Oksijen tarafından düzenlenen “İklimin Ötesinde: Antalya’ya Doğru” zirvesinde, Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde iklim krizinin yarattığı ekonomik dönüşüm ve enerji sektöründeki değişim ele alındı.
Zirvenin açılışında Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol konuşma yaptı.
Birol, enerji krizi ile iklim krizinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek 28 Şubat’ta İran’da başlayan savaşla birlikte yeni bir enerji dönemine girildiğini söyledi.
“Bu beş hafta iklim konusunda zor olacak. Dünyada her gün yeni bir sorun var, bu sorunların başında enerji dünyası geliyor. Enerjiyle iklim ikiz kardeşler gibi. Dünyadaki iklim sorununun en büyük sebebi enerji sektörü” diyen Birol, yaşanan krizin geçmişteki enerji krizlerinden daha büyük bir boyuta ulaştığını belirtti.
“70’lerde olan petrol krizini, Rusya-Ukrayna sonrası gaz krizini bir yana bırakın, şu ana kadar yaşanan enerji krizi en büyüğü” ifadelerini kullanan Birol, bu değerlendirmeyi destekleyen iki temel gösterge olduğunu söyledi.

“Dizel fiyatları savaştan önceye göre iki misli arttı”
Birol’a göre mevcut enerji krizinin ilk göstergesi fiyatlar. Petrol fiyatlarının varil başına 100 dolar civarında olmasının önemli olduğunu ancak asıl dikkat edilmesi gerekenin ham petrolden ziyade rafine petrol ürünlerinin fiyatları olduğunu belirten Birol, dizeldeki artışa dikkat çekti.
“Petrol fiyatları 100 dolar civarında, oldukça yüksek ama önemli olan ham petrol fiyatından ziyade rafine edilen petrol ürünlerinin fiyatı. Dizel fiyatları savaştan önceye göre iki misli arttı” dedi.
Dizel fiyatlarındaki artışın küresel enflasyon üzerinde baskı yaratacağını belirten Birol, enerji fiyatlarındaki yükselişin yalnızca ham petrol fiyatlarındaki artıştan kaynaklanmadığını söyledi.
“Enflasyon rakamlarını tüm dünyada dizel fiyatları baskılayacak. Sebebi, ham petrolün pahalılığı ve savaş sırasında Orta Doğu’daki birçok rafinerinin hasar görmesi. Yine Rusya-Ukrayna savaşı sırasında oradaki rafineriler de tahrip edildi” diye konuştu.
Birol, bu nedenle enerji krizinin yalnızca petrol fiyatları üzerinden değil, petrolün işlenmesi ve tüketiciye ulaştırılması aşamasındaki kapasite kayıpları üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.
“Bütün ülkelerin kaygısı enerjiyi yerli üretmek”
Birol’un işaret ettiği ikinci gösterge ise enerji krizinin ülkelerin, şirketlerin ve tüketicilerin davranışlarını değiştirmesi oldu.
“İkinci gösterge, ülkeler, şirketler, vatandaşlar bu krizden ders alarak yeni enerji politikaları, enerjide yeni partnerler ve teknolojilere doğru gidiyor” diyen Birol, ülkelerin temel kaygısının enerji arzını mümkün olduğunca kendi kaynaklarıyla güvence altına almak olduğunu söyledi.
“Bütün ülkelerin kaygısı artık enerjiyi yerli ve evde üretmek” ifadelerini kullanan Birol, enerji güvenliği arayışının ekonomilerin elektrifikasyona yönelmesiyle birleştiğini belirtti.
“Burada da hemen hemen herkes hemfikir, pazar dinamikleriyle birleştirip enerjiyi, ekonomiyi elektrifikasyona doğru götürmek” dedi.
Birol, enerji dönüşümünün zaten başlamış olduğunu ancak savaşın bu süreci hızlandıracağını söyledi.
“İki yıl önce, hâlâ petrol, doğalgaz kullanacağız ama dünya elektrik çağına giriyor dedim. Bu kriz bu çağa girişi hızlandıracak” diye konuştu.
COP31’de elektrifikasyon hedefi
Antalya’da düzenlenecek COP31’in bu dönüşüm açısından önemli bir eşik olduğunu belirten Birol, Uluslararası Enerji Ajansı’nın Türkiye ve Avustralya’nın desteğiyle COP31’in stratejik partneri olarak konumlandığını söyledi.
Birol, COP31’in hedeflerinden birinin elektrifikasyonu küresel ölçekte ortak bir hedef haline getirmek olduğunu belirtti.
“Türkiye’deki COP31’in ana hedeflerinden biri elektrifikasyonun ortak hedef olarak açıklanmasıydı” diyen Birol, hedeflerin uygulamaya dönüşmesinde piyasalardan gelecek sinyalin belirleyici olacağını ifade etti.
“Uygulama konusunda, pazarlardan sinyal gelirse, o uygulama hızlanır” dedi.
Birol’a göre COP31’de geniş katılımlı bir mutabakat sağlanması, şirketlerin ve yatırımcıların kararlarını da etkileyebilir.
“Eğer COP31’den 150-200 tane ülke elektrifikasyon konusundaki hedefe imza atarsa, bu yatırımcılara, şirketlere bir sinyal verir, uygulama da öyle olur” ifadelerini kullandı.
“Antalya dünyanın iklim serüveninde iyi anılacak”
COP31’in Türkiye açısından da önemli bir fırsat olduğunu belirten Birol, zirvenin Antalya’nın uluslararası ölçekte tanınırlığını artıracağını söyledi.
“Türkiye Antalya’da ev sahipliği yapacak ve Antalya bununla anılacak” diyen Birol, Oksijen’in COP31 öncesinde Antalya’ya yönelik yayınlarına ve düzenlediği toplantılara da değindi.
“Oksijen sayılarında Antalya’ya ciddi anlamda yer verdi, toplantılar düzenledi. Temennim COP31’in hem Türkiye’ye hem dünyaya hayırlı olması” dedi.
Birol, “Umarız Antalya dünyanın iklim serüveninde uzun yıllar iyi anılacak” ifadelerini kullandı.
“Enerji güvenliği için iyi olan, iklim için de iyi olmaya başladı”
Birol, enerji politikaları tartışmasında uzun süredir enerji güvenliği ile iklim hedeflerinin birbirine alternatif olarak ele alındığını ancak enerji dönüşümüyle birlikte bu ayrımın giderek ortadan kalktığını söyledi.
“Yıllardır şu soruyla karşılaşıyorum: Enerji güvenliği mi, çevre-iklim mi, hangisini seçiyorum?” diyen Birol, artık iki başlığın aynı yönde ilerlediğini belirtti.
“Artık enerji güvenliği için iyi olan iklim için de iyi olmaya başladı” dedi.
Güneş ve rüzgar enerjisi gibi temiz kaynakların ve elektrikli araçların maliyetlerinin düşmesinin bu dönüşümde önemli rol oynadığını belirten Birol, şirketlerin temiz enerji teknolojilerine yönelmesinde yalnızca iklim hedeflerinin değil, ekonomik nedenlerin de etkili olduğunu söyledi.
“Temiz enerji kaynakları, güneş-rüzgar, elektrikli arabaların maliyetinin düşmesi bu konuda çok önemli. Çünkü birçok şirket bunları maliyetin düşmesi için tercih ediyor ve bunları kullanıp dışa olan bağımlılığı azaltmak için” ifadelerini kullandı.
Birol, bu yatırımların aynı zamanda iklim krizinin çözümüne katkı sunduğunu belirterek, “Fakat bunlar iklim değişikliği için de çare oluyor” dedi.
“Enerji güvenliği, maliyetler, iklim hedefleri artık bir arada”
Birol, enerji dönüşümünün artık yalnızca iklim politikaları üzerinden okunamayacağını, enerji arz güvenliği ve ekonomik rekabetin de aynı dönüşümün parçası haline geldiğini söyledi.
“Enerji güvenliği, maliyetler, iklim değişikliği hedefleri artık bir arada” diyen Birol, bu tablonun Antalya’da düzenlenecek COP31 açısından da önemli olduğunu belirtti.
Birol, Antalya’nın zirve sonrasında yalnızca COP31’e ev sahipliği yapan kent olarak değil, küresel enerji ve iklim dönüşümünün önemli başlıklarının tartışıldığı bir merkez olarak hatırlanmasını umduğunu ifade etti.
