19 Eylül 2026, Cumartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 19.09.2026 10:26 | Son Güncelleme: 19.09.2026 10:26

Araştırma ortaya koydu: Yaşanılan bölge demans riskini etkileyebilir

İngiltere'de yaklaşık 41 milyon kişinin verilerinin incelendiği araştırmada, demansa bağlı ölümlerin en yoğun nüfuslu şehirlerde veya kırsal bölgelerde değil, orta yoğunluktaki yerleşimlerde daha yüksek olduğu belirlendi
Araştırma ortaya koydu: Yaşanılan bölge demans riskini etkileyebilir

Sessiz bir kırsal bölgede, gözlerden uzak bir evin beyin sağlığı açısından kalabalık bir şehirdeki konuttan daha iyi olduğu düşünülebilir. Ancak İngiltere'de demansa bağlı ölümleri inceleyen yeni bir araştırma, farklı bir tablo ortaya koydu.

National Geographic'in aktardığına göre; Cambridge Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, 2011-2023 yılları arasında İngiltere'de yaklaşık 41 milyon kişinin verilerini inceledi. Demansa bağlı ölümlerin en yüksek olduğu bölgelerin nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu şehirler veya en kırsal alanlar değil, banliyöler ve orta yoğunluktaki diğer yerleşim bölgeleri olduğu belirlendi. Araştırmacılar, dezavantajlı bölgelerde hizmetlere erişimin ve açık alanların kalitesinin iyileştirilmesinin demansa bağlı ölümlerin yüzde 10,5'ine kadarını önleyebileceğini hesapladı.

Bulgular, nörodejeneratif hastalıklara ilişkin araştırmaların zaman içinde nasıl değiştiğine de işaret ediyor. Uzun yıllar boyunca demansın nedenlerine ilişkin araştırmalar büyük ölçüde beyin ve vücuttaki süreçlere odaklanırken, son dönemde insanların yaşadığı yerlerin ve karşılaştıkları koşulların beyin sağlığını nasıl etkileyebileceği de araştırılıyor.

Demans riskinde değiştirilebilir faktörler

2017'de Lancet Komisyonu, demans için obezite, sigara kullanımı, depresyon, işitme kaybı ve sosyal izolasyonun da aralarında bulunduğu dokuz değiştirilebilir risk faktörü belirledi. Yaş, genetik ve cinsiyetin aksine bu faktörler, bireylerin veya kamu politikalarının müdahalesiyle değiştirilebilecek unsurlar arasında değerlendiriliyor.

Komisyon, 2020'de bu listeye hava kirliliği ve travmatik beyin hasarını, 2024'te ise yüksek kolesterol ve görme kaybını ekledi.

2026 tarihli araştırmaya göre bu risk faktörleri, nüfus yoğunluğu ile gelir, konut koşulları, hizmetlere erişim, eğitim ve istihdam gibi unsurlar dikkate alınarak belirlenen orta düzeydeki "kentleşme" bölgelerinde demansa bağlı ölümlerin neden daha yüksek olduğunun açıklanmasına katkı sağlayabilir.

Sağlık hizmetlerine erişim önemli bir faktör

Sağlık hizmetlerine erişim de araştırmada dikkate alınan unsurlar arasında yer alıyor. Yale Tıp Fakültesi'nden psikiyatri ve nöroloji doçenti Arman Fesharaki-Zadeh, özellikle işitme sağlığı hizmetlerine erişimde kentsel ve kırsal bölgeler arasında önemli farklılıklar bulunabileceğini belirtiyor.

Harvard Tıp Fakültesi'nden nöroloji profesörü Alvaro Pascual-Leone ise şehirlerde yaşayan kişilerin yüksek kolesterol, tansiyon, kan şekeri, diyabet ve obezite gibi metabolik risk faktörleri açısından taramalara erişiminin daha yüksek olabileceğini ifade ediyor.

Pascual-Leone, hava kirliliğinin de şehirlerde genellikle daha yüksek olduğunu ve nüfus yoğunluğunun fazla olmasının tek başına daha güçlü sosyal ilişkiler anlamına gelmediğini belirtiyor. Araştırmalar, yalnızlık ve sosyal izolasyonun bazı kentsel ortamlarda daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.

Araştırmacılar, banliyöler ve orta yoğunluktaki diğer yerleşimlerin her iki uçtaki dezavantajları bir arada taşıyabileceğini değerlendiriyor. Buna göre bu bölgelerde çevresel riskler bulunurken şehir merkezlerindeki hizmet yoğunluğundan veya kırsal bölgelerin bazı çevresel avantajlarından aynı ölçüde yararlanılamayabiliyor.

Uzmanlar sonuçların yorumlanmasında temkinli

Bununla birlikte bazı uzmanlar, çok sayıda değişkenin etkili olduğu bu tür verilerin yorumlanmasında dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor.

Nöroradyolog ve Recognition Health Üst Yöneticisi Emer MacSweeney, demansa bağlı ölümlerin belirli bölgelerde yoğunlaşmasının, bilişsel belirtiler ortaya çıktıktan sonra insanların yaşadıkları yeri değiştirmesiyle de açıklanabileceğini ifade ediyor. MacSweeney'ye göre bilişsel gerileme yaşayan kişiler, özellikle bakım evlerinin büyük şehirlerde daha pahalı olabilmesi nedeniyle yarı kırsal bölgelere taşınmayı tercih edebiliyor.

MacSweeney, demans riski açısından yalnızca yaşanılan yerin değil, yaşam biçiminin de dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.

NYU Grossman Tıp Fakültesi Optimal Yaşlanma Enstitüsü'nden yardımcı doçent Jordan Weiss ise çevre ile demans arasındaki ilişkinin tam olarak anlaşılması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu söylüyor. Weiss'e göre mahalle, demans riskinden bağımsız bir etken olmaktan ziyade, bilinen risk faktörlerine maruz kalma düzeyini etkileyen bir unsur olarak değerlendirilebilir.

Araştırmalar beynin ötesine yöneliyor

Bilim insanları demansı 19. yüzyılın sonlarından bu yana araştırıyor. Ancak araştırma soruları zaman içinde genişledi. Günümüzde çalışmalar yalnızca beynin içinde meydana gelen süreçlere değil, genetik, yaşam tarzı ve çevresel koşulların yaşam boyunca nasıl etkileşime girdiğine de odaklanıyor.

Bilim insanları, yaşam boyunca maruz kalınan çevresel ve diğer etkenlerin bütününü "ekspozom" olarak adlandırıyor. Epidemiyolog Christopher Wild, İnsan Genom Projesi'nin tamamlanmasından kısa süre sonra, 2005 yılında yayımladığı önemli bir çalışmada bu kavramı ortaya koydu. Wild, kronik hastalıklarda çevresel maruziyetlerin önemli bir rolü bulunmasına rağmen bu alandaki araştırmaların genetik araştırmalarının gerisinde kaldığını savundu.

Araştırmacılar, demans sonuçları üzerinde hangi çevresel unsurların ne ölçüde etkili olduğunu henüz tam olarak ortaya koyabilmiş değil. Bununla birlikte Lancet Komisyonu, değiştirilebilir risk faktörlerinin ele alınmasıyla demans vakalarının yüzde 45'inin önlenebileceğini tahmin ediyor. Fesharaki-Zadeh, bu risk faktörlerinin birçoğunun birbiriyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Araştırmacılara göre bulgular, insanların yaşadığı bölgelerin beyin sağlığını destekleyen veya olumsuz etkileyen koşulların oluşmasında rol oynayabileceğini gösteriyor. Fesharaki-Zadeh, sonuçların daha çok sağlık merkezlerinin veya toplu taşıma güzergâhlarının nerelere yerleştirileceği gibi kamu planlaması açısından değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Pascual-Leone de sigara kullanımı ve diyabetle mücadelede uygulanan politikaların etkisine dikkat çekerek benzer yaklaşımların beyin sağlığı için de geliştirilebileceğini belirtiyor.

Demans riskini azaltmak için neler yapılabilir?

Yaşanılan bölgeden ve yaştan bağımsız olarak demans riskini azaltmaya yönelik bazı adımlar atılabiliyor. MacSweeney, egzersizin obezite, hipertansiyon ve depresyon gibi birden fazla risk faktörü üzerinde etkili olması nedeniyle önemli bir faktör olduğunu belirtiyor. Düşük şeker içeren Akdeniz tipi beslenme ve yeterli uykunun da öneriler arasında yer aldığı ifade ediliyor.

Weiss, tedavi edilmeyen işitme kaybının da daha fazla dikkate alınması gerektiğini belirtiyor. İşitme kaybının beyin üzerinde ek bir yük oluşturabileceği ve kişilerin sosyal hayattan uzaklaşmasına yol açabileceği, bunun da demans riskine katkıda bulunabileceği ifade ediliyor.

Weiss, bu nedenle işitme testlerinin yaptırılmasını öneriyor. Buna karşılık beyin egzersizi oyunlarının demans riskini azaltmadaki etkisine ilişkin kanıtların daha sınırlı olduğunu belirtiyor. Bu tür oyunların kişilerin öncelikle oynadıkları oyunda gelişmesini sağladığı, ancak zihinsel uyarım açısından tamamen etkisiz olmadığı ifade ediliyor.

Uzmanlara göre sosyal ilişkiler de önem taşıyor. Aile üyeleri ve arkadaşlar, bilişsel gerileme belirtilerini fark ederek kişileri tarama randevularına yönlendirebilir. Bunun yanı sıra sosyal etkileşim ve birlikte zaman geçirmenin de beyin sağlığı üzerinde rol oynayabileceği belirtiliyor.

Kaynak: Gazete Oksijen