03 Ekim 2022, Pazartesi
29.10.2021 04:30

Komünistler geri geliyor

Kremlin yükselen Komünist Parti’yi baltalamaya kalkarsa sosyal patlama riski artar. Baskı uygulamazsa Komünistler ciddiye alınması gereken bir güç haline gelebilir

Bir sene kadar önce, görev yaptığım Amerikan üniversitesinden yıllık iznimi alıp memleketim Moskova’ya gittim. Ayak bastığım yer ifade özgürlüğünün kalesi sayılmazdı ama hala belli ölçüde özgürlük vardı. Muhalefet lideri Aleksey Navalni yurt gezisindeydi ve Kremlin’in kuklası olmamış siyasetçiler için destek toplamaya çalışıyordu. Halk gösterileri yapılıyordu. Bağımsız sivil toplum kuruluşları faaliyetlerine devam ediyordu. Gazeteci ve analistlerin hepsi Kremlin ile illa aynı safta değildi. Komünist Parti birçoklarına mazide kalmış bir hatıra gibi görülüyordu. O günden bu yana Navalni hapse atıldı, öncülük ettiği protestolar susturuldu. Navalni’nin kurduğu yolsuzlukla mücadele vakfı “aşırılık” suçlamasıyla yasa dışı ilan edildi; vakıf üyeleri ya soruşturma altında ya da sürgünde. Hemen her gün yeni bir gazeteci, medya organı, insan hakları savunucusu veya bağımsız örgüt ya “yabancı ülke ajanı” ya da daha da beteri  “istenmeyen” kişi veya kurum ilan ediliyor. Son bir yılda Rusya’nın özgürlük alanının dışına çıkışı hızlı oldu ama aslında bu hep yakın bir ihtimaldi. Örneğin yabancı ülke ajanı suçlamalarını mümkün kılan yasa 2012’de kanunlaşmıştı; amaç yurt dışıdan fon alarak “siyasi faaliyet” yürüten örgüt ve kişileri engellemek ve itibarsızlaştırmaktı.  Ancak yasanın uygulanışı giderek daha keyfi bir hal aldı; bugünlerde bir “retweet” bile yabancı ülke ajanı yaftası yemeniz için geçer sebep sayılabiliyor. (“İstenmeyen” kişi olduğunuzda ise tamamen yasa dışı ilan ediliyorsunuz.) Sadece bu yıl, yabancı ajanlar listesine 101 yeni kişi veya kurum ilave edilerek bu alanda rekor kırıldı. Listedeki toplam 359 ismin 88’i medya ile bağlantılı kişi ve örgütler.  Rus hükümetine göre bu “ajanların” listede yer alması gerekiyor çünkü “devlet politikaları üzerinde nüfuz sahibiler”. Elbette siyaseti etkilemek hem gazeteciliğin hem de fikir savunuculuğun temel amaçlarından biri. Sorun da burada: Başkan Vladimir Putin kısa vadede Rus siyasetini kontrol edeceği bir pozisyona yerleşmiş olsa da, eleştiriyi hala varoluşsal tehdit olarak görüyor.  Tüm bu susturma ve zulmün ortasında, beklenmedik bir şekilde ayakta kalan Komünist Parti, Kremlin’in tek gerçek rakibi haline geldi. Büyük oranda Navalni’nin – seçmenleri Kremlin tarafından desteklenen adayı geçme ihtimali en yüksek olan kişiye oy vermeye teşvik eden – “akıllı oy” stratejisi sayesinde, Komünistler geçen ayki genel ve yerel seçimlerde çok iyi iş çıkardılar.  Resmi rakamlara göre Komünist Parti, Duma (yasama meclisi) seçimlerinde yüzde 18.9 oy aldı; Kremlin’in Birleşik Rusya Partisi’nin oranı ise yaklaşık yüzde 49.8 oldu. Ama Komünistler sonuçları tanımadı ve seçimlerin hileli olduğunda ısrarcı. Gerçekten de bazı uzmanlar onların yüzde 30, Birleşik Rusya’nın ise yüzde 35 civarı oy almış olabileceğini tahmin ediyor. 

St. Petersburg’da bir II. Dünya Savaşı anması.
St. Petersburg’da bir II. Dünya Savaşı anması.

Putin’den daha “saygınlar” 

Görünüşe bakılırsa şu anda birçok Rus için Komünistler Putin’den daha saygın konumda. Ama bu, geçmişteki Komünist Parti değil. Dünyevi zevklerden uzak durmakla hiç ilgisi olmayan parti mensuplarını kürk paltolar giyerken, yurt dışına seyahat ederken, ithal otomobiller içinde ve sosyal medyayı kullanırken görmek mümkün. Aralarında tarımdan sorumlu karizmatik (ve geçen ayki seçimde aday olması engellenen) Pavel Grudinin gibi milyonerler var. Partinin başında hala 77 yaşındaki Gennadi Zyuganov var ama genç partililerin desteği ve belirleyici gücü giderek artıyor.  Nikolay Bondarenko’yu ele alalım. “Kızıl Navalni” lakaplı 36 yaşındaki Bondarenko, 2018’deki eğreti emeklilik reformunu sert bir şekilde eleştirmişti. Sonrasında bir bakan Rusların ayda 3 bin 500 ruble (50 dolar) karşılığında “iyi beslenebiliyor” olması gerektiğini iddia edince, Bondarenko onu haksız çıkarmak için YouTube kanalında belgeler göstererek açıklama yaptı.  Bondarenko seçimlerden men edilmesi yönündeki tehditlere rağmen geçen ayki parlamento seçiminde aday olabildi. Navalni’nin akıllı oy sisteminden aldığı desteğe karşın Birleşik Rusya adayına kaybetti. Ama potansiyeli hafife alınmamalı: Kısa süre önce yine bir protesto eyleminin başında görüldü ve Birleşik Rusya’yı “devleti ve hükümeti zapta geçirmekle” suçladı.  Bir de 43 yaşındaki Anastasya Udaltsova var. Bondarenko gibi o da son seçimde beklenmedik şekilde kaybetti. Ama popülerliği sürüyor, hatta artıyor. Yükselişte olan bir başka isim olan zarif Ekaterina Engaliçeva ise akıllı oylama sayesinde 2019 yılında Moskova Şehir Meclisi’ne girdi. 

“Tek adam” eleştirisi 

İroniktir, Komünist Parti’nin modern görünümü geçmişe dönük özlemi yansıtıyor: 1917 yılında Lenin’in Bolşevikleri, sert görünse de merhametli ve hakkaniyetli olan bir devlet tarafından sağlanacak adalet ve eşitlik vaat ediyordu. Üstelik tıpkı liberal Navalni gibi, bugünün Komünistleri de halkın tek adamın kaprislerine tabi olmayacağı bir öngörülebilirlik ve istikrar vizyonu sunuyor. Bütün Kremlin muhaliflerinin giderek güçlerini birleştirmesi de aynı mantığa dayanıyor: Putin’in Birleşik Rusya’sı ile başa çıkacak gerçek “birleşik Rusya” bu.  Bu yaklaşım Rusya’ya özgü değil. Çek Cumhuriyeti’ndeki son parlamento seçimlerinde, Çek Donald Trump olarak da tanınan Andrej Babiš, muhalif grupların ideolojik farklılıklarını bir kenara bırakarak kurduğu Beraberlik Koalisyonu’na yenilerek başbakanlığı kaybetti. Koalisyonun lideri Petr Fiala, başka bir muhalefet koalisyonuyla birlikte yeni hükümetin başına geçecek gibi görünüyor. Fiala’nın da belirttiği üzere, “Halk popülist liderden bezmişti” ve “normal, yetkin, makul politikalar” istiyordu. Macaristan’da da muhalefet önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimlere tek bir başbakan adayıyla ve tek bir listeyle girmeye hazırlanıyor.  Elbette Çek Cumhuriyeti hala bir demokrasi; yani Babiš muhalefete geçmeye hazırlanıyor. Putin’i koltuğundan indirmek ise çok daha zor olacak; Komünist Parti’yi çökertmeye yönelik çok daha sert tedbirler beklenebilir. Ama bu yönde bir yaklaşım da Kremlin için riskler taşıyor.  Devlet Başkanı Putin, Rus demokrasisinin “ölmediğine” dair iddialarda bulunuyor ve buna kanıt olarak ülkedeki “canlı muhalefeti” işaret ediyor; belli ki Rusya’yı totaliterliğe doğru götürmemeyi, en azından götürmüyormuş gibi yapmayı kendi çıkarına uygun görüyor.  Putin tek derdinin istikrar olduğunu söylüyor. Ama Putin’in rejimi Rusya’yı giderek daha istikrarsız hale getiriyor. Kremlin tıpkı Rusya’daki liberallere karşı yaptığı gibi, kuralları keyfince eğip bükerek Komünist Parti’yi baltalamaya kalkarsa sosyal patlama riski artacaktır. Böyle bir baskı yapmamaya karar vermesi halinde ise Rusya’daki Komünistler – evet, Komünistler – ciddiye alınması gereken bir güç haline gelebilir. © Project Syndicate