28 Mayıs 2024, Salı Gazete Oksijen
12.11.2021 04:29

Zeytini İtalyan gibi üretip İspanyol gibi satmaya çalışıyoruz

İspanya, zeytinyağında konvansiyonel üretim ile düşük maliyet ve düşük fiyat politikası güdüyor. İtalya, İspanya’ya göre görece pahalı olan geleneksel üretim modelini tercih ederken, ürünlerini de daha pahalıya pazarlıyor. Türkiye ise zeytinyağını İtalya gibi üretip İspanya gibi satmaya çalışıyor

Sonbaharın son güneşli günlerinde soluğu Ayvalık ve Burhaniye’de alıyoruz.  Sıcaklık 19-20 derece, gökyüzünde tek bir bulut yok. Ama güneşe de pek aldanmamak lazım, içten içe üşüten rüzgârlı bir hava hâkim körfezde... Kuzey Ege’de hummalı bir zeytin hasadının heyecanına ortak oluyoruz. Bu yılki mahsul geçen yıla göre daha iyi, üreticinin yüzü gülüyor. Ama gülerken de düşündüren bir şey var, o da hızla artan girdi maliyetleri... O yüzden rekolte kadar fiyat da zeytin üreticileri için çok önemli... Edremit Körfezi’nde önce hasada katılıyor ve ölmez ağacının o güzel meyvelerini silkeliyoruz, sonra da toprağa temas etmemesi için ağacın altına serilen özel brandalar üzerinde biriken zeytinleri sepetlerimize dolduruyoruz. Fırsatı yakalamışken üreticilerin de nabzını tutmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu köşede zeytin ve zeytinyağına, tadım ya da lezzetli tarifler tarafından değil rakamların gözünden, ekonomik açıdan bakacağız.  Zira bugünlerde hem üretici hem de tüketicinin ağzının tadı, fiyatlara endekslenmiş durumda. İklim değişikliğinin verimden kaliteye kadar olumsuz etkileri tıpkı tarımın diğer alanlarında olduğu gibi zeytinciliğe de yansıyor. Zeytin müstahsili için üretim her geçen yıl daha zorlu ve riskli bir hâl alıyor. Öte yandan özellikle budama ve hasat dönemlerinde kalifiye işçi bulmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Artan işçilik maliyetleri de cabası… Ama maliyet artışı sadece işçilikle sınırlı değil. Başta gübre, zirai ilaç ve enerji olmak üzere girdilerdeki sert yükseliş üretimi daha kırılgan bir hale sokuyor. Zira girdi fiyatlarındaki son artışlar gelecek sezonun üretici fiyatları üzerinde şimdiden ciddi bir baskı yaratacak gibi gözüküyor.  TÜİK’in Ekim ayı TÜFE verilerine bakarsak, son 1 yılda sofralık zeytinin fiyatı yüzde 22 artarken, zeytinyağı fiyatları ise yüzde 48 yükseldi. Ama çarşı, pazar ya da marketteki nihai tüketiciye sorduğumuzda, hissedilen fiyat artışları resmi verilerin çok daha ötesinde… 

Rekolte ve fiyat beklentileri

Peki, bundan sonraki aylarda zeytin ve zeytinyağı fiyatları nasıl bir seyir izleyecek? Öncelikle şunu belirtelim… Yeni sezona dair fiyat beklentilerinde, geçen sezondan miras kalan kuraklık riskini ve ihracattaki ivme ile girdi fiyatlarındaki yükselişin öncü etkilerini göz ardı etmemek lazım.  Ama fiyatlara geçmeden önce rekolte tarafındaki beklentiye bir göz atalım. Her yıl Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK), rekolte tahminine yönelik çalışma yapar ve bunu kamuoyu ile paylaşır. Bu sezon da aynı çalışma yapıldı ancak Tarım Bakanlığı’ndan onay niteliğinde yanıt beklendiği için sonuç raporu günlerdir rafta bekliyor. Biz bu yazıyı yazarken UZZK ya da bakanlık tarafından henüz bir açıklama yapılmamıştı. O yüzden eldeki tek resmi veri TÜİK’in bitkisel üretim ikinci tahmini… TÜİK, 2021 yılı için zeytin üretiminde yüzde 35.4 artış öngörüyor ama bu oran konuştuğumuz sektör paydaşlarına göre oldukça iddialı. Zira ülke ortalamasında bir artış söz konusu olsa da bu, her bölge için geçerli değil. Örneğin Mersin ve Adana’yı içine alan bölgelerde rekolte kısmen düşük ama Hatay taraflarında daha iyi… Ege’de de geçen yıla göre beklenti daha yüksek. Güneydoğu Anadolu’nun bazı kesimlerinde rekolte beklentisi daha iyiyken bazı bölgeler daha düşük seviyede… Özetle her bölgeden farklı tahminler geliyor.

Fiyatlar çok tartışılacak

Rekolte tahmini tam manasıyla netleşmese de fiyatlar yavaş yavaş netleşmeye başladı. Tariş, geçen sezon sızma zeytinyağının kilogramını 26 liradan alırken, 2021-22 dönemi alım fiyatını yüzde 34.6 artırarak kilogram başına 35 lira fiyat açıkladı. Fiyatlar önümüzdeki dönemde yukarı yönlü revize edilebilir. Türkiye’nin farklı bölgelerinde natürel sızma zeytinyağı üretici satış fiyatı da ortalama 35-40 TL aralığında değişiyor. Bu rakamlar da önümüzdeki aylarda zeytinyağının raflardaki fiyatlarını yine gündemde tutacak gibi gözüküyor.  Hatırlanacağı üzere, geçen sezon rekolteki düşüş ve fiyatlardaki artışın ardından Tarım ve Orman Bakanlığının talebi üzerine zeytinyağının dökme olarak ihraç edilmesine 1- 31 Ekim 2021 tarihine kadar yasak getirilmiş ancak yasak Ağustos ayında kaldırılmıştı.

İtalya ve İspanya modeli

Şimdi gelelim yazımızın başlığındaki konuya… Türkiye’nin zeytincilik alanında hâlâ gerçek bir stratejisi olduğunu söylemek zor. Daha net ifadeyle bize has bir ‘üretim’ ve ‘pazarlama’ modelimiz maalesef yok.  Mesela İtalya, genel manada zeytinyağı üretiminde butik denebilecek ‘geleneksel üretim’ modeline odaklanmış durumda. Yağın işlenme sürecini çoğunlukla lüks tüketim kitlesine yönelik gerçekleştirerek ‘marka algısı’ ile üretim yapıyor. Belki İspanya’ya göre daha pahalıya mal edebiliyor ama pahalıya da pazarlıyor.

Türkiye’nin zeytincilik stratejisi net değil

İspanya ise modelini daha çok ‘konvansiyonel’ ve ‘teknoloji yoğun tarım’ üzerine kurmuş gözüküyor. Yani düşük maliyetli, yüksek hacimli üretime odaklanmış durumda. Böylece daha geniş bir tüketici pazarına erişiyor. Türkiye ise bu iki modelin ortasında bir üretim ve pazarlama yoluna gidiyor. Yani İtalya modelini andıran bir üretim gerçekleştirmeye çalışırken, pazarlama tarafında İspanya gibi hareket etmeye çalışıyor. Yani daha öz ifadeyle pahalıya mal edip, ucuza satmak durumunda kalıyor.  Dolayısıyla ne üretimde ne de pazarlamada hak ettiği gerçek randımanı alamıyor ve gerçek potansiyelinin çok altında ihracat rakamlarıyla yetinmek zorunda kalıyor.  Günün sonunda baktığımızda İspanya 3.2 milyar dolarlık zeytinyağı ihracatı gerçekleştirirken, İtalya 1.6 milyar dolar, Tunus 808 milyon dolar ve Yunanistan 563 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiriyor. Türkiye’nin zeytinyağı ihracatı ise 135 milyon dolar seviyesinde. Buna 150 milyon dolarlık sofralık zeytin ve 9 milyon dolarlık prina yağı ihracatını da eklerseniz zeytincilikten elde edilen toplam döviz geliri 294 milyon doları ancak buluyor.

İtalyan şişesindeki Türk zeytinyağı

İspanya ve İtalya gibi üretici ve ihracatçı ülkeler verimi yüksek, kaliteli, düşük maliyetli, katma değeri yüksek ürünler üretmekle kalmıyor, bu ürünleri yapıcı rekabet stratejisiyle markalı şekilde tüm dünyaya pazarlıyor. Türkiye’de ise zeytinyağı ihracatının yaklaşık üçte ikisi katma değeri çok düşük nitelikteki ham yağ (dökme ve varilli) şeklinde gerçekleştiriliyor. İspanya ve İtalya da bu dökme zeytinyağlarını bizden alıp, katma değerli şekilde şişeleyerek Türk zeytinyağını kendi markasıyla 3-4 katına pazarlıyor. Dolayısıyla bu işin kaymağını hem küresel zeytinyağı üretiminin hem de ihracatının yarısından fazlasında söz sahibi olan İspanya ve İtalya yiyor. Hâlbuki doğru bir strateji ve destekleme politikasıyla Türkiye’nin mevcut ihracat rakamını dörde beşe katlaması hayal değil.

Zeytincilikte verim göstergeleri

Türkiye’nin zeytin ağacı varlığı son 25 yıldır istikrarlı şekilde artıyor.  TÜİK’e göre, 1995 yılında 88 milyon olan Türkiye’nin zeytin ağacı varlığı 2020 itibariyle 187 milyonu aştı. Bunların 159 milyonu meyve veriyor. Her ne kadar ağaç varlığındaki artış trendi göz kamaştırsa da verimlilik tarafında hâlâ olmamız gereken noktada değiliz.  Örneğin zeytinde dekar başına verim İspanya’da ortalama 370 kg iken İtalya’da 260 kg düzeyinde. Yunanistan’da ise 210 kilogramı buluyor. Dünya ortalamasının 215 kilogram olduğu bir ortamda Türkiye, dekar başına yaklaşık 200 kilogram verim alıyor. Bir başka deyişle İspanya ve İtalya’da ağaç başına verim 45-50 kg seviyelerinde iken Türkiye’de ise bu rakam 15-20 kg aralığında değişiyor. Tabii bu sezon kuraklık nedeniyle Avrupa ülkelerinde verimlerin genelinde bir düşüş söz konusu ama paylaştığımız veriler uzun yıllar ortalamasını kapsıyor. 

Sektörün öne çıkan sorunları

Sektörün kronikleşen sorunları da yıllardır çözüm bekliyor. Bunlardan biri taklit, tağşiş ve kayıt dışılık meselesi. Özellikle gıda enflasyonunun yüksek seyrettiği dönemlerde bu sorun daha da gün yüzüne çıkıyor. Tüketici sağlığını tehdit eden bu durum, haksız rekabet ortamı yüzünden sektörün de büyümesi ve gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Sektörün rahatsız olduğu bir diğer konu ise Suriye’den dahilde işleme rejimi (DİR) kapsamında ithal edilen zeytinyağına yönelik gelişmeler. İhraç şartıyla sınırdan geçen yağların denetimsiz bir şekilde iç piyasaya sürülerek fiyatların baskılanmaya çalışıldığını savunan sektör paydaşları, haksız rekabet ortamı oluşturulmasından şikâyetçi. Bir diğer sorun ise artan maliyetler karşısında düşük kalan destekleme primleri. Üreticilere zeytinyağında kilo başına verilen 80 kuruş desteğin en az 3 TL’ye çıkarılması talep edilirken, dane zeytinde kilogram başına verilen 15 kuruş desteğin de 75 kuruşa çıkarılması bekleniyor.

İklim değişikliğinin etkisi artıyor

Zeytin hasadına katılmakla kalmıyor, 16’ncı Uluslararası Ayvalık Zeytin Hasat Festivali kapsamında Çamoba Köyünde düzenlenen “İklim Değişikliğinin Zeytine Etkisi” konulu paneli de izliyoruz.  Köy meydanında gerçekleştirilen panelde konuşan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezinden Prof. Dr. Murat Türkeş, 2019’dan bu yana Türkiye’nin sıcak ve kurak bir dönemden geçtiğini ifade ederek, “Türkiye’nin büyük bir bölümünde son 30 yıldır sıcaklıklarda ciddi bir artış eğilimi var. Sıcak hava dalgalarının sıklığı ve şiddeti artıyor. Toprak nemi azalıyor. Yağış rejimi çok değişken bir hâl aldı. Zeytin Akdeniz’in doğal bir bitkisi ama iklim değişikliği ile birlikte artık Karadeniz’in bazı ılıman bölgelerinde bile zeytin yetiştiriciliği görülmeye başlandı” dedi. Türkiye’nin yanlış ve kötü arazi kullanımı nedeniyle kuraklığa ve çölleşmeye daha meyilli hale getirildiğinin altını çizen Prof. Dr. Türkeş, İspanya ve İtalya gibi zeytincilikte lider konumdaki ülkelerin iklim değişikliğine yönelik şimdiden modelle çalışmaları yaptığını hatırlattı. Panel sonunda köy meydanında toplanan çiftçilerle mini bir anket yapıldı. Çamoba Köyü’ndeki 41 üreticiye “En büyük sorunlarınız neler?” diye soruldu. Üreticiler, ana sorunlarını şu şekilde sıraladı: Yüksek girdi maliyetleri, su sıkıntısı, artan işçi maliyeti, nakliye ve pazar sorunu, rekabet sıkıntısı. “İklim değişikliğine inanıyor musunuz?” sorusuna ise 36 üretici evet yanıtı verirken, 5’i hayır diye cevapladı.