24 Şubat 2024, Cumartesi
08.12.2023 04:30

50 yıl önce okuduğu Harvard’da hayırseverliği “case study” oldu

Özyeğin Ailesi’nin hayırseverlik yolculuğu Harvard Business School’da “Özyeğin Sosyal Yatırımları: Hayırseverlikte Manevi Miras Oluşturma” başlığıyla “case study” oldu. Türkiye’de ilk kez bir ailenin başarı yolculuğu yarattığı toplumsal fayda ve etkiyle anlatıldı. Harvard Üniversitesi’ndeki derse Hüsnü ve Ayşen Özyeğin, aynı okulda sosyoloji ve politika okuyan torunları Lal Özyeğin ile 1993’ten beri ailenin tüm hayırseverlik faaliyetlerini yöneten Sosyal Yatırımlar Başkanı Ayla Göksel katıldı


100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkardığı özel başarı öykülerinden biri Hüsnü Özyeğin’in yolculuğu. İzmir’de orta sınıf bir ailede büyüyüp, hatta 6-7 yaşında çalışmaya başlayıp, Robert Kolej’i kazanan, ardından da mühendislik okumak için cebinde 1.000 dolara gittiği ABD Oregon State University’de özel bir öğrenci olmayı başaran, Harvard Üniversitesi’nde işletme master’ı yapan, Harvard Business School’dan mezun olan, bir süre ABD’de çalıştıktan sonra 29 yaşında döndüğü Türkiye’de en genç banka müdürü unvanını kazanan, ardından kendi bankasını kuran, adım adım işlerini büyüterek çok sayıda ilke imza atan bir hikayenin kahramanı Hüsnü Özyeğin.

Hüsnü Özyeğin bu başarılı adımları atarken, henüz servet sahibi olmadan eşi Ayşen Özyeğin ile birlikte burs ihtiyacı olan öğrencilere el uzatarak toplumsal fayda yolculuklarına başladı. Çünkü iyi bir eğitimin hayatları değiştirdiğine inanıyorlardı. Ardından okul öncesi eğitime odaklı Anne Çocuk Eğitim Vakfı AÇEV, Hüsnü Özyeğin Vakfı ve Özyeğin Üniversitesi geldi.

Harvard Business School’da case study olan bu başarı öyküsünü Hüsnü Özyeğin, kızı Ayşecan Özyeğin Oktay ve oğlu Murat Özyeğin birlikte anlattı.

Fotoğraf: Ferhat Zupçeviç

 

Nesilden nesile örnek

Hatırlatmakta fayda var; Harvard Business School bu vaka sunumlarında sadece bir başarı öyküsünü ortaya koymuyor. Aynı zamanda öğrencilerin yaşanmış bir hikaye üzerinden konuyu öğrenmesi, tartışması ve çoğu zaman bir dönüm noktasında olan kurumlarda farklı çözüm önerileri geliştirmelerini sağlamaya odaklanıyor. Bu yüzden de Harvard’ın “case study”leri en önemli öğrenme aracı olarak biliniyor. 

Özyeğin Ailesi’nin hikayesini özel kılan ise aile şirketlerinin devamlılığını, sürdürülebilirliğini sağlamak kadar hayırseverliğin ve iyiliğin de nesilden nesile aktarımında iyi örnek olmaları.

Buluşmamızda şunu gördüm; Özyeğin Ailesi’nin bireyleri için manevi miras, maddi mirastan çok daha önce geliyor. Bu konu birkaç yıl önce hazırladıkları Aile Anayasası’nda da önemli bir yer tutuyor. Aile; itibar, tevazu ve girişimcilik gibi değerlerin yanı sıra, topluma katkıyı ve iyiliğin birleştirici gücünü de DNA’sında taşıyor, bu sorumluluğu ikinci neslin ardından, üçüncü nesle de aktarmak için çalışıyor. 

Ailenin kalbi Ayşen Hanım

Aile ile ilgili analizde Ayşen Özyeğin “ailenin kalbi” olarak tanımlanıyor. Hüsnü Özyeğin’in hayırseverlik konusunda kararlı duruşu ve sürdürülebilir çalışmalara  desteği, Ayşen Özyeğin’in iyiliğe olan inancı ve yüksek empati gücüyle yan yana geldiğinde gelecek nesillere aktarılacak önemli bir miras oluşturuyor. 

Özyeğin çiftinin henüz evliliklerinin başında, dezavantajlı kesimlerdeki çocuklara burs verdiklerini ve bu adımı atmalarında Ayşen Özyeğin’in çocukluk yıllarından itibaren annesi ile beraber o zamanlar adı Acıbadem Yetiştirme Yurdu olan yurdu ziyaret ederek orada yaşayan çocukların ihtiyaçlarını karşılamış olmasının etkili olduğunu öğreniyoruz.

- Hüsnü Bey, Bir Dünya Kurmak adlı kitabınızda tüm ayrıntılarıyla anlatıyorsunuz. Çok değerli bir girişimcilik öyküsü sizinki. Şimdi özellikle de Harvard Business School’da hikayeniz paylaşılırken karşınıza Amerika’ya adım atan o genç Hüsnü Özyeğin çıksa ona ne derdiniz? Duygularınızı merak ediyorum.

Hüsnü Özyeğin: Her Robert Kolejli gibi lisans eğitimimi ABD’de yapmak istedim, birçok inşaat mühendisliği fakültesine başvurdum. Her yerden kabul aldım ama burs alamadım. Robert Kolej’deki matematik hocamın tavsiyesi ile konaklama ve yemek bursu olan Oregon State’e başvurdum. Bir ailenin yanında kaldım. Çok şey öğrendim onlardan. Harvard’a giderken beni çok desteklediler. İkinci yılda okulda  kafe işlettim. Orası benim için dönüm noktası oldu. Tam anlamıyla ilk girişimcilik adımım orası oldu. O yıl 8.200 dolar kazandım. Şimdi o Hüsnü karşıma çıksa “Hayal kurmaktan vazgeçme ve çok çalış” derdim herhalde.

- Kitabınızda da her ayrıntı var, 1 dolar kazanmanızdan, tüm öğretmenlerinizin adlarına. Hafızanız müthiş.

Murat Özyeğin: Babam bunları anlatırken müthiş bir haz duyuyor. Ve aslında kendi hayatına dokunanları hep söylüyor. Birinin hayatına dokunmak hayat değiştiriyor, bunu çok iyi tecrübe etmiş biri. Robert Kolej’deki matematik öğretmeni, Amerika’da yanında kaldığı aile vs.

H.Ö: Şans faktörü de var hayatımda.

M.Ö: Olur mu baba? Tırmalıyorsun, çok çalışıyorsun, azimlisin. Belki Türkiye’ye geldiğinde Mehmet Emin Karamehmet ile karşılaşman şans ama diğerleri bence değil.

Ayşecan Özyeğin Oktay: Ben de öyle düşünüyorum. Biz hep babamdan, attığı her adımda fırsatları doğru değerlendirmenin ve detaylara hakim olmanın ne kadar önemli olduğunu gördük. Bunlar başarıyı getiren ve herkeste olmayan özellikler.

- Murat Bey siz de Harvard Üniversitesi Global Danışma Kurulu üyesisiniz. Aile şirketlerinin öyküleri arasında sizin öykünüzün nasıl bir farkı oldu? Daha çok Batılı aile şirketleri anlatılmış bugüne kadar. Özellikle baktım, İtalyan aileler dikkatimi çekti.

M.Ö: Çocukken Ayşecan ile benim günlük hayatımızın bir parçasıydı. Örneğin sabah kahvaltılarında bir vakfımızın bir fayda konusu konuşulurdu. Bize her şey doğal olarak aktarılırdı. Harvard’da da hayırseverlik mirasını  3’üncü kuşağa nasıl aktaracağımıza dair tartışmalar yapardık. Ben bu devrin doğal olarak gerçekleşeceğini düşünüyorum. Tüm çabamız çocuklarımızı küçük yaşlardan itibaren aynen bize yapıldığı gibi süreçlere dahil etmek yönünde. Hatta ben onları daha şanslı da buluyorum. Babam ve annemle çok vakit geçiriyorlar, onlardan bu değerleri, mirası alıyorlar.

A.Ö.O: Biz birinci elden yaşadık, şahit olduk bu konulara.Onların heyecanlarını, duygularını paylaştık. Şimdi bizim çocuklarımız da bunları nasıl ileri götürmeye çalıştığımızı görüyor. Aynı şekilde torunlar büyükleriyle zaman geçiriyor.

Seyahatler, maçlar, kahvaltılar vs. Ve çok sağlam kurumsal bir yapı kuruldu. Çünkü biliyoruz bu bizim en özel mirasımız.

(Soldan sağa sırasıyla)Lal Özyeğin, Prof. Christina Wing, Hüsnü Özyeğin, Ayşen Özyeğin, Ayla Göksel

 

- Hüsnü Bey size dönelim. Siz gerçekten de henüz yolun başındayken başlamışsınız çocuk okutmaya. O günleri biraz anlatır msınız?

1976 yılında 6.540 lira maaşla işe başladım. Ayşen ile o dönemde tanıdığımız Süheyla Hanım vasıtasıyla öğrenci okuturduk. 1984 yılında Yapı Kredi Bankası’na genel müdür oldum. O dönemde Bedrettin Dalan çağırdı, İstek Vakfı’nı kuruyordu. Bana anlattı. Destek istedi. O zaman banka adına bağış yapmıştım. Burs verilecek çocuklarla yüz yüze görüşürdük. Benim eğitimde ilk katkım orada oldu. Ama bana bu konuda ilham veren insanlar arasında Vehbi Koç’un yeri ayrıdır. Yeniköy’de bir apartmanda 2’nci katta oturuyordum, Vehbi Bey 4’üncü kattaydı. Her cumartesi görüşürdük. Vehbi Bey’den çok feyzaldım. O da beni yöneticiler konusunda, maaşlar konusunda konuştururdu. Hatta Vehbi Bey konuşmaları not aldırırmış, benim haberim yoktu. Yaşı babamdan büyüktü, kendisiyle çok şakalaşırdık. Aile Planlaması Vakfı toplantıları olurdu. Bir gün geldi “Vakfa ana varlık fonu oluşturalım. Herkes 50’şer bin dolar verecek” dedi. Ben de herkesin içinde, “Vehbi Bey ben 50 bin dolar, siz de 50 bin dolar vereceksiniz, öyle mi?” dedim, herkes çok güldü. Çok harika, nüktedan bir insandı. Ben Finansbank’ı kurdum. 26 Ekim 1987 pazartesi günü bankayı Gümüşsuyu’nda bir apartmanın 8. katında açıyorum, sabah Vehbi Bey’i aradım, “Gelir misiniz?” dedim, hemen geldi.

Kazım Taşkent’i de aramıştım, o da geldi. O da bankacılığın babasıydı. Özel sektörün babası Vehbi Bey ile bankacılığın babası Kazım Bey açtı bankayı. İlk krediyi Vehbi Bey’e verdim, zor ikna ettim, “sembolik” dedim, Tat Konserve’ye almak istedi. Gözdesiydi Tat Konserve. Kazım Bey de müstesna bir isimdi. Bilkent Üniversitesi Kurucusu İhsan Doğramacı’ya da Hoca Bey derdik. O da eğitim konusunda çok ileri adımlar attı. O da beni severdi ve üniversitenin mütevelli heyetine aldı. Aslında gençtim, mahçup olurdum bu toplantılarda. Bu isimler hep herkesi dinler, sonra bana “Sen ne düşünüyorsun” diye sorarlardı. Bir üniversite nasıl kurulur, nasıl işler orada öğrendim.

- Siz bir kitap daha yazın Hüsnü Bey.

H.Ö: Sanırım bir kitap daha çıkar.

- 20 Kasım’da Harvard’da hikayenizi dinlerken yaşadığınızı  merak ediyorum.

H.Ö: Benim 2 yıl ders aldığım binada anlatıldı. Sınıf atmosferinde, Ayşen ve Ayla Hanım, torunum Lal yan yana oturduk. Daha çok Amerikalı değil, yabancı öğrenciler vardı, dikkatimi çekti. Profesör case’i takdim etti, öğrenciler yorumlar yaptı. Hepsi ders öncesi okumuşlardı, hazırlanıp gelmişler. Çok güzel sorular sordular, yorumlar yaptılar, çok mutlu oldum. “Bu faaliyetler nasıl devam edecek” diye de sordular. Tabii mezun olduğum okulda 50 yıl sonra bunları anlatabilmek tarifi güç, müthiş bir duygu. Daha önce hep başarılarımı anlattığım ortamda manevi miras ve değerler üzerine konuşmak farklı bir haz.

- İlk sorumun tam tersini soracağım. O günkü delikanlı karşınıza çıksa ne dersiniz demiştim, size şimdi tersini sorayım, o genç sizi görse ne derdi?

“İnanmıyorum, sen bu işleri nasıl yaptın, helal olsun sana” derdi herhalde.

- Başta sizi ve Ayşen Hanım’ı ve tüm aileyi tebrik ederim. 

Hüsnü Özyeğin 50 yıl önce mezun olduğu Harvard Üniversitesi’nde kendi oturduğu sıralarda önce kendi hikayesini dinledi, sonra da öğrencilerin sorularını yanıtladı

30 yılda 1.5 milyon kişinin hayatını değiştirdi

Hüsnü Özyeğin 1987’de 3 milyon dolar olan tüm servetini Finansbank’ın kuruluşu için yatırıma yönlendirdi. 2 yıl geçmeden burs çalışmalarını kurumsal bir çatı altına taşımak için Hüsnü Özyeğin Vakfı’nı kurdu. Vakıf sadece burs vermekle kalmadı, Kırsalda Umut Var kırsal kalkınma programı, kız yurtları, okullar birer birer hayata geçti. Vakıf liseye gitme oranı düşük bölgelere odaklandı. Sonra Hüsnü Özyeğin’in en büyük hayali Özyeğin Üniversitesi kuruldu.

• Daha sonra Finansbank’ın yüzde 46’sının Yunanistan Ulusal Bankası’na satışı gerçekleşti. Satıştan elde edilen 2.75 milyar dolar nakit, Özyeğin Ailesi’nin sosyal alandaki yatırımları gerçekleştirmesi için gerekli fonu yarattı.

• Son 30 yılda Özyeğin Ailesi’nin sosyal yatırımları toplamda 525 milyon dolarlık bir destekle, 1.5 milyon kişiye ulaştı. 

• Vakıf bugüne kadar 26 adet kız yurdu inşa etti. Bu yurtlarda yılda 5 bin öğrenci misafir ediliyor. Bu öğrencilerin yüzde 52’si ise eğitimlerine devam ederek üniversiteye gidiyorlar. Vakıf bugüne kadar 18 ilköğretim okulu ve 8 de lisenin inşaatını tamamladı. Bu şekilde her yıl 30 binin üzerinde öğrencinin eğitime erişimini kolaylaştırdı.

• Vakıf aynı zamanda rehabilitasyon alanında da projeleri hayata geçirdi. Oya Bahadır Yüksel Gençlik Rehabilitasyon Merkezi 2007 yılında Gaziantep’te, madde kullanımıyla  mücadele eden gençlere destek vermek üzere açıldı. 

• Rize’de ise otistik ve engelli çocukların tedavisi için 300 yataklı Rize Kızılay Hüsnü Özyeğin Rehabilitasyon Merkezi kuruldu. 

• 1993 yılında Harvard Business School’da MBA okuyan Türk öğrencilere finansal destek sağlayan burs fonu hayata geçirildi. 

Okul öncesi eğitim için kurdu

• Ayşen Özyeğin AÇEV’i, Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Prof. Dr. Sevda Bekman ve Prof  Dr. Diane Sunar tarafından Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen bir erken çocukluk eğitim programını yaygınlaştırmak üzere kurdu.  

• 1993 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın iş birliği ile yaygınlaşan Anne Çocuk Eğitim Programı, 1995 yılında İşlevsel Kadın Okuryazarlığı ve 1996 yılında ise Baba Destek Programı ile devam etti.

• AÇEV’in programları 4 farklı kıtada 16 farklı ülkede uygulandı. 

• AÇEV son 30 yılda 15 bine yakın gönüllü ve öğretmenin eğitimini tamamlayarak, 1.2 milyon kişiye bilimsel temelli eğitim programlarıyla ulaştı. TV ve dijital programları ile 10 milyon kişiye erişti. 

• AÇEV’in “7 Çok Geç” isimli kampanyası ile Türkiye’de okul öncesi eğitim alan çocukların oranının yüzde 24’ten yüzde 95’in üzerine çıkmasına katkı sağladı. 

AÇEV deprem bölgesinde

• 6 Şubat depremi sonrasında Nurdağı (Gaziantep), Defne (Hatay) ve Adıyaman’da 5000 kişiye barınma imkanı sağlayan konteyner kentler kurdu. Nurdağı ve Defne’de günde 1500 öğrenciye eğitim veren 2 ilkokul, 3 ilde AÇEV merkezleri ve Adana’da Çukurova Üniversitesi liderliğinde depremde uzuvlarını kaybeden çocukların fiziksel ve psikolojik rehabilitasyonu için Çocuk İyilik Merkezi’ni hayata geçirdi.

Özyeğin Üniversitesi 

Üniversite 18 Mayıs 2007’de kuruldu. Kuruluşunun ilk 10 yılında, 40 ülkeden öğrenci ağırlamaya başladı. Finansal olarak erişilebilir olma hedefiyle, öğrencilerinin yüzde 85’inden fazlasına burs olanağı sağladı. Kuruluşunun ilk 5 yılında Sanayi Bakanlığı’nın Girişimcilik ve İnovasyon sıralamasında ilk 5 arasında yer aldı. Bugün 6 fakülte, 2 yüksekokul ve 3 enstitü ile 8 bin öğrenci öğrenimine devam ediyor.