03 Ekim 2022, Pazartesi
14.05.2021 06:00

“Bodrum” adı üzerine bir deneme

Bir kentle tanışmak bir insanı tanımaya benzer. Önce adından başlamak lazım gelir: Kim koymuş ilk adını, neden koymuş? Soy-adı kimlerden gelmiş? Son-adı ne olmuş?

Bu söyleşi bir deneme aslında. Bir “giriş”, bir “önsöz”… Bodrum Yarımadası’na tarihte ne isimler verildiği ve “Bodrum” adının nereden geldiğine ilişkin havada uçuşan fikirlerin, arşivlerin veya Google’ın bir yerlerinde sıkışıp kalmış makalelerin, yazıların derlenip sunumu. Hatta kabaca bir tozunu alma girişimi…  Bu kadar temkinli yazıyorum, çünkü daha önce soru-cevap metodu denenmemiş, anlatması karışık, uzmanlık isteyen bir konu ve en önemlisi de eldeki bilgiler net değil. Üstüne üstlük bir de ben konuşmak için bir profesör değil, Mehmet Çilsal’ı seçtim.  Neden Çilsal? Çünkü “Bodrum” adı üzerine tüm yaklaşımların değerlendirildiği bir makaleyi yazan ve 40 yıldır Bodrum’da yaşayan o. Yıllardır Bodrum tarihini araştırıyor ve anlatıyor. Sadece Bodrum Kalesi üzerine anterhaber.com’daki tefrikası sanırım 35’inci bölümü buldu. Kızılhisarlı Mustafa Paşa’nın önemini Bodrumlular onun sayesinde öğrendi. Bir ayağı sürekli Bodrum Belediyesi’nde, Yarımada’nın tarihi değerlerinin korunması için uğraşıyor. İkinci uğraşısı da çevre. Bilhassa Bodrum, Yatağan, Milas’ta çevreyle ilgili açılmış pek çok davanın, pek çok ÇED iptal kararının altında başvuru imzası var. Hatta 90’lı yıllarda Bodrum’un büyük olasılıkla ilk çevre eylemini Türkbükü’nde düzenleyip muhtarlarla yürüyüşe geçen de o. 

Mehmet Çilsal, Bodrum Kalesi’ne girerken hemen soldaki korugan binasında. Çilsal’ın arkasında görülen ve geçici olarak o bölümde sergilenen amforalar 9’uncu yüzyılda Bozburun’da batan küçük bir Bizans gemisinden çıkarılmış.
Mehmet Çilsal, Bodrum Kalesi’ne girerken hemen soldaki korugan binasında. Çilsal’ın arkasında görülen ve geçici olarak o bölümde sergilenen amforalar 9’uncu yüzyılda Bozburun’da batan küçük bir Bizans gemisinden çıkarılmış.
Mehmet Çilsal, 1960-Kayseri doğumlu. Kara Harp Okulu mezunu. 1981’de sol görüşleri nedeniyle Mamak’tan geçip sonra ordudan atılıyor. Ertesi yıl girdiği İstanbul Hukuk’tan mezun oluyor, ama 82’de başlayan Bodrum aşkı onu bırakmıyor. Avukatlık cübbesini sadece Bodrum köylüleri ve çevre davaları için giyen Çilsal bir dönem ÖDP Bodrum İlçe Başkanlığı yapıyor. Bu sayfada bir gün siz, ben, Mehmet Çilsal, hep birlikte Kale’yi gezmeyi çok isterim, ama şimdi önce Bodrum’un adını konuşalım. Bakalım heybede neler var?  Cevat Şakir Mavi Sürgün’de “İlk önceleri şehir, mavi esen delikanlı meltem tanrısı Zephyros’un adından Zefiriya diye anıldı” der; siz okumalarınızda Bodrum’a Zefiriya dendiğine rastladınız mı? Kalenin şu an oturduğu zemin ile İskele Meydanı’ndaki caminin arası tarihte aslında sığ deniz suyuyla dolu. “Kıstak” denilen küçük kaya parçaları, taşlardan oluşan bir yürüme yolu orası. Kral Mausolos’un sarayı o kayalıkların olduğu yerdeymiş ve adı da Zefirya’ymış. 1100’lerde büyük olasılıkla büyük bir deprem sırasında yıkılıyor saray. Ama bunun dışında herhangi bir belgede Bodrum için Zefirya adının kullanıldığına rastlamadım. Halicarnassus/Halikarnassos adı ilk hangi tarihte karşımıza çıkıyor? İlk kez MÖ 484-425 yılları arasında yaşayan meşhur Bodrumlu, “tarihin babası” dediğimiz Herodot’un İyonca yazdığı “Historia” kitabında görüyoruz. Amcası Panyassis’in de yazılarında Halikarnassos adı geçer. Bodrum’a ne zamana kadar Halikarnassos deniyor? Resmi belgelerde Halikarnassos adına en son 1100 senesinde Halikarnassoslu bir rahibin İstanbul’daki Hristiyanlık Konsili’ne katıldığına dair bir yazıda rastladım. Ama onun dışında Halikarnas zaten yaşayan bir isim. Özellikle Helen (Eleni) kültüründen gelenler için Bodrum her zaman “Halikarnas” olmaya devam etti. Bugün hala Yunan Adaları’nda yaşayanlar Bodrum’a “Alikarnas” der.
Ressam Luigi Mayer, Bodrum Kalesi ve kıyılarını Osmanlı İmparatorluğu’nu gezdiği 1776-1792 yılları arasında resmetti.
Ressam Luigi Mayer, Bodrum Kalesi ve kıyılarını Osmanlı İmparatorluğu’nu gezdiği 1776-1792 yılları arasında resmetti.
Halikarnas adının ilk nereden çıktığını biliyor muyuz? Cevat Şakir “Sonu Assos’la biten tüm kentler Helence değil, Anadolu’nun unutulmuş bir diline aittir” der, ama sizin ulaştığınız bilgiler nedir? Şöyle söyleyeyim, 40 yıldır Bodrum’dayım ve arkeologların, tarihçilerin Bodrum tarihi konusunda yaptıkları tüm sunumlara katıldım, kendileriyle görüştüm, araştırdım, bu konuda ortak bir dile, birbiriyle uyumlu bir açıklamaya hiç rastlamadım. Halikarnas kentinin ilk kimler tarafından kurulduğu, adının nereden geldiği konusunda akademi dünyası hemfikir değil. Ama iki ana grup var; birincisi Herodot, Homeros ve Strabon’a dayanarak açıklamalar yapan daha ziyade Batılı kaynaklar. Onlar Halikarnas’ın antik Yunanlıların Ege’deki bir devamı olan Dorlar tarafından kurulduğunu savunuyor. Bu kaynaklara göre Halikarnassos bir Grek kenti. Daha ziyade Muğla Üniversitesi çevresi diyeceğimiz ekol ise Dorlar geldiğinde Anadolu kökenli Luvi ve Leleglerin zaten Halikarnas’ı kurmuş olduğunu, Halikarnas’ın tıpkı Likya, Frigya gibi bir Anadolu kenti olduğunu düşünüyor. Bu arada bir de Salmakisliler var. Şu an askeri kampın olduğu yer Salmakis kolonisinin merkezi. Dorlar’la Salmakisliler’in ticaret yaptıklarına ilişkin yazıtlar bulundu. Ancak Salmakisliler Dorlar’dan ve Lelegler’den önce de var mıydı, net bir bilgi yok. Peki bu antik çağ ve Bizans dönemiydi; Osmanlı döneminde Yarımada’nın adı ne olarak geçiyor? Osmanlı kayıtlarında ilk kez 1517’de “Isravolos” veya “Sıravolos” dendiğini görüyoruz. Vergi kayıtlarının tutulduğu bir mufassal defterinde geçiyor bu isim. Tabii bu kayıtları tutan katiplerin, memurların o dönem tüm imparatorluk toprakları içinde kullandığı yazma dili aynı değil. Daha farklı yazım şekillerine de rastlanıyor ama yaygın adı “Sıravolos”. Sıravolos’un kelime anlamı ne olabilir;  size de Aspat’taki “Strobilos” kentini çağrıştırıyor mu? Doğru, böyle bir yaklaşım var ve bu bana da mantıklı geliyor. Strobilos, Bodrum’da Bizans döneminin en işlek limanlarından, halkı refah içinde yaşayan bir yerleşim birimi. Kudüs’ten kovulmuş Yahudi kavminden buraya yerleşen bir nüfus var. Bizans Kralı bunlara bazı vergi muafiyetleri bile tanımış. Kilisesi ve Havrası olan bir yer muhtemelen. 1260’ta Menteşe Beyliği’nin Yarımada’ya hakim olmasından sonra önemini yitiriyor. O dönemde Strobilos, Sıravolos’a dönüşmüş olabilir.
Fransız arkeolog ve ressam Ernest Breton, Bodrum Kalesi resmini 1843’te yaptı.
Fransız arkeolog ve ressam Ernest Breton, Bodrum Kalesi resmini 1843’te yaptı.
“Sarulus/Sarı ulus” tanımlamasından türediği iddiası biraz zorlama gibi mi? Önce ben de bunu duyduğumda gülmüştüm, olur mu böyle şey demiştim, ama araştırdıkça şu bilgilerle karşılaştım: Türkler Malazgirt’ten önce de 1050’lerde Anadolu’ya gelerek kendilerine yurt arıyorlar. Kimi Güney’den Araplarla geliyor, kimi Horasan üzerinden geliyor kimi gruplar da kuzeye yayılıyor. Bunlar biliyorsunuz Hristiyanlığı kabul eden Kıpçak-Kuman Türkleri oluyor. Ve zaman içinde Balkanlara kadar ulaşıp fiziken sarışın, mavi gözlü bir ırka dönüşüyor. Bunlar Bodrum’a da gelmiş olabilirler. Nitekim Menderes havzasında yaşayan son keşişlerden biri anılarında “Türkler akınlar halinde geldiği için manastırı terk edip Strobilos’a gitmek zorunda kaldım” der. Hatta Türk akını yoğunlaşınca Strobilos’tan da Patnos adasına gittiğini yazar. Bugün de Muğla’nın Bodrum, Milas, Yatağan gibi ilçelerindeki yerlileri arasında 1200’lerde buralara yerleşmiş sarışın, Balkan göçmeni gibi insanlara rastlamak mümkün ama çok flu bir konu tabii. Peki geldik Bodrum adına; ilk nerede okuyoruz “Bodrum”u? Aslında Sıravolos’la aynı dönemde; 1517’de Menteşe Sancağı Mufassal Defteri’nde. O zamanlar nüfus bilgilerinin, vergi gelirleninin kaydedildiği böyle defterler tutuluyor, orada yazıyor. Ama tüm Yarımada’yı tanımlamak için değil, sadece kale ve liman için kullanılıyor Bodrum adı. Eski İstanbul’un sadece Suriçi’ni tanımlaması gibi? Tabii, ilk döneminde Kadıköy, Üsküdar İstanbul değil, Beşiktaş İstanbul değildi. Bu da onun gibi. Sonra 1522’de Rodos seferi ruznamesinde geçiyor. “Rodos düştü, muhafızlar Bodrum Kal’ası anahtarını Kaptan-ı Derya Behram Bey’e kendi rızalarıyla teslim etti” deniyor. Ayrıca Matrakçı Nasuh’un Süleymannamesi’nde geçiyor. 1520’lerde Piri Reis’in Kitab-ı Bahriyesi’nde kale ve limanı tanımlamak için Botrum, Bodurum diye geçiyor. Yarımada’nın kalanı için Sıravolos deniyor yine. Tamamının Bodrum olması hangi yıllardan itibaren başlıyor? 1800, 1900’lerde. O zamana kadar üç ayrı bölüm olarak anılıyor: Kale ve liman için Bodrum kullanılıyor; Torba, Gündoğan, Yalıkavak, Gümüşlük, Turgutreis gibi Yarımada’nın kalanı için Sıravolos; içeride kalan yere de Karaova deniyor. Tüm Yarımada’nın adının Bodrum olması özellikle 1830’lardan sonra yeni idari teşkilatla başlıyor. Bazen Menteşe Sancağı’na, bazen Aydın vilayetine bağlı bir nahiye/bucak olarak geçiyor. Cumhuriyet’le birlikte de Bodrum adı aynen devam ediyor.

PETRUM, PETRUM, PETRUM=BODRUM?

Malta Şövalyeleri’nin Bodrum Kalesi’ni 1400’lerin başında Latince “Sanctum Petronium” yani Aziz Petrum adına kurduğu; kaleye Petrum Petrum Petrum diye diye de Bodrum’a dönüştüğü iddiası için ne dersiniz? Bu bir Batılı yaklaşımı. Bir şehir efsanesi bizim için. Batılı seyyahlar, aydınlar Anadolu’daki böylesine muhteşem bir uygarlığın Osmanlı’da kalmasına hep üzülmüşlerdir. Ben Batılı seyyahların Bodrum için yazdıklarının neredeyse tamamını okudum, hep bu üzüntüye hatta zaman zaman kötü sözlerine rastlamışımdır. Bodrum’la Aziz Petrum arasında bir bağ kurmak istemelerini bu nedenle anlayabiliyorum. Ama öyle olsa bu ismi o yıllar boyunca kullanıp zamanla Bodrum’a dönüştürecek Helen ırkından bir nüfus olması lazım Yarımada’da, onlar nerede? 18’inci yüzyılda nüfusun üçte biri Rum, ama ondan önceki ara dönemde izlerini sürmeme rağmen yoklar Bodrum’da. İkincisi yakınımızdaki adalarda yaşayan Helen ırkından Rumlar var, onlar da hep “Alikarnas” diyor, Bodrum demiyor. Dolayısıyla Petrum’u kullanan ve zaman içinde Bodrum’a devşirip dönüştürecek kimse yok. Ayrıca Efes’te, Burdur’da ve Osmaniye’de de “Bodrum” denen antik yerler varmış; o yerler de Aziz Petrum adına yapılmadığına göre Bodrum’un Petrum’dan bağımsız, başka bir açıklamasının olması gerekmiyor mu? Evliya Çelebi’nin yazdığı bir söz bu; 1671’de Bodrum’a gelmeden önce Efes’i görüyor ve oraya “Bodurum” diyor. “Harabistan” lafını da kullanıyor. Ben bütün yaklaşımlara açığım ancak şu ana kadar en mantıklı gelen açıklama bu: Türkler Anadolu’ya yerleştikten sonra Antik çağdan kalan ören yerlerine, harabelere Bodurum diyor. Osmaniye ve Burdur’da da Bodurum denen ören yerlerinin olması bana bunu düşündürtüyor.
Fransa Hükümeti tarafından Osmanlı topraklarına gönderilen mimar, arkeolog ve gezgin olan Charles Félix Marie Texier, 1833-43 yılları arasında tüm Anadolu’yu baştan aşağı dolaştı. 1882 tarihinde Paris’te basılan “Küçük Asya Şehirlerinin ve Yarımada Yerleşimlerinin Coğrafi, Tarihi ve Arkeolojik Tanımı” adlı eserinde yer alan bu Bodrum gravürü, “Château de Boudroun” adıyla geçiyor.
Fransa Hükümeti tarafından Osmanlı topraklarına gönderilen mimar, arkeolog ve gezgin olan Charles Félix Marie Texier, 1833-43 yılları arasında tüm Anadolu’yu baştan aşağı dolaştı. 1882 tarihinde Paris’te basılan “Küçük Asya Şehirlerinin ve Yarımada Yerleşimlerinin Coğrafi, Tarihi ve Arkeolojik Tanımı” adlı eserinde yer alan bu Bodrum gravürü, “Château de Boudroun” adıyla geçiyor.
Hipodrom’un H’si düştü Bodrum oldu, der misiniz? Yok, o kadar kolay bir ses benzeşmesinden Bodrum türemez. Her dilde bir kelime birkaç anlamda kullanılabiliyor malum, bence harabe yerler için Bodrum kullanılmış olabilir. İşin kökenine inmek için Aramice’ye de hakim olmak lazım tabii. Evliya Çelebi “Bodrum kalesini Bodrine Kralı” yaptı der; Bodrine lafı nereden çıktı sizce? Evliya Çelebi bir İstanbul aydını olduğu için bu kelimeyi oradaki özellikle Fransızlardan duymuş olabileceğini düşünüyorum. Çünkü Fransız seyyahlar da gravürlerine hep “Boudroun” yazmışlardır. Kendi zamanında böyle bir kelimeyi işitip ses benzeşmesiyle de böyle kaleme almış olabilir. Biliyorsunuz Türkçe’ye en çok Fransızca’dan kelime girmiştir.
Fransa’nın İstanbul Konsolosu ve aynı zamanda arkeoloji meraklısı bir gezgin olan Choiseul Gouffier’nin 1782 yılında Fransa’da yayınladığı “Voyage pittoresque de la Grece” kitabından bir gravür. Harita çizimi dönemin ünlü Fransız gravür sanatçıları F. Kauffer ve J. Perrier’ye ait. Her iki görselde de Bodrum adı “Boudroun” diye geçiyor.
Fransa’nın İstanbul Konsolosu ve aynı zamanda arkeoloji meraklısı bir gezgin olan Choiseul Gouffier’nin 1782 yılında Fransa’da yayınladığı “Voyage pittoresque de la Grece” kitabından bir gravür. Harita çizimi dönemin ünlü Fransız gravür sanatçıları F. Kauffer ve J. Perrier’ye ait. Her iki görselde de Bodrum adı “Boudroun” diye geçiyor.
Evliya Çelebi, Malta Şövalyeleri’nin Bodrum kalesini yapmak için Menteşe Beyliği’nden “Bir bodrum kadar yer yapacağız” diye izin istediğini, sonra kafirlerin aslında koca bir kale yaptığının ortaya çıktığını ve buraya da ondan Bodrum dendiğini yazar. Ama tabii o zaman yine başa dönüyoruz, Efes’e niye Bodrum dedi, Burdur’da, Osmaniye’deki yerlere vaktiyle niye Bodrum denmiş? Yani tabii Evliya Çelebi çok değerlidir, Seyahatnamesi önemli bir kaynaktır, ama pozitif bilimle uğraşmış bir isim değildir, bir seyyahtır sonuçta. İdris Bostan Hoca’ydı galiba, “Evliya Çelebi beni hiç yanıltmadı” dese de tarihçiler onun bazen abartttığını söyler. Vakanüvisler de böyledir. Gördüklerini, duyduklarını yazarlar. Tarihin bilimsel olarak ele alınması başka bir şeydir.
Mimar, arkeolog, teknik ressam, araştırmacı yazar olan Richard Popplewell Pullan, 1856’da Halikarnas’ta yüzey araştırmaları ve kazılara başlamış olan meşhur Charles Thomas Newton’un yanına tayin edildi; 25 Ağustos 1857’de  Halikarnas’a ulaştı; pek çok araştırma, kazı, çizim ve resimlere imza attı.
Mimar, arkeolog, teknik ressam, araştırmacı yazar olan Richard Popplewell Pullan, 1856’da Halikarnas’ta yüzey araştırmaları ve kazılara başlamış olan meşhur Charles Thomas Newton’un yanına tayin edildi; 25 Ağustos 1857’de  Halikarnas’a ulaştı; pek çok araştırma, kazı, çizim ve resimlere imza attı.
Bodrum’un “zindan” anlamında kullanıldığı fikrine ne dersiniz; bütün o ören yerleri aynı zamanda bir kale; kalelerde de zindanlar hep vardır, Osmanlı da Bodrum kalesini uzun yıllar zindan olarak kullanmış.  Barbaros Hayreddin Paşa’nın Gazavatnamesi’nde bunu destekleyen bir bölüm var. Kardeşi Oruç Reis Rodos’ta esir düşünce “Rodos Şövalyelerinin elindeki Bodrum’a gittim” diyor. Yani zindana. Biliyorsunuz annesi Grek’tir Barbaros’un ve Grekçe zindan “batrum” diye okunur. Grekçenin de dayandığı, ilk İncil’in yazıldığı Aramice’de “Batrun” diye bir kelime var mesela, bunun da araştırılması lazım. 
İngiliz asıllı sanatçı John Harrison Allan, Bodrum’a 1841-1842’de Küçük Asya seyahati esnasında geldi.
İngiliz asıllı sanatçı John Harrison Allan, Bodrum’a 1841-1842’de Küçük Asya seyahati esnasında geldi.

PROF. LUTTRELL’İ BODRUM’A GETİRMEMİZ LAZIMDI

Daha iddialar çok aslında: Eski Yunanca “petra”nın büyük kaya, “petraion”un da kayalık, taşlık anlamına geldiği, bu antik taş kalıntılarına petraion denip, zamanla “Bodrum”a dönüşmüş olabileceği… Mesela bir harita dizininde Bodrum adının modern Grekçe “Petroúnion” olarak geçmesi…Petroúnion’un Aramice “başkanın evi” demek olduğu, şövalyelerin yaptıkları kalelere böyle bir isim vermiş olabileceği gibi… Evet, bir kere Bodrum’un etimolojik DNA’sının çok güçlü bir kelime olduğu kesin. Biz burada ancak yaklaşımları sıralayabiliriz, kendimize göre mantıklı geleni seçebiliriz, ama kesinlikle budur diyemeyiz. Elimizdeki bilgiler kısıtlı. Osmanlı’da tarih ancak Fatih Sultan Mehmet’ten sonra yazılıyor, ondan öncesi yok. Arşivlerin henüz çok azı açılmış durumda ve Osmanlıca transkripsiyonlar hiç hızlı ilerlemiyor. Bodrum Kalesi’yle ilgili araştırma yaparken de ben yerli kaynaklarda tıkandım, ilerleyemedim, hep yabancı kaynaklara yönelmem gerekti. Onu yapmanın da imkanı sınırlı. Keşke imkanım olsa da İngiltere’ye gidip Profesör Anthony Luttrell’le tanışabilsem, onu Bodrum’a getirebilsem. Yaşı 90’lara gelmiştir sanıyorum. Bunun çoktan yapılması gerekiyordu.
Mehmet Çilsal
Mehmet Çilsal
Nedir Luttrell’in özelliği? Kanuni, 1522’de Bodrum Kalesi’nin anahtarını teslim alıp “Giden gider kalanlar benimdir” dediğinde Şövalyeler evrak dolu sandıklarını da alıp götürdüler. Bodrum’un en az 120 yıllık tarihi o sandıklarda gitti. Nereye götürdüler o sandıkları? Malta’ya. Malta’daki arşivlere kim girdi? Tabii ki tarih meraklısı bir Bodrumlu veya Türkiyeli değil;  Anthony Luttrell adında bir İngiliz profesör girdi. Çünkü Bodrum’u dert edinen tek kişi o idi. Sonra da tarihin babası Herodot bu topraklarda doğdu diye övünüyoruz değil mi? Yani bunu gerçekten anlamak mümkün değil. Bodrum, bugün artık  Türkiye’nin en zengin ilçesi. Mahalle başına, sokak başına en çok ATM’si olan, banka mevduat hesapları kişi başına en yüksek olan ilçe. Üç kuruş harca da kendi tarihini belgelendir, evrak neredeyse git, bul. Böyle bir bakış açısını bugüne kadar görmedik, ama bundan sonra yapılırsa Bodrum’a ve tabii Türkiye’ye büyük hizmet olur. Not: Bu söyleşinin sorularında Prof. Dr. Ayda Arel, Prof. Tuncer Baykara, Dr. Prof. Dr. Mehmet Akif Erdoğru, Prof. Dr. Ahmet Özgiray ve araştırmacı Bilal Aksoy’un konuyla ilgili çalışmalarından, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si ile Cevat Şakir’in Mavi Sürgün adlı eserinden yararlanıldı.