20 Temmuz 2024, Cumartesi Gazete Oksijen
27.08.2021 04:30

Rusların itaat düşkünlüğü

SSCB'nin Stalin'den sonraki lideri Nikita Kruschev'in torunu Nina L. Kruscheva'nın 27 Ağustos 2021'de Oksijen'de yayınlanan yazısı otokratik yönetim altındaki Rus halkının davranış biçimlerini anlatıyor

Tam otuz yıl önce bu ay, azılı komünistlerden oluşan bir grup Moskova’yı ele geçirmiş, Sovyet lider Mihail Gorbaçov’u Kırım’daki yazlığında ev hapsine almıştı. Gorbaçov’un ekonomik ve siyasi reformlarına yani perestroyka ve glasnost’a karşı olduklarından hükümeti devirmek istiyorlardı. Ancak üç gün sonra darbe başarısızlıkla sonuçlandı. Aynı yılın sonunda Sovyetler Birliği de yıkılacaktı. 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 20 yıllık iktidarı boyunca, hükümeti devirmeye yönelik bu hamlenin algılanma biçimi tamamen değişti. Darbe girişimi şimdilerde Rus askerinin, Sovyet karşıtı duygularla bozulmuş devleti kurtarmak için gösterdiği bir çaba olarak görülüyor. Yeni bir ankete göre, Moskova’nın tanklı birliklerle ele geçirildiği ve devlet televizyonlarında sürekli olarak Kuğu Gölü’nün çalındığı o huzursuzluk günlerini Rusların sadece yarısı hatırlıyor. Kremlin bu anıları canlandıracak bir şey yapmadığından, bugün halkın sadece yüzde 7’si yaşananları bir “demokrasi zaferi” olarak görüyor.

Elbette Bayrak Günü olarak kutlanan, darbenin resmen püskürtüldüğü ve Rusya Federasyonu’nun kırmızı, beyaz, mavi bayrağının Sovyet kırmızısının yerini aldığı günün yıl dönümü her yıl kutlanıyor. Ancak özgür Rusya için verilen mücadeleyi anma amacı taşıyan kutlamalara liberal partiler, insan hakları aktivistleri ve günümüze kalan az sayıdaki muhalif öncülük ediyor. Putin ise bugüne kadar bu törene hiç katılmadı. 

Medyaya ajan suçlaması

Aslında darbeye karşı kazanılan zaferin de darbenin kendisi kadar başarısız olduğu söylenebilir. Neticede, bugün Rusya için en son söylenebilecek şey, özgür bir yer olduğu. Putin, hükümet veya kilise karşıtı olarak nitelendirilebilecek herhangi bir şey yazan, asan veya paylaşan herkes tutuklanma riskiyle karşı karşıya. Putin’e “Mutlu yaşamımız için size minnettarız” haricinde bir şey söylemeye kalkarsanız, üzerinize beşinci kol mensubu, yabancı ülke ajanı veya tehlikeli bir aşırılıkçı yaftası yapıştırılması kuvvetle muhtemel. Sivil toplum zor nefes alıyor. Örneğin bağımsız Dozhd TV, yurt dışından tek kuruş almamasına rağmen “yabancı ülke ajanı” olmakla suçlanıyor.

Navalni vakası

Putin elbette Stalin değil. Bugün 1937’deki gibi insanlar toplu halde mahkemeye çıkarılmıyor. Ama Gorbaçov döneminde muhalefete yönelik hoşgörü bugünden daha fazlaydı. Dilerseniz uydurulmuş suçlar yüzünden hapiste bulunan, yolsuzluk karşıtı avukat ve önde gelen Putin muhaliflerinden Aleksey Navalni’ye sorabilirsiniz. Navalni’nin “aşırılıkçı grup” olarak damgalanıp dağıtılan Yolsuzlukla Mücadele Vakfı’nda çalışan veya vakfa bağışta bulunduğu için polis tarafından ziyaret edilen herhangi bir kişiye de sorabilirsiniz. 

Tüm bu olanlara Rusların çoğu neredeyse hiç direnç göstermedi ve aslında bu da büyük bir sürpriz olarak görülmemeli. İstikrarı ödüllendirme, hatta istikrar için bir miktar özgürlüğü feda etme eğilimi, uzun süredir Sovyet ve Sovyet sonrası dönemdeki belirsizliğe ve güçlüklere bir yanıt olarak görüldü. Ruslar bugün görece refah ve konfor içinde yaşıyor. Birçoğunun şansı hiç bu kadar yaver gitmemişti. Peki, neden hala bunca insan kendilerine bir diktatörün liderlik etmesi gerektiğine inanıyor?

Rusya’nın eskisi gibi bir süper güç olmadığı doğru. Ama ülke halkı dış tehditlere karşı o kadar da savunmasız değil. Putin’in Kırım’ın ilhakı ve başka ülkelerdeki seçimlere karışmak gibi süper güç statüsünü “geri kazandırma” çabaları sıradan bir Rus’un güvenliğini veya refahını artırmıyor. Hatta tam tersi bir etkisi var. 

Komşum rahatsız oldu

Yine de Ruslar Putinizme teslim olmayı sürdürüyor. Geçen yıl Navalni tutuklandığında annemin Moskova’daki dairesinin penceresine “Navalni’yi Serbest Bırakın” yazısı astım. Biraz sonra aydın görüşlü orta yaşlı komşuları benden yazıyı indirmemi istedi. “Gereksiz yere dikkat çekmek istemiyoruz” dediler. Orta yol bulmak adına ilk yazının yerine daha ılımlı, daha imalı bir versiyonunu astım: “Putin Karşıtlarını Serbest Bırakın”. Tekrar geldiler ve kibarca polisi aramakla tehdit ettiler; bir yandan da benim tarafımda olduklarından emin olmamı istiyorlardı. "Madem aynı görüşteyiz, bütün binanın Navalni yanlısı pankart ve yazılarla dolması gerekiyor" diye cevap verdim. Neticede, hepimizi tutuklayamazlardı. Komşular kabul etmedi. Kapı kapı dolaşıp destek aradım ama yine polisi arama tehditleriyle karşılaştım.

Nobel edebiyat ödüllü

Czesław Miłosz, 1953 tarihli Tutsak Edilmiş Akıl (MonoKL Yayınları, 2015, İstanbul) denemesinde bu olguyu ele alır. Kitap Stanisław Ignacy Witkiewicz’in 1930 tarihli Nienasycenie (Doyumsuzluk) romanı üzerine bir tartışmayla açılır. Toprakları işgal edilmiş Polonya halkına, bağımsızlık düşüncesinden kurtulmalarını sağlamak adına “tedavi” için Murti-Bing adlı haplardan verilmektedir.  İlaç bir memnuniyet ve itaat getirir; öte yandan bir tür bilişsel uyumsuzluğu zorla dayatarak zaman içinde insanların çift kişilikli olmasına yol açar.

Annemin Moskova’daki komşuları bu kitaptaki karakterlere benziyordu. Bir yandan Navalni’yle aynı görüşte olduklarını belli ediyor, diğer yandan onu alenen destekleyecek kişiyi polise şikayet etmekle tehdit ediyorlardı. 

Miłosz’a göre, totaliter rejimlerde yaşayanlar Batı demokrasilerinin aşırı özgür olduğunu düşünüyor, hele hele hukukun üstünlüğü devleti yönetenler için de geçerli olursa, söz konusu ülkelerde istikrarsızlığın ve itaatsizliğin ortaya çıkacağına inanıyordu. Bugün Rus televizyonunu açtığınızda bire bir aynı mesajı duyabilirsiniz.

Miłosz insanların baskıcı yönetime boyun eğmesinin tek sebebinin korku olmadığına işaret ediyor. “İçsel bir uyum ve mutluluk özlemi” halkı motive ediyor; otoriter yöneticiler ise bu durumdan faydalanma konusunda son derece becerikli. Putin de bu işin ustalarından. Sorun şu ki bu liderler aslında vaat ettikleri daha iyi yaşamı sunmuyor. Rusya günün birinde Putin belasından kurtulsa bile, Rusların Murti-Bing hapını kullanmayı reddetmeleri gerekiyor. Gorbaçov veya Navalni gibi birinin çıkıp Rusları sarsarak bir anlığına uykudan uyandırmasını beklemek mantıklı değil; çünkü bunun sonunda birkaç hafta veya ay içinde yeniden uykuya dalacaklar. Özgürlük için her gün çalışmamız gerekiyor.

Otuz yıl önce Gorbaçov Rusları komünizm adındaki hapishaneden kurtarmıştı. Navalni Putinizmin sonundaki ışığı göstermek için cesurca mücadele etti ama şu ana kadar çoğu insan tarafından görmezden gelindi. Yıl dönümü kutlanan olayın yanlış hatırlanmasından çıkarılacak bir ders var: Zihninin tutsak edilmesinden memnun olan bir halk, özgür bir toplum kuramaz. © Project Syndicate, 2021.