Peter Baker / New York Times
Soğuk Savaş’ın başlangıcında Harry Truman NATO’yu kurduğunda, neredeyse 80 yıl boyunca müttefiklerine yönelik toprak kazanımı amacıyla ekonomik savaş açıp gerçek savaş tehdidinde bulunan tek ülkenin ABD olacağını muhtemelen hiç hayal etmiyordu.
Buna rağmen yaşananlar Başkan Donald Trump’ın yarattığı bu baş aşağı, gücün belirleyici olduğu dünyada tam olarak böyle.
Trump, ABD’nin Grönland’ı ele geçirme planlarına destek vermedikleri sürece Avrupa’daki müttefiklerine gümrük tarifeleri uyguluyor ve gerekirse askeri güç kullanma ihtimalini gündemde tutarak Danimarka’yı ve Avrupa’daki dostlarını zorlamaya çalışıyor. Oysa Grönland vatandaşları ABD’nin parçası olmak istemiyor.
ABD’nin tarihsel rolü: İşgalci değil, işgalcilere karşı güç
Son yüzyılda hiçbir dönemde Amerika Birleşik Devletleri, başka ülkelerin toprağını ele geçirmek ve vatandaşlarını istekleri dışında boyun eğdirmek için harekete geçmedi. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD, toprak işgallerine direnen ülkeydi; Adolf Hitler’in Almanya’sına, Hideki Tojo’nun Japonya’sına, Josef Stalin’in Sovyetler Birliği’ne, Kim Il Sung’un Kuzey Kore’sine ve Saddam Hüseyin’in Irak’ına karşı durdu. Şimdi Trump, ABD’yi işgalci kategorisine sokmayı amaçlıyor.
Sadık bir müttefiki, açık itirazlarına rağmen toprak vermeye zorlamak çok değil, kısa bir süre öncesine kadar gülünç, hatta akıl dışı olarak görülürdü. Nitekim Trump bu fikri ilk döneminde gündeme getirdiğinde kendi kabinesindeki bir bakan bile bunu özel olarak “sanrılı” bulmuştu.
Trump’ın “normal” tanımını ne kadar değiştirdiğinin bir göstergesi olarak, kendisine ait olmayan toprakları ele geçirme isteği artık ABD’nin antlaşma yükümlülüklerini ve uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bir davranış olarak hemen reddedilmek yerine ciddi şekilde tartışılıyor.
ABD’nin sınır ötesi kategorileri: Farklı bir kategori
Bu durum ABD’nin her zaman diğer ülkelerin egemenliğine saygı duyduğu anlamına gelmiyor. Tarih boyunca ABD, düşmanca gördüğü ülkelerde hükümetleri devirdiği veya geçici olarak işgal ettiği birçok olay yaşadı. Ancak hiçbir zaman tehdit oluşturmayan uzun süreli bir müttefike karşı böyle bir şey yapmadı. Dahası ABD, 1898’deki İspanyol-Amerikan Savaşı’ndan bu yana, silahlı güçle ele geçirdiği bir toprağı kalıcı olarak elinde tutmadı.
Uzman görüşü: Açık bir saldırı
Georgetown Üniversitesi uluslararası ilişkiler profesörü ve eski Başkan Barack Obama’nın Avrupa danışmanı Charles Kupchan, “ABD 20. yüzyılda sömürge yönetimini gayrimeşrulaştırma ve imparatorluk çağını bitirme konusunda öncülük yaptı,” dedi. “Bu günler sona eriyor olabilir. ABD, Grönland’ı ekonomik ve askeri zorlamayla ele geçirirse, bu demokratik bir müttefike karşı açık bir emperyal saldırı eylemi olur.”
Trump’ın danışmanları bu analize katılmıyor. Trump tarafından “Grönland’ı ABD’nin bir parçası yapmakla” görevlendirilen Louisiana Valisi Jeff Landry, cuma günü Fox News’te yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Biz kimseyi fethetmeye, kimsenin ülkesini ele geçirmeye gitmiyoruz. Biz diyoruz ki: ‘Bakın. Biz özgürlüğü temsil ediyoruz. Ekonomik gücü temsil ediyoruz. Koruma sağlıyoruz.’”
Trump’ın mesajı tam olarak ne?
ABD Başkanı Trump'ın kendisinin verdiği mesaj farklı; ikna değil, baskı. Trump bu ay gazetecilere, “Onlar istese de istemese de Grönland konusunda bir şey yapacağız,” dedi.
Geçen hafta Air Force One uçağında, “Bir şekilde ya da başka bir şekilde Grönland’a sahip olacağız,” ifadesini kullandı.
Hafta sonunda ise Danimarka’ya karşı durarak ABD’nin toprak taleplerine itiraz eden Avrupalı ülkelere yönelik tarifeleri artırabileceğini belirtti.
Trump diplomasiyi reddetti. Norveç Başbakanı pazar günü mesele hakkında konuşmak istediğinde, Trump bunu geri çevirdi ve “ülkenin bana Nobel Barış Ödülü’nü vermediğini” gerekçe gösteren bir mesaj gönderdi. (“Ödül, Norveç hükümeti tarafından değil, bağımsız bir komite tarafından veriliyor ve Trump’ın sekiz savaşı bitirdiği yönündeki iddiası abartılı.”)
Güvenlik argümanı: Gerçekten bir tehdit var mı?
Trump’ın açıkladığı gerekçe, ABD’nin güvenlik nedeniyle Grönland’a ihtiyaç duyduğu yönünde. Mantığı şu: Rusya veya Çin Grönland’ı ele geçirebilir, bu nedenle ABD ele geçirmelidir. Oysa ne Rusya ne de Çin, son dönemde Grönland’ı ele geçirmek yönünde bir niyet sergiledi. Şu anda Grönland’ı tehdit eden tek ülke Trump’ın Amerika’sı.
Güvenlik gerçekten mesele olsaydı, ABD bugün zaten Grönland’da askeri varlık bulunduruyor ve 1951 anlaşması uyarınca isterse yarın daha fazla asker gönderip üsler açabilir. Trump ise Beyaz Saray’daki beş yılı boyunca Grönland’ın bu kadar acil bir güvenlik tehdidi altında olduğunu hiç ifade etmedi.
Buradaki asıl çıkar kimin?
Trump’ın Grönland’a ilgi duyması, okul yıllarından beri arkadaşı olan milyarder iş insanı Ronald S. Lauder tarafından tetiklendi; bu durum böyle bir hamleden kimin kazanç sağlayacağı sorularını da gündeme getirdi.
İlk döneminde Trump, ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’a Grönland’ı satın alma planı hazırlamasını söyledi. Bolton, doğrudan satın almanın gerçekçi olmadığını düşündü ancak güvenlik ilişkilerinin güçlendirilmesini mantıklı buldu ve Trump’ın mülkiyet arzusunu karşılamak için bir ekip görevlendirdi.
Porto Riko ile takas açıklaması
Bu Trump için yeterli değildi. Aylar boyunca eylem talep etti. Bir noktada, bir yönetim yetkilisine göre Trump, eleştiri aldığı 2017 kasırgası sonrasında küçümsediği Porto Riko’dan federal fon alınarak Grönland’ın satın alınmasını önerdi. Hatta bir seferinde “Porto Riko kirliydi ve halkı fakirdi” diyerek Porto Riko’nun Grönland ile takas edilebileceğini söyledi.
Grönland, Trump’ın başka ülkelerin toprağını alma girişimlerinin tek örneği değil. Uyuşturucu suçlamalarıyla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu yakalamak için Delta Force ekiplerini gönderdiğinden beri Trump, artık ülkeyi “yönettiğini” ve petrolünü “aldığını” iddia ediyor. Venezuela’yı ABD’ye bağlamaktan söz etmese de Kanada’yı “51. eyalet” yapmakla tehdit etti ve Panama Kanalı’nı ele geçirmekten bahsetti.
Kıtayı boydan boya genişletme fikri
Trump’ın başka ülkelerin toprak bütünlüğüne kayıtsızlığı, 2017’deki Birleşmiş Milletler konuşmasıyla çelişiyor. O konuşmada “egemenlik” kelimesini 21 kez kullandı. O zaman, “Ukrayna’dan Güney Çin Denizi’ne kadar egemenliğe yönelik tehditleri reddetmeliyiz,” dedi ve “hukuka saygı” ile “sınırlara saygı” çağrısı yaptı.
Şimdi ise görünüşe göre, ABD’nin kıtayı boydan boya genişleyerek Kızılderilileri zorla yerinden ettiği, Meksika ile savaşarak batının büyük kısmını aldığı 19. yüzyılın “Manifest Destiny” dönemine geri dönmek istiyor.
Söz konusu emperyalizm, ABD’nin İspanya’dan Filipinler’i, Porto Riko’yu ve Guam’ı almasının ardından yüzyılın başında büyük ölçüde sona erdi. Kanlı direniş yıllarından sonra ABD, Filipinler’e bağımsızlık verdi.
ABD’nin tarihsel misyonu
ABD 20. yüzyılda küresel bir güç haline gelirken yabancı saldırılara karşı ülkelerin savunucusu rolünü üstlendi. Avrupa’ya iki kez Almanya’ya karşı yardım etti, Baltık devletlerinin Sovyet ilhakını on yıllarca tanımadı, Pasifik’te Japonya’yı durdurdu, Kuzey Kore’nin Güney’i ele geçirmesini engelledi, Irak işgalcilerini Kuveyt’ten çıkardı ve daha yakın zamanda Ukrayna’yı Vladimir Putin’in Rusya’sına karşı silahlandırdı.
ABD, bağımsız ülkelerin egemenliğini korumak amacıyla Birleşmiş Milletler’in kurulmasına yardımcı oldu.
BM Şartı’nın 2. maddesi şöyle der:
“Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma tehdidinden veya güç kullanımından kaçınacaktır.”
Buna karşılık Trump, Ukrayna’ya yönelik yasadışı Rus ilhakını bir barış anlaşması kapsamında tanımayı kabul etti ancak Grönland konusunda Putin’in Ukrayna’da yapmaya çalıştığı şeyi yapmasına izin verecek hiçbir hukuki doktrin ortaya koymadı.
Grönland ABD kurulmadan önce bile Danimarka'ya aitti
Personel şefi yardımcısı Stephen Miller, uluslararası antlaşmaları “uluslararası incelikler” olarak nitelendirdi ve “Danimarka hangi hakla Grönland üzerinde kontrol iddia ediyor?” diye sordu. Trump da Norveç başbakanına gönderdiği mesajda aynı çizgiyi izleyerek, “Yazılı belgeler yok,” dedi. Oysa Grönland, ABD’nin bir ulus olmasından daha uzun süredir Danimarka’ya bağlı.
Cumhuriyetçi kanattan da itirazlar yükseldi, eleştirilerin çoğu doğrudan Trump’a değil, çevresindeki danışmanlara yöneltildi. Kuzey Carolina Senatörü Thom Tillis hafta sonu sosyal medya hesabında ‘Bir avuç danışmanın, bir müttefikin toprağını zorla ele geçirmeyi savunması akıl almaz' sözlerine yer verdi.
Tarihten bir not: Truman'ın Grönland teklifi
Trump, Grönland’ı gözüne diken ilk Amerikan başkanı değil. Truman, Grönland’ın ülkeye önemli bir katkı sağlayabileceğini düşünmüş ve 1946’da Danimarka’ya gizlice altınla 100 milyon dolarlık bir teklif yapmıştı.
Danimarka satmayı reddettiğinde Truman onu cezalandırmadı. İşgalle tehdit etmedi. “Hayır” cevabını kabul etti.
© 2026 The New York Times Company
Kaynak: Gazete Oksijen






