2 Mart Pazartesi günü Fransa’nın Avrupa ve Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Orta Doğu’daki durumla ilgili olağanüstü bir toplantıya başkanlık etti. Sabah 8.15’te Dışişleri Sarayı Quai d’Orsay’de yapılan toplantıya, Yurtdışındaki Fransız Vatandaşlardan Sorumlu Bakan Yardımcısı Eleonore Caroit'nın yanı sıra dışişleri, savunma bakanlığı ve ulusal istihbarat örgütünün ilgili birimleri ile basın ve iletişim müdürlüğü katıldı. Kriz toplantısının gündeminde ele alınan ana başlıklar bölgedeki siyaset ve güvenlik, Fransız tesislerinin ve personellerin durumu. vatandaşların güvenliği ve Fransa’nın diplomatik çabaları oldu.
Fransa rota değiştirdi
Bakanın toplantı sonrası basına yaptığı açıklamanın ilk cümlesi ve gerisindeki savlar, savaşın 3. gününde Fransa’nın siyasi tutumunu ve söylemini tamamen değiştirdiğinin beyanı niteliğinde oldu. Bakan Barrot toplantıya “İran suçlu” diyerek başladı. “Uluslararası hukuka uymamakla” suçladığı İran’ı “terör ve kaos yayıcı” olarak niteledi. İran’ın Körfez ülkelerine karşılık vermesini şiddetle kınayan bakan “Bu savaşı onlar seçmediler” dedi ve söz konusu ülkelerle temasta olduklarını, bu ülkelerin yanlarında olacaklarını belirtti.
İran’a ağır suçlamalar
“Tüm Orta Doğu tehlikeli bir askeri tırmanışa sürükleniyor. Bu durumdan ezici çoğunlukla İran rejimi sorumludur: İstikrarsızlaştırma ve tehdit araçlarını edinmekte inat ettiği için suçludur. Nükleer programı, balistik füzeleri ve terörist grupları sürekli desteklediği için suçludur. Ayrıca Avrupa ve daha sonra Amerika Birleşik Devletleri ile iyi niyetli müzakerelere girmeyi reddetmesi; İran halkının meşru özlemlerini kanlı bir şekilde bastırması yüzünden suçludur. (…) Bu rejim, on yıllardır uluslararası hukuku ihlal etmektedir. Nükleer programını düzenleyen ve silahlı gruplara desteği yasaklayan Güvenlik Konseyi kararlarını hiçe saymaktadır. Son zamanlarda yaptığı gibi, silahlarını kendi halkına karşı çevirerek insan haklarını açıkça ihlal etmektedir. Bu durumun, kalıcı barış ve istikrarın temellerini atabilecek tek yol olan uluslararası kurumlar çerçevesinde çözülememesi son derece üzücüdür” dedi.
İsrail ve ABD’nin tek taraflı müdahalelerini, girişimin meşruiyeti açısından yanlış bulsa da İran rejiminin karşılık vermesini “pervasız ve ayrım gözetmeyen tepki” diye niteleyerek bunun “uzun zamandır izlediği terör ve kaos stratejisini yansıttığını” iddia etti.
Fransız deniz üssüne ait bir hangar ile Güney Kıbrıs’taki İngiliz üssünün kısmi hasar görmelerine tepki veren bakan” Devrim Muhafızları'nın füzeleri ve drone’ları kasten, seçmedikleri bir savaşa sürüklenen dost ülkeleri hedef alıyor” dedi.
Fransa, dost ülkeler olarak Suudi Arabistan, BAE, Katar, Irak, Bahreyn, Kuveyt, Umman ve Ürdün’ü sayarak, kendilerine tam destek ve dayanışmaya hazır olduklarını belirtti ve “Fransa, kendilerini savunma durumunda olan ortaklarımızın savunmasına katılmaya hazırdır” dedi.
Lübnan bölgesel çatışmaya dahil edilmemeli
Bakan Barrot “Lübnan’da Hizbullah, yerel yetkililerin ve halkın dahil olmayı reddettiği bir çatışmaya katılarak, bugün bedelini onlarca ölü ve on binlerce yerinden edilmiş Lübnanlının ödediği, ciddi bir hata yapmıştır. Operasyonlarına derhal son vermelidir. Lübnan bölgesel çatışmaya dahil edilmemelidir. Fransa bu ülkenin egemenliğine ve istikrarına bağlılığını sürdürmektedir ve silahlı kuvvetlerine destek amacıyla, en kısa sürede uluslararası bir konferans düzenleyecektir” diye konuştu.
Bakanın söz ettiği toplantının tarihi geçen hafta 5 Mart olarak açıklanmıştı. Kriz toplantısında söz konusu Lübnan’a destek konferansının savaş nedeniyle belirsiz bir tarihe ertelendiği öğrenildi.
Cumadan pazartesiye ne değişti
Fransa “Habersiz ve izinsiz başlatılan savaşı kınamak ve durdurmak” amacıyla savaşın ilk saatlerinde BM Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağıran ilk devlet olmuştu. 24 saat sonra ise İran’ı “savaşa katılmayan ülkelere saldırmakla” suçladı. 48 saat sonra kriz toplantısı sonrasında “savaş suçlusu” olarak İran gösterildi.
Bu yön değişikliği, Bakan Barrot’nun 1 Mart Pazar saat 16.30’daki X’teki şu açıklamasında kendini göstermeye başladı: “Dün itibarıyla Orta Doğu ülkeleri, İran'ın kitlesel ve haksız saldırılarının hedefi haline geldi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Umman ve Ürdün, seçmedikleri bir savaşa sürükleniyorlar. Dışişleri bakanlarıyla yakın temas halinde olarak, her birine Fransa'nın kesin kınamasını, tam dayanışmasını ve eksiksiz desteğini ilettim.”
Sadece BAE’de 60 bin, bölgede ise toplam 400 bin Fransız yaşadığı göz önüne alındığında, Fransa’nın bölgedeki halklarının güvenliğini düşünmesi ve endişe duyması çok doğal. Ancak BM Güvenlik Konseyi’nden Paris’e, Fransa’nın en üst düzey açıklamalarda İran’da öldürülen sivil halk ile ilgili tek bir söz olmaması, İran’ın füze ve drone saldırılarının haksız olarak nitelenmesi, Fransa cephesinde savaşla ilgili keskin bir değişikliğini işaret ediyor. Cumartesi sabahına dek, Amerika ve İsrail’in kendi başlarına giriştikleri savaş “uluslararası hukuku ve anlaşmaları yok saymak” olarak nitelenirken, savaşın sınırları İran’ın nükleer girişimlerini yok emek amaçlı diye çizilirken, olanların suçu topyekun İran’daki totaliter ve terörü besleyen rejime yüklendi.
Nükleeri önlemekten rejim değiştirme savaşına
Fransa’nın açıklamalarındaki bu radikal değişikliğe, Fransa artık “girişilen savaşın adını koyuyor” diyebiliriz. İnsan hakları ve uluslararası hukukun savunucusu ülke, tıpkı Irak ve Libya’da yaşandığı gibi ABD’nin, bu kez İsrail bahaneleri ile İran’da giriştiği rejim değişikliği savaşını artık haklı bulduğunu gösteriyor.
Bu yeni durum Fransa’yla beraber temsil ettiği Avrupa’yı da etkileyen çok farklı bir aşama. Eski dünya düzeninin koruyucusu Avrupa’nın, kuralsızlık rüzgarının sert estiği yeni dönemden kendini koruyamadığı ve etik kurallara sahip çıkamadığının belki de ilk örneği.
Olanlara Fransa’dan bakınca manzara şöyle: Kamuoyunun büyük çoğunluğu İran’da rejim değişikliğinden yana, Fransızlar haftalardır savaşın başlamasını ve bir an önce “İran halkının özgürleştirilmesini” konuşuyor ve istiyor. Cannes Film Festivali’nde yıllardır izleyip ödüllendirdikleri İranlı filmlerin öcünü almak istercesine, İran asıllı sevilen yazarların, politikacıların anlattıkları vahşetin bitirilmesini istediklerinden, İran’a karşı girişilen savaşın amacının nükleer değil, rejim değişikliği olmasını zaten arzulayan bir toplum var.
Tam da bu İran’a özgürlük isteğiyle kamuoyu da aşırı sağ hariç Fransız siyasiler de mesela Oğul Rıza Pehlevi’yi yok sayıyor ve onunla görüşmeyi reddediyor, halkın geleceğini kendi iradesine bırakmak istiyor. Bir hafta sonraki yerel seçimler arifesinde yönetim, halkın “Berlin duvarının düşüşüne” benzettikleri “mollaların düşüşü” savaşının adını koyarak, bu savaşa destek vermiş oluyor.
Vatandaşların ve tesislerin güvenliği
Fransa bölgedeki vatandaşlarını, çıkarlarını ve tesislerini korumak için 15 birimi 24 saat çalışır halde tutuyor. Her biriyle ilgili, nette geniş bir bilgi ağı hazırlayıp bölgedeki vatandaşlarına iletti. Bu birimlere 3 günde 5000’in üzerinde başvuru olduğunu açıkladı. Ayrıca içeriği açıklanmasa da “bölge ülkelerine her tür desteğin verileceği” sözleriyle, Fransa’nın askeri üsleri aracılığı ile destek sağlayacağının, güvenlik önlemelerinde vites yükseltmek gerektiğinin mesajını verdi.
Bölgesel yayılmanın önlemesi çağrısı
Bakan Jean-Noel Barrot açıklamalarında ikinci öncelik başlıkları “İran’ın değişimi kabul edip savaşı sürdürmemesi”, ”net bir hedef olmaksızın savaşın uzatılmaması”; “ülkedeki birlikte yaşamın koşullarına katkıda bulunması” oldu diyebiliriz. Askeri gerilimin en kısa sürede sona ermesi gerektiğini, yoksa İran ve bölgenin uzun süreli bir istikrarsızlık dönemine sürükleneceğini ve sonucun son derece belirsiz olacağını, bu durumun herkese zarar verecek bir kısır döngü riski taşıdığını belirten Bakan, “Liderini kaybetmiş olan İran rejimi saldırılarına son vermelidir. İran, bölgesel çevresi ve uluslararası toplum arasında barışçıl bir arada yaşamayı mümkün kılan siyasi bir çözüm bulunabilmesi için büyük tavizler vermeli ve radikal bir tutum değişikliği yapmalıdır. Bu çözüm, İran halkının kendi kaderini tayin etme, haklarının saygı görmesi ve geleceklerini özgürce inşa etme özlemlerini dikkate almalıdır” dedi.
Fransa ve Avrupa’nın bu amaçla her türlü arabuluculuk, girişim ve yardımda başat rol almak için hazır olduğunu belirten Fransız bakan “Cumhurbaşkanımız ve ben, BM’den AB’ye ve G7’ye 48 saattir bunu söylüyoruz” dedi.
İran’da saldırılarda yaşamını yitiren sivil hakla ilgili ne BM nezdinde ne Paris’teki en üst düzey açıklamalarda tek kelime edilmezken Amerika ve İsrail hiçbir şekilde kınanmazken, saldırıların topraklarındaki üslerden yapılmasına izin veren ülkelere düşen parçacıkların İran hanesine suç olarak işlenmesini, savaşın ABD ve İsrail üstünlüğü ile kısa sürede bitecek gibi görünmesi üzerine, bir hedef düzeltme olarak nitelenebilir. İngiltere ve Almanya ile beraber Fransa da askeri kapasitesinin yok edilmesine karşı savunma önlemleri almaya açık, ABD ile birlikte çalışmaya hazır olduklarını bildirdiler.
Suriye-Irak hattındaki hareketlilik
Detaylı açıklamalar sonrası bakan başka bir toplantıya geç kaldığı için soru kısmı kısıtlı tutuldu. Savaşın devamının ekonomi üzerindeki etkileri hakkındaki 3. ve son soruyu yanıtlarken bakan, “Giriş bölümünde değindiğim önemli noktayı tekrar vurgulama fırsatı buluyorum: Gerilimin azaltılması şarttır, çünkü bu bölgedeki askeri operasyonların uzaması, ekonomik dahil tüm çıkarlarımıza zarar verebilecek ve tehdit edebilecek çok ciddi bir şiddet sarmalını tetikleyebilir. Bu nedenle bugün tüm çabalar bu gerilimin azaltılmasına yönlendirilmelidir” dedi.
“Bölgesel tırmanma” sözü üzerine, Oksijen, “Erbil ve Rojova ile dostane ve yakın ilişkilerinize dayanarak bir bilgi rica edeceğim. Bölgedeki meslektaşlar Kuzey Suriye’den Irak Kürdistanı’na giden 7000 savaşçıdan; İsrail tarafından Irak Kürdistanı’nda yapılan askeri tatbikatlardan; buradaki hava sahasının kullanılarak İran’a saldırıların devam edeceğinden söz ediyorlar. Iraklı Kürtlerin savaşa taraf edilmesi, hem onları hem bölgeyi tam da söz ettiğiniz tırmanmaya itecektir. Konuyla ilgili bilgileriniz nedir?” diye sorduk.
Bakan Jean-Noel Barrot “Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Irak cumhurbaşkanı, Irak başbakanı ve Kürdistan bölgesi başkanı ile görüştü. Ben de kendi adıma Iraklı mevkidaşımla iki kez görüştüm. Irak yetkililerine, Irak'ın bu çatışmanın bir tarafına veya diğerine çekilmesini önleme çabalarına desteğimizi ve Irak'ın güvenliğini ve egemenliğini korumak için gerekli desteği ve dayanışmayı sağlamaya devam etme niyetimizi ifade ettik. Savaşın bölgeye sıçraması kesinlikle engellenmelidir” dedi.