15 Nisan 2024, Pazartesi
10.09.2021 04:30

Eylül ve İstanbul

Şehirde yazın durgunluğundan sonra hareketlenmeler başladı. Mekanlar artık daha dolu, işletmecilerin de hafiften yüzleri gülüyor. Bu hafta, benim de en çok bulunduğum Etiler, Ulus ve Boğaz hattında gitmekten keyif aldığım mekanlardan başlamak istiyorum. Mandarin Oriental İstanbul: İçindeki Novikov ile birlikte kısa zamanda şehrin gözdelerinden biri oldu.  Ay sonunda Hakkasan İstanbul’a yeniden merhaba diyecek. Yine bir söylentiye göre Lucca da Bodrum Mandarin’den sonra burada da bir şube açmayı düşünüyormuş. Ama hala doğrulatamadığımı söylemek isterim. Bebek Hotel By The Stay: Açıkçası tüm yazın, şehirdeki en popüler mekanıydı. Gerek giriş katı, gerekse de teras katındaki barı, neredeyse her akşam ağzına kadar doluydu. Belli ki sonbaharın da gözdesi olmaya devam edecek. Lucca: Mandarin Bodrum içinde harika ve tıka basa bir yaz geçirdi. Sonbaharla birlikte şehrin en kalabalık ve gözde mekanlarından biri olacak. Ve tabi benim de.  Scarpetta: Şehirdeki kendimi en iyi hissettiğim İtalyan lokantalarının başında geliyor. İncecik hamurlu pizzaları, ev yapımı makarnaları ve özellikle çilekli milföylerini tavsiye ederim. Ringa Seafood: Tam da denizin üzerinde balık yiyebileceğiniz bir mekan. Kuruçeşme Oligark içerisinde. Ben de danışmanlık yaptığım için çok da fazla övmek istemiyorum. Özellikle Paella ve Girit ezmesini tavsiye ederim. Zıpkın Arnavutköy: Kendimi evimde hissettiğim yerlerden biri. Dostların buluşma noktası, hem lezzetli yemek, hem de hoş sohbet için ideal. Sakızlı kazandibini tavsiye ederim. Köşebaşı Levent: Her daim bir klasik. Benim için özellikle nostaljik bir yanı da var. Yeni tip ocak başı konseptinin kurucusu. Nefis lezzetler için buluşma noktası. Çamlık Ocakbaşı: Sevimli bahçesiyle Etiler Çamlık mahallesinin simgesi. Her saatte bir tanıdık görmek çok olası. Klasik ocakbaşı kültürünün gerçek bir örneği. Uzun saatler için ideal. Cantinery Zorlu: Belki de en çok vakit geçirdiğim yerlerin başında geliyor. Lezzetli yemekleri, harika servis kadrosu ile benim için vazgeçilmezlerden. Hiç sıkılmadan oturabileceğiniz, iş yemekleri için de ideal bir mekan. Fıstıklı kurabiye tavsiyem. Sunset: Belki de İstanbul denince akla ilk gelen markalardan. Açıldığı günden beri hep en mutlu olduğum yerlerden. Nefis suşileri, olağanüstü manzarası ve şef Fabrice Canelle’in yarattığı farklı lezzetlerle herkesin gözdesi. Papermoon: Harika bir yaz sezonu geçirdiklerini biliyorum. İstanbul da farklı olmayacaktır. Şef Pino’nun yemekleri, yine şehrin gözdesi olmaya devam edecek.