Erika Solomon / New York Times
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran ile yapılan 21 saatlik müzakerelerin başarısızlığını tek bir cümleyle özetledi: “Bizim şartlarımızı kabul etmemeyi seçtiler”
İranlı yetkililere göre bu söz, görüşmelerle ilgili en büyük sorunlarını da yansıtıyordu: Onlara göre ABD zaten müzakere etmek için gelmemişti.
2015 yılında ABD ve Avrupa ile yürütülen nükleer anlaşma görüşmelerinde İran’ın müzakere heyetine liderlik eden eski dışişleri bakanı Cevad Zarif, Vance’in sözlerine dikkat çekerek sosyal medya platformu X’teki paylaşımında, “Bingo. En azından İran ile yapılan hiçbir müzakere ‘bizim/sizin şartlarımız’ temelinde başarıya ulaşamaz” ifadelerini kullandı.
İran cumhurbaşkanının yardımcılarından Mehdi Tabatabai ise pazar günü sosyal medyada, “Diyalog ve müzakereye açığız. Ama zor kullanmaya boyun eğmeyiz” sözlerini kaydetti.
Hem ABD hem de İran, cumartesi günü İslamabad’daki görüşmelere arabulucularını gönderirken üstünlüğün kendilerinde olduğunu savunuyordu. Ve her iki taraf da diplomasi kapısını açık bıraksa da görüşmelerden yine aynı düşünceyle ayrıldı: Üstün olan kendileriydi.
ABD’li yetkililer avantajlarını İran’a verdikleri yıkıcı zararda görüyor. Yetkililere göre savaş öncesinde ülkeyi yöneten liderlerin çoğu öldürüldü, askeri üsler ve altyapı ağır şekilde vuruldu. Vance pazar günü gazetecilere yaptığı açıklamada “Kırmızı çizgilerimizin ne olduğunu çok açık şekilde ortaya koyduk ve hangi konularda esneklik gösterebileceğimizi de söyledik” dedi.
İran hükümeti ise yalnızca bu saldırılardan sağ çıkmış olmasını değil, aynı zamanda yeni ve stratejik bir koz elde etmiş olmasını da zafer olarak görüyor. Savaşın başlamasından bu yana İran, hayati bir petrol nakliye koridoru olan Hürmüz Boğazı’ndan geçiş üzerinde kontrol kurduğunu söylüyor ve bu kaldıraçtan vazgeçmeye niyetli değil.
İran Meclis Başkanı ve müzakere heyetinin başındaki General Muhammed Bakıer Galibaf, pazar günü sosyal medyada yaptığı açıklamada, “Son kırk günün kazanımlarını güvence altına almak için mücadeleye bir an bile ara vermeyeceğiz” dedi.
İran’ın dini liderinin kıdemli danışmanlarından Ali Ekber Velayeti ise Hürmüz kozunu İran’ın tarihsel coğrafi avantajının yeni bir bölümü olarak tanımladı. İran güçlerinin boğazdaki deniz trafiğini engelleyebilme kapasitesini, antik Perslerin Zagros Dağları’ndaki Abu el-Hayat geçidini kullanarak Büyük İskender’i durdurmasına benzetti.
Velayeti, sosyal medyada, “Bir zamanlar ‘Abu el-Hayat Geçidi’ dış güçlerin engellenmesinin sembolüyse, bugün de Hürmüz Boğazı sağlam şekilde bizim elimizdedir” diye yazdı.
Bir günlük diplomatik temasın onlarca yıldır süren köklü sorunları çözmesini beklemek zaten her zaman zayıf bir ihtimaldi. İranlılar, Başkan Donald Trump’ın 2018’de Washington ile yaptıkları önceki nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından zaten büyük bir öfke duyuyordu. Şubat ayında savaş başlamadan önce Trump’ın arabulucuları İran’dan uranyum stoklarını bırakmasını ve uranyum zenginleştirmeyi durdurmasını istemişti. Görüşmelerin farklı turları ise sonuç vermedi.
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bakaei, “Başından itibaren tek bir oturumda anlaşmaya varmayı beklememeliydik. Hiç kimsenin böyle bir beklentisi yoktu” ifadelerini kullandı.
Bu yeni müzakere turu ise daha da karmaşık hale gelmiş durumda; çünkü İran, Hürmüz Boğazı konusunda geri adım atmaya kararlı görünmüyor. İran yalnızca su yolunun kontrolünü elinde tutmak istemiyor; İranlı siyasetçiler aynı zamanda buradan gelir elde etmeyi de hedeflediklerinin sinyalini veriyor. İran, boğazdan geçen gemilerden ücret alabilirse bu gelir savaş sonrası devasa yeniden inşa çalışmalarının finansmanına katkı sağlayabilir.
Tahran Üniversitesi siyaset bilimci ve önceki İran hükümetinde strateji alanından sorumlu cumhurbaşkanı yardımcısı olan Sasan Karimi, İran liderlerinin istediği olursa savaş öncesindeki serbest geçiş dönemine basit bir dönüşün mümkün olmadığını söyledi.
"ABD'nin Hürmüz'ün kontrolünde söz sahibi olması saçmalık"
Karimi’ye göre ABD’nin hedefleri bunun da ötesine geçiyordu ve Washington boğazın ortak yönetimini talep ediyordu.
Karimi şu sözleri kaydetti:
“Amerika’nın Hürmüz Boğazı’nın yönetiminde söz sahibi olması saçmalıktır. İran, Donald Trump’ın savaşta elde edemediği tavizleri ona vermeyecektir. İran zaten kolay yenilecek bir ülke olmadığını gösterdi. Bu Venezuela gibi kolay bir oyun değil”
Karimi burada ABD’nin ocak ayında Venezuela devlet başkanını devirmek ve ülkenin kalan liderlerine kendi şartlarını dayatmak için yaptığı hızlı operasyonu kastetti.
Trump ise pazar günü sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada bir sonraki adımının İran’a karşı boğazda ABD deniz ablukası uygulamak olacağını söyledi.
Trump şu ifadeleri kullandı:
“Bize ya da barışçıl gemilere ateş eden her İranlı cehenneme gönderilecek. İran’ın bu yasa dışı şantajdan kâr etmesine izin verilmeyecek”
Uluslararası düşünce kuruluşu International Crisis Group’un İran programı direktörü Ali Vaez’e göre bu durum küresel ekonomi için yeni riskler doğuracak. İran muhtemelen bölgesel müttefiki Yemen’deki Husi güçlerini, Kızıldeniz’in güney ucundaki bir başka kritik geçiş noktası olan Bab el-Mendeb’i engellemeye teşvik edecek.
Diplomasi sonunda başarısız olur ve çatışmalar yeniden başlarsa, İranlı yetkililer Trump’ın küresel ekonomik kaos karşısında geri adım atacağını hesaplıyor.
ABD istihbaratının güncel değerlendirmelerine göre İran, silah stoklarının önemli bir bölümünü korudu ve füze sığınaklarını ile silo sistemlerini beklenenden daha hızlı yeniden kullanıma hazırladı.
Vaez, “Bir iki ay daha dayanabilirler, belki daha da uzun. Ekonomik açıdan ise İranlıların ne kadar daha fazla acıya katlanabileceğinin bir sınırı olduğunu düşünmüyorum. Gerçek soru şu: Trump yönetimi bu yüksek ekonomik bedeli ödemeye hazır mı?” sözlerini kaydetti.
© 2026 The New York Times Company


