, eğer başlangıç noktanız yerel örf ve adetler etrafında örgütlenmiş son derece heterojen bir toplumsa ve devlet kurumları uzun süredir ortaklıkta görünmüyorsa veya bozulmuşsa, bu yaklaşımın hiçbir anlamı kalmaz. Devlet kuruluşuna dair yukarıdan-aşağı yaklaşımın bazı örneklerde, örneğin Çin’deki Çin hanedanı döneminde veya Osmanlı İmparatorluğu döneminde  işe yaradığı doğru. Ama devletlerin çoğu zor yoluyla değil ödün ve iş birliğiyle  kurulmuştur. İktidarın devlet kurumlarının elinde başarılı bir şekilde merkezileştirilmesi için halkın rızasını ve iş birliğini sürece dahil etmek gerekir. Bu modelde devlet topluma rağmen dayatılmaz. Aksine, devlet kurumları meşruiyetini bir miktar halk desteğini güvence altına alarak tesis eder. Tüm bunlar, “ABD Taliban’la iş birliği yapmalıydı” demek olmuyor. Ama ABD, Afganistan’ın Taliban’dan sonraki ilk devlet başkanı Hamid Karzai ve kardeşleri liderliğindeki, temsil gücü olmayan, yolsuzluk içindeki rejime kaynak akıtmak yerine, farklı yerel gruplarla daha yakın iş birliği içinde olmalıydı. ABD’nin desteklediği ve geçen hafta Birleşik Arap Emirlikleri’ne kaçan Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani, 2009’da yazdığı kitapta, izlenen stratejinin yolsuzluğu körüklediğini ve amaçlanan sonucu ıskaladığını belgeleriyle ortaya koymuştu. Ne var ki iktidar olduktan sonra Gani de aynı yoldan gitti.
Madrid’deki Torrejón de Ardoz hava üssüne getirilen Afgan mülteciler, işlemlerinin yapılmasını bekliyor. Afgan halkı ilk günden itibaren ABD varlığını toplumu zayıflatmaya yönelik dış kaynaklı bir operasyon olarak algıladı. ABD ise aşağıdan yukarı devlet kurma çabasından hiç geri atım atmadı.
Madrid’deki Torrejón de Ardoz hava üssüne getirilen Afgan mülteciler, işlemlerinin yapılmasını bekliyor. Afgan halkı ilk günden itibaren ABD varlığını toplumu zayıflatmaya yönelik dış kaynaklı bir operasyon olarak algıladı. ABD ise aşağıdan yukarı devlet kurma çabasından hiç geri atım atmadı.

‘Yönetilmeme sanatı’

Ulus inşa etmek isteyenlerin işi her zaman zordur ama ABD’nin Afganistan’da karşı karşıya kaldığı durum her zamankinden de beter bir örnek oluşturuyor. Afgan halkı ilk günden itibaren ABD varlığını toplumu zayıflatmaya yönelik dış kaynaklı bir operasyon olarak algıladı. İstedikleri böyle bir anlaşma değildi.  Yukarıdan-aşağı devlet kurma çabası toplumun istekleriyle çelişirse ne olur? Birçok durumda tek cazip seçenek geri adım atmaktır.  James C. Scott’un The Art of Not Being Governed (Yönetilmeme Sanatı)  adlı kitabında Güneydoğu Asya’daki Zomia halkı üzerine yaptığı çalışmada belirttiği gibi, bazen bu geri adım fiilen ayrılmak biçiminde olabilir. Ya da Britanya’daki İskoçlar ve İspanya’daki Katalanlar gibi, iş birliği yapmadan beraber yaşamak anlamına gelebilir.  Ama kan davası geleneği güçlü, iç savaştan yeni çıkmış, son derece bağımsız ve iyi silahlanmış bir toplumda, en olası müdahale şiddetli çatışma gibi görünüyor.  Taliban Amerika’ya yenildiği zaman Pakistan istihbarat teşkilatı ISI’nın desteğini almamış, NATO’nun insansız hava aracı saldırıları halkı daha da uzaklaştırmamış ve ABD destekli Afgan elitleri bu derece yolsuzluğa batmamış olsa, her şey farklı gelişebilirdi. Ama Amerika’nın “önce devlet” stratejisi daha ilk düğmeyi yanlış iliklemişti. Öte yandan Amerikalı liderlerin de bazı şeyleri öğrenmiş olması gerekirdi. Melissa Dell ve Pablo Querubín’in ortaya koydukları üzere, ABD Vietnam’da benzer bir tepeden inmeci strateji benimsemiş, bu yaklaşım çok sert geri tepmişti. Vietkong’a boyun eğdirmek için bombalanan yerler Amerikan karşıtı ayaklanmayı çok daha hararetle desteklemeye başlamıştı. 

Vietnam ve Irak arasındaki fark

Amerikan ordusunun yakın geçmişteki Irak deneyimi ise daha da çok şey açıklıyor. Eli Berman, Jacob Shapiro ve Joseph Felter tarafından yapılan araştırmaya göre, Irak’taki ABD “dalgası” sadece yerel grupların desteğini alarak gönülleri ve zihinleri kazandığında nispeten başarılı oldu. Ali Cheema, Asim Khwaja ve James Robinson’la beraber yaptığımız çalışma Pakistan için de benzer bir sonuca işaret ediyor: Kırsal kesimdeki halk, devlet kurumlarının etkisiz ve kendisine yabancı olduğunu düşündükçe, yönünü devlet dışı aktörlere doğru çeviriyor.  Bunların hiçbiri, geri çekilme sürecini daha iyi yürütmenin mümkün olmadığı anlamına gelmiyor. Ama 20 yıldır devam eden yanlışların sonucunda, ABD’nin çifte hedefinin, yani hem Afganistan’dan çekilip hem de geriye istikrarlı, hukuka dayalı bir toplum bırakma amacının başarısız olacağı ortadaydı.  Sonuç mu? Muazzam bir insanlık dramı. Taliban eski acımasız uygulamalarına geri dönmese bile Afganlar, özellikle de Afgan kadınları, önümüzdeki yıllar ve on yıllar boyunca Amerika’nın başarısızlığı yüzünden çok ağır bedeller ödeyecek. © Project Syndicate, 2021.