26 Eylül 2022, Pazartesi
26.02.2021 06:00

Yaşar Kemal’siz geçen beş yıl...

Sait Faik şöyle imzalamıştı kitabını: Türklerin en Kürdü / Kürtlerin en Türkü Yaşar’a.  Sabahattin Eyüboğlu da şöyle yazmıştı onun için: İnsan var karartır günümüzü / İnsan var ağartır gecemizi.  Gecelerimizi ağartan Yaşar Kemal, beş yıl önce 28 Şubat’ta göç eyledi bu dünyadan.  Oysa biz dostlarına sözü vardı: ‘’Ben Gürcü Bacı’ya fal baktırdım. Yüz yaşına kadar yaşayacaksın dedi. Bu yüzden korkmayın’’ der arkasından o meşhur kahkahasını patlatırdı.  Olmadı. *** Kimi insan sanatıyla, kimisi de şahsiyetiyle büyüktür. Yaşar Kemal bu ikisini birleştirebilmiş ender insanlardan birisiydi. Daha doğrusu yapısı böyleydi.  ‘’Gözüyle Kartal Avlayan Yazar’’ kitabımda onun için Rüzgarlı Adam deyimini kullanmıştım.  Gerçekten de tanıyan, gören herkes, onun güçlü kişiliğinin rüzgarına kapılmadan edemezdi. Büyük bir yazar ve büyük bir şahsiyetti.  Onun beşinci ölüm yıldönümünde, bazı anıları kayda geçirmek istedim. *** Yıl 1984.  Zorunlu Paris sürgününün son yılındayız, memlekete dönme hazırlıklarının heyecanına bir heyecan daha katılıyor. Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand, Yaşar Kemal, Federico Fellini, Eli Wiesel ve Joris Ivens’e Legion d’honneur ödülü verecek. Tören Elysee Sarayı’nda yapılacak. Bu müthiş haber hepimizi heyecanlandırdı tabi.  Yaşar abi Paris’e geldi.  Bizim Montparnasse’deki nohut oda bakla sofa sürgün evinde ağırladık onu. (O ev ki kimler geldi geçti: Abidin-Güzin Dino-Uğur Mumcu, Nazım’ın ikinci eşi Münevver Andaç, Yılmaz Güney…saymakla bitmez.)   Yaşar Kemal adres olarak bizim evi bildirdiği için vızır vızır motosikletli Cumhurbaşkanlığı kuryeleri gelip gidiyor. Davetli listeleri gibi ayrıntılar için haberleşiliyor. Fransız komşular da bu duruma şaşıp kalıyor tabi. 

Soldan sağa: Eli Wiesel, Joris Ivens, Federico Fellini ve Yaşar Kemal
Soldan sağa: Eli Wiesel, Joris Ivens, Federico Fellini ve Yaşar Kemal
Paris’te üç büyükelçimiz var. Üçünün de törene katılmasını bekliyoruz ama Dışişleri Bakanlığı sadece birine izin veriyor nedense.  Tören günü Elysee Sarayı’ndayız, kalabalık bir davetli grubu var. Ben sarayın şaşaalı salonlarına bakıp, Sultan Abdülaziz acaba hangi salonda 3. Napolyon’la görüştü, Şehzade Murat ve Abdülhamit Efendiler hangi odalarda kaldı diye merak edip duruyorum. Çünkü kendi topraklarının dışına çıkan tek imparator olan Abdülaziz ve heyeti çok ilginç geliyordu bana.  Bu nişanı alanlardan birisi de Picardie manevralarına genç bir subay olarak katılan Kolağası Mustafa Kemal’di.  Neyse, törene döneyim. Bir ara boyunlarında uzun zincirli altın madalyonlar taşıyan, azametlerinden yanlarına varılmayan saray kavasları ödül alacak dört şahsiyeti yan yana dizdiler. Sonra Cumhurbaşkanı’nı anons ederek büyük kapıları açtılar. François Mitterrand o bildik, Grand Nation’u temsil etme gururuyla içeri girdi. Tören başladı. Selamlaşma yok, tebessüm yok. Ortalıkta sadece buz gibi resmi bir hava var. Mitterrand üç metre öteden konuşuyor, sonra sırası gelen kişiye nişanı takıyor. Çağın en büyük belgeselcisi Joris Ivens, sonra Nazi kamplarından sağ çıkabilmiş yazar Eli Wiesel, sonra efsane Federico Fellini… Aynı soğuk hava devam edip gidiyor. Bilirim; Toroslar’ın rüzgarını taşıyan Yaşar Kemal, değil Elysee Sarayı, neresi olursa olsun yapmacıklığa dayanamaz.  Bakalım ne olacak diye bekliyorum. Mitterrand Cher Yaşar Kemal (Sevgili Yaşar Kemal) diye konuşmaya başlıyor, adet olduğu üzere onun üstün meziyetlerini, büyük romancılığını övüyor ve nişanı takmak üzere yaklaşıyor. Karşı karşıya geldiklerinde Yaşar Kemal, ‘’Merhaba’’ diyor, gülerek kollarını açıyor, Mitterrand da ‘’Salute Yaşar’’ (Selam) diyerek ona sarılıyor.  O soğuk tören bir anda resmiyetten uzaklaşıp bir dostlar buluşmasına dönüşüveriyor. Kokteyl sırasında Fellini ile Yaşar Kemal’in benzerliğini fark ediyorum. Aynı boy pos, aynı tarz gözlük.  Bunu da Fellini’ye söylüyorum.  Büyük usta gülümsüyor, ‘’Çünkü ikimizin de anası Akdeniz’’ diyor.    *** Mitterrand’ın en sevdiği yazarların başında geliyordu Yaşar Kemal.  Bir radyo konuşmasında şöyle dediğini duymuştum: ‘’Ben hep okyanus kıyısında yaşamak istemişimdir ama siyaset buna izin vermedi. Şimdi, ancak Yaşar Kemal’in romanlarını okuduğumda o muazzam okyanus duygusunu alabiliyorum.’’ *** Pek bilinmeyen bir anı da Neyzen Tevfik’le yaşadığı bir olaydır. Yaşar Kemal o sırada Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve muhabiri.  Gazete bir soruşturma yapmaya karar veriyor: Türk halkı için nasıl bir eğitim modeli uygulanmalı?  Yaşar Kemal’in konuşması gerekenler arasında Neyzen Tevfik de var.  Bir gün üstadın devamlı gittiği kahvede, onu çevresinde arkadaşlarıyla otururken buluyor. ‘’Efendim’’ diyor. ‘’Benim adım Yaşar Kemal. Cumhuriyet Gazetesi’nden geliyorum. Size bir sorumuz var.  Türk halkına nasıl eğitim..’’ der demez Neyzen Tevfik büyük bir öfkeyle ‘’Eşşoğlu eşek’’ diye bağırarak bastonunu Yaşar abiye indirmeye başlıyor. O da çaresiz bastonu tutuyor, çıkıp gidiyor kahveden, baston da yanında. Ertesi gün Neyzen Tevfik bastonumu geri versin diye haber yolluyor gazeteye. Yaşar ağabey de aynı kahveye gidip bastonu veriyor. ‘’Efendim, niye kızdınız?’’ diye soruyor.  Neyzen ‘’Kusura bakma evladım’’ diyor, ‘’Senin kabahatin yok ama bu millet eğitilmez.  Ben ona kızıyorum. Acısını senden çıkardım.’’ Neyzen’in toplumu acımasızca eleştiren hicivlerini bilenler, bu sözün bile hafif kaldığını anlar.   *** Cannes Festivali’ndeyiz. Yer Demir Gök Bakır filmi resmi programda gösteriliyor. Bir sabah gazeteci dostlarla birlikte o ünlü bulvarda bir kahvede oturuyoruz. Derken, Fransa’da clochard dedikleri, sokaklarda yatıp kalkan, kesekağıdına sarılı içki şişesiyle gezen, uzun saçlı birisi yaklaşıp avuç açıyor.  Yaşar abi de on frank veriyor. Adam Mersi Mösyö diyerek gitmek üzereyken bizim gazetecilerden biri, ’’Bu mösyöyü tanıyor musun’’ diye soruyor.  ‘’Yaşar Kemal.’’ Ben içimden, yahu adamcağızın kendi adını söyleyecek hali yok, nereden bilecek diye geçiriyorum.  O sırada adam düşünüyor, gözlerini kısıyor ve ‘’Memed le bandit’’(Eşkıya Memed) diyor. Şaşırıp kalıyoruz.  *** Yokluğun içimde derin bir sızı. Gecen aydınlık olsun Yaşar abi.