17 Nisan 2024, Çarşamba
23.02.2024 04:30

Kökleri Kapalıçarşı’ya dayanan Adler’le Gstaad’da Türkiye sohbeti

İsviçre’nin en ünlü kasabalarından Gstaad’ın, “Promenade”- yaya yolu dünyanın en ünlü caddelerinden biri. Şaleleri, kayak merkezi, doğası, gurme lezzetleri, spor ve sanat etkinlikleriyle bilinen Gstaad’ın trafiğe kapalı bu caddesinde Hermes, Chanel, Louis Vuitton, Loro Piana, Brunello Cucinelli, Patek Philippe gibi mağazalar sıralanıyor. Liz Taylor, Prenses Diana, Madonna, prens ve prensesleri de ağırlayan Gstaad’ın sakinleri arasında “old money” yani yüzyıllardır zengin ve aristokrat olan aileler var.

Geçtiğimiz hafta bir arkadaşımla Gstaad’taydım. Halen Yale Üniversitesi’nde okuyan oğlu İsviçre’nin en ünlü uluslararası eğitim kurumlarından Le Rosey’den mezun olmuştu. Bu okulda okuyan öğrenciler çift kampüslü bir eğitim alıyorlar. Noel tatilinden sonra Gstaad’taki kampüse geçiyorlar. Türkiye’den de bazı ailelerin çocukları bu okulda okuyor. Oğlunun Le Rosey’de okuduğu dönemde arkadaşım Franklin Adler ile tanışıyor.

Adler mağazası, Gstaad’ın lüks markalar caddesi Promenade’da yer alıyor.

Gstaad seyahatimizde bir durağımız da Adler oldu.  Adler dünyanın en özel mücevher markalarından. Tekli üretim yapıyor. Her biri tek üretimli tasarımları Londra, Cenevre, Hong Kong, Japonya, Birleşik Arap Emirlikleri gibi yerlerde müşterilerle buluşuyor. Mağazaya randevu alıp gidiliyor. Bu özel markanın İstanbul’dan çıkan güzel bir hikayesi var.

Markanın üçüncü kuşak temsilcisi Franklin Adler ile sohbet etme fırsatı buldum. Hayat hikayesinden de çok etkilendim. İstanbul ile ilgili sözleri mağazadaki mücevherler kadar etkileyiciydi.

Markanın kurucusu Jacques Adler 1886 yılında Viyana’dan İstanbul’a gelir; Viyana’da kuyumculuk eğitimi alan Adler’in hedefi aslında Amerika’ya gitmektir. Ancak İstanbul onu büyüler. Jacques Adler mimariye, sanata, müziğe, tasarıma çok düşkündür. İstanbul’un cazibesi, renkliliği, mozaiği, Boğaz’ın dinamizmi ve enerjisi Viyana’dan taşıdığı tasarım, tarih ve sanat tutkusuyla birleşir. Jacques Adler ABD’ye gitmekten vazgeçer, İstanbul’da kalır. Adler’i İstanbul’da kurar. İlk adımı da Kapalıçarşı’da atar.  1937’de işini oğlu Edouard Adler’e devreder. Marka kişiye özel tasarımlarıyla tanınır. Ünü Kapalıçarşı sınırlarını aşar.

İsviçre’ye geçiş

Bir süre sonra Jacques Adler’in üç torunu Carlo, Franklin ve Leyla Adler yönetimi devralır.

16 Şubat 1969, İstanbul. Kanlı Pazar diye bilinen olaylarda Taksim karışır… Bunun üzerine Franklin Adler ailesini ve işini İsviçre’ye taşımaya karar verir. Çok iyi bilinen bir markası olmasına ve yıllardır süren ilişkilerine güvenmesine rağmen bu, hayatında aldığı en zor kararlardan biri olur. Yüreğinde İstanbul’a olan tutkusunu saklı tutarak gider İsviçre’ye. Ancak işler beklediği gibi olmaz. Şirketi taşımasında güçlük çıkar. İsviçre hükümetinin kabul etmediği ailesini Fransa sınırındaki bir kasabaya yerleştirir. Her akşam 7 km uzaklıkta ailesinin yaşadığı Fransa’daki eve gider.

1972 yılında Adler’in İsviçre’de başladığı yolculuğu markayı dünyada önemli bir noktaya taşır. Her biri tek üretimli mücevherlerden asla vazgeçmez Adler. Cenevre markanın ana merkezi olur, dünyanın farklı yerlerinde mağazalar açılır. Gstaad ise markanın özel mağazalarından biri olarak hayata geçer.

Ve Franklin Adler yılda birkaç kez İstanbul’a, seçkin müşterilerine gelip kişiye özel koleksiyonlarını sunuyor. Roma ve Cenevre merkezli atölyelerinde köklü geçmişini tasarımlarla buluşturan Franklin Adler yılın 1-2 ayı Bodrum’da yaşıyor. Son dönemde o da Bodrum’un kalabalıklığından çok şikayetçi.

Gstaad’ı anlatırken, “Burada kimse paradan söz etmez ama yaşayanlar milyar dolarlıktır” diyor. Mağazada ahşapla mücevherlerin buluştuğu tasarımlar dikkatimi çekiyor, Franklin Adler, “Hiçbir zaman moda markası olmadık” hatırlatmasını yapıyor.

Franklin Adler’in Türkiye’de çok özel dostlukları var. Bu dostlukları da çok kibar ve zarif kelimelerle anlatıyor.

Dünyanın önde gelen mücevher markasının köklerinde İstanbul’un cazibesi, eşsizliği, dinamizmi, Osmanlı sanatının izleri, çok kültürlülük ve zanaatkarlık yatıyor. 

The Stay Cennet Koyu’na geliyor…

Çağdaş Holding son 20 yıldır Bodrum odaklı büyüyen bir şirket. Bodrum’un her yerinde izleri var. Kruvaziyer limanında Global Yatırım Holding ile ortaklar. Onlarca gayrimenkul projesinde imzaları var. Turgutreis Swissotel de kısa bir süre önceye kadar Çağdaş Holding’in çatısı altındaydı. Çağdaş Holding oteli iki ay önce Süleyman Çetinsaya’nın Avrupakent Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’na sattı. Grubun yükselişinde büyük önemi olan Çağdaş Beton da iki yıl önce elden çıkartılmıştı.

Çağdaş Holding’in en özel projelerinden biri Cennet Koyu’ndaki Akana Otel… Edindiğim bilgilere göre Çağdaş Holding Akana Otel’de The Stay zincirinin sahibi Muzaffer Yıldırım ile el sıkıştı.

Muzaffer Yıldırım sektörün yenilikçi isimlerinden. İş dünyasında da adım adım büyüyen özel bir hikayeye imza atıyor. Hatırlatmak gerekirse profesyonel basketbolcu olan, iş hayatına da Vakko Gym ile başlayan Muzaffer Yıldırım, 3 yıl Philip Morris’te, 2000’e kadar da 10 yıl Alarko Turizm Grubu’nda genel müdürlük yaptıktan sonra 2001 yılında Menderes Utku ile birlikte sinema, restorancılık gibi alanlarda faaliyet göstermek üzere MARS Entertainment’ı kurmuştu. Spor kompleksleri MAC’leri büyüten Yıldırım, otelciliğe de The Stay ile adım attı. Nişantaşı, Ortaköy, Bebek ve Alaçatı’nın ardından Muzaffer Yıldırım’ın The Stay markası için Bodrum Akana Otel’le anlaşması sezon öncesi en çok konuşulan konulardan biri.