Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile ilgili açıklamalarda bulundu. AA'ya konuşan Fidan, anlaşmanın teknik olarak NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu söyledi.
Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye'nin yayılmacı ülkeler olmadığını vurgulayan Dışişleri Bakanı, anlaşmada yazıya bağlanan ortak bir tehdit olmadığını dile getirdi. Fidan, "İster bölge içinde ister bölge dışında saldırıya uğramadığı sürece bu ittifakın herhangi bir ülkeyle alıp veremediği olamaz. Ama bölgesel istikrara katkı sunmak için ortaya koyduğumuz bu güç kompozisyonunun yapıcı katkısı olacaktır. Zaten bunu da bu maksatla kuruyoruz. Altını çiziyorum, İran bu örgütün şeyi değildir. Bize saldırmayan hiçbir ülke hedefimizde değil" ifadelerini kullandı.
Bakan Fidan, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında dün imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"na ilişkin, "Gerçekten tarihi bir gündü. Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) liderliğinde yürüttüğümüz dış politikamızda, gerçekten uzun yıllardır hedeflediğimiz bazı köşe taşları var. Onlardan birinin gerçekleşmesiyle alakalı bir olaya tanıklık ettik" dedi.
Bölgede uzun yıllardır devam eden bir istikrarsızlık olduğuna işaret eden Fidan, savaşların, işgallerin, sürgünlerin ve yerinden edilmiş insanların, Türkiye'nin yakın doğusu ve güney doğusunda, dünyada genel olarak "Orta Doğu" ismiyle kabul görmüş coğrafyada, uzun yıllardır devam eden olaylar olduğunu dile getirdi.
Fidan, bu sistemsizliğin uzun yıllardır iktidarda bulunan AK Parti hükümetlerinin çok yakından takip ve analiz ettiği, bu sorunlara nasıl kalıcı düzenlenme getirilebilir diye düşündüğü bir husus olduğunu vurguladı.
Son birkaç yıldır bu konudaki görüşlerini daha da olgunlaştırarak pratikte ne türden adımlar atılabileceğine yoğunlaştıklarını dile getiren Fidan, ilk tespitlerin ardından bunların ilgili taraflarla paylaşıldığını ve nihayetinde somutlaştırılma aşamasına geldiklerini söyledi.
"Bölgesel sahiplenmemizin artırılması önemli"
Bakan Fidan, Türkiye'nin amacına dair "Bölgesel sahiplenmemizin artırılması önemli. Çünkü dışarıdan gelen hegemonlar, bölgedeki sorunları çözmüyor, daha da akut hale getiriyor, maliyeti çok yüksek oluyor. Bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini, kendi ekonomik istikrarlarını, kendi kalkınmalarını, kendi refahlarını, kendilerinin aslında garanti altına alıcı daha kurumsal noktalara gitmeleri gerekiyor" diye konuştu.
Türkiye'nin hemen hemen bölge ülkelerinin hepsiyle çok iyi ilişkileri olduğuna dikkati çeken Fidan, şöyle devam etti:
"Ama bunlar gerçekten konjonktüre, siyasi algılara, anlayışlara dayalı, her an değişebilen yapıda olan ilişkiler idi. Ama Türkiye'nin dış politikası uzun zamandır Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde aynı. Biz bunu daha kalıcı hale getirmenin daha faydalı olduğunu hep düşündük. 'Aradaki kardeşlik ilişkisi' dediğimiz veya 'ilişki' dediğimiz konuların daha yapısal, daha profesyonel, daha kendi kendine gidebilen bir noktada olması gerekiyor bütün bölgenin istikrarı için."
"Bunu Avrupa Birliği'nde de gördük"
Fidan, Türkiye'nin bölgesel vizyonuna ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
"Bir bölgede aslında savunma ittifakına ihtiyaç var. Ülkeler birbirlerinin güvenliğinden emin olmadan üstüne ekonomik yapılar bina edemiyorlar. Bu tarihin de gösterdiği bir husus. Biz bunu Avrupa Birliği'nde de gördük. Amerikan güvenlik şemsiyesinin sağladığı atmosfer içinde Avrupa ekonomik toplumunun hayata geçtiğini, daha sonra bunun evrildiğini gördük. Burada da bölgedeki istikrarsızlıkların giderilmesi, en azından durdurulması ve daha büyük ekonomik ve sosyal entegrasyon sağlanarak bölge halkının refahının ilerletilmesi konusunda büyük bir irade var."
Bunun kolay bir iş olmadığını ve çok başında olduklarının bilincinde olduklarını dile getiren Fidan, bunun için bütün zihinsel ve kavramsal hazırlıkların ve planların bulunduğunu söyledi.
"2 yıl 8 aydır ortaklarımızla ve diğer bölge ülkeleriyle kesintisiz konuşuyorum"
Fidan, bunların kurumsal olarak nasıl hayata geçirileceğine dair çalışmaları da olduğunu belirterek, "Bunları yaparken ne türden sorunlarla karşılaşacağız, onları biliyoruz. Bunları tam 2 yıl 8 aydır ben ortaklarımızla, imza attığımız ortaklarla ve diğer bölge ülkeleriyle kesintisiz konuşuyorum. Cumhurbaşkanı'mız lider seviyesinde yaptığı görüşmelerde tabii hep gündeme getiriyor." diye konuştu.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın 2 yıldır hazırlandığına ilişkin soruya Fidan, "Tabii, bunun fikir düzeyinden kavrama, kavramdan anlaşma noktasına geçmesi." yanıtını verdi.
Bakan Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın teknik olarak NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu belirterek, "Zaten onun için bir güvenlik paktı kuruyorsunuz. Onun için nihai derecede bir ittifaka katılma kararı alıyor diğer ülkeler. Birbirinin koruyucu desteğinden faydalanmak için." dedi.
İmzacı ülkelere bir yükümlülük getirdiğine işaret eden Fidan, Türkiye'nin 1952'den itibaren NATO'da olduğunu ve uzun yıllardır NATO toplantılarına katıldığını söyledi.
Fidan, son NATO Zirvesi'nin Ankara'da yapıldığını anımsatarak, NATO'nun tarihinde bir veya iki defa ortak müdahale kararı alıp operasyona girdiğini ifade etti.
Bakan Fidan, "Bir; Afganistan'daki bir hususu destekledi, bir de Kosova'da destekledi. Onun dışında NATO'nun hazırlıkları, NATO'nun en büyük caydırıcılığı defensive pozisyonda bir caydırıcılık yeteneği geliştirmek. 'Sen, bana saldırsan ben hazırlığını yapmış, bu kadar büyük bir topluluğa sahip askeri gücüm. Benim gücümü test etme. Dolayısıyla ben saldırıya uğramıyorum. Benim bulunduğum coğrafyada siyasi, ekonomik ne kadar sorunu varsa hallederek kalkınıyor ve daha normal bir yolda gidiyor''" diye konuştu.
Bunun önemli olduğunun altını çizen Fidan, bütün gelişmelerin önünü tıkayan şeyin şiddet, savaş ve gözyaşı olduğunu vurguladı.
"Artık bundan sonra dayanışma halindeyiz"
Fidan, "Caydırıcılık gücünüzü artırıyorsunuz. İkinci bir hususta, bu türden ittifaklara girmenin yolu, bir dışarıya mesaj vermekten ziyade, bu ittifaka imza atan ülkeler birbirlerinin güvenliğine tehdit olmayacaklarını, aslında birbirlerinin güvenliğine tersine garanti olacaklarını ortaya koyuyorlar, taahhüt ediyorlar. Başlangıç noktası bu. Bir güvenlik ittifakına girdiğiniz zaman dışarıdaki bir aktöre karşı değil, içeride 'biz birbirimize artık bundan sonra dayanışma halindeyiz, birbirimizden diğerine zarar gelmez' meselesi" dedi.
Bunun önemli bir başlangıç noktası olduğuna işaret eden Fidan, daha sonra mevcut tehditlere göre çalışılması gerektiğini söyledi.
Bakan Fidan, "En çok merak edilen konu, saldırı durumunda hemen bir yükümlülük doğuyor mu? Bu yükümlülük nasıl işlevsel hale gelecek" sorusuna, "Anlaşma metnine bakıldığında orada genel taahhütler var. Bu genel taahhütlerin hangi pratikte ne şekilde hayata geçeceği her zaman için ifade ettiğim gibi tartışmaya ve ilgili kurulların karar almasına bağlı." yanıtını verdi.
"Bakanlar komitesi ve genel sekreterlik olacak"
Bir ülkenin bu konuda çağrıda bulunması gerektiğini söyleyen Fidan, yardımın keyfiyetini de ülkenin tanımlayacağını dile getirdi.
Fidan, şunları ifade etti:
"Der ki 'benim istihbarata ihtiyacım var, lojistiğe ihtiyacım var, mühimmata ihtiyacım var, olmadı, daha ileri safhada askeri ünitelere ihtiyacım var. Bunlar çok aşamalı, tehditin boyutuna göre değişen hususlar. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda bizim ortaya koyduğumuz perspektif şu, şimdi bizim bir yapısal olarak bakanlar komitesi olacak. Aynı NATO'da olduğu gibi dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanının olduğu siyasi ve askeri komite var. Siyasi ve askeri komite, liderlerin ortaya koyduğu vizyonu, bu ittifak içinde karara bağlayan, çalışmaları yapan komite. Bunun ortaya koyduğu vizyonu hayata geçirecek bir genel sekreterlik olacak, bir teşkilat olacak."
Bunun önemli yapısal bir adım olduğunu vurgulayan Fidan, şunları kaydetti:
"Biz burada imza attık, ayrıldık, yok. Bu Genel Sekreterlik daha sonra 3 ülke arasındaki bu savunma ittifakıyla ilgili konuları yakından takip edecek, alınan kararların uygulanmasını. Burada şu anda çalışmaya başlamadık, daha imzalar yeni atıldı. İlk komite toplantısından sonra muhtemelen bakanlar olarak liderlerin onayına sunacağımız hususlar, sekreteryanın kurulması, yapısı, işleyişi ve verilecek ilk ödevler olur.
Burada tabii çok fazla husus var askeri konular yani 'ortak çalışabilirlik' dediğimiz yani NATO'da 'interoperability' diye kavramsallaştırılan çok önemli bir husus var. Yani farklı ordu yapıları olan ülkelerin beraber bir arada iş görebilmesi, çalışabilmesi, karşılıklı eğitim, destek hususları, lojistik mevzuları, tehdit analizleri, istihbarat paylaşımı ve en önemlisi savunma sanayi alanlarında işbirliği. Dün en çok liderler arasında konuşulan konu, savunma sanayi alanındaki işbirliği ve buradaki teknolojilerden ülkelerin birbirinden istifade etmesi."
Bunun ciddi ve süreklilik gerektiren kurumsal bir iş olduğunu söyleyen Fidan, bunun kendi içinde artık otomatiğe bağlamış bir çalışması olacağını belirtti.
Fidan, "Ülkeler sıkıştıkça 'ya biz ne yapacaktık beraber' deme durumunda olmayacaklar. Bizim her zaman için yani vurguladığım husus, dış politikada veya herhangi bir konuda başarıyı rastgeleliğe bırakmamak gerekiyor, kurumsallaştırmak gerekiyor. Devamlı hale getirmek gerekiyor." ifadesini kullandı.
Belli menfaatler etrafında ülkelerin bir ittifaka yoğrulması gerektiğini söyleyen Fidan, "Bu 3 ülke, çekirdek ülke" dedi.
"Altına imza attığımız ortak tehdit diye bir husus yok"
Hakan Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın caydırıcılık anlamında hedefinin ne olduğuna ilişkin soruya "Şu anda dediğim gibi biz yani bir herhangi yazıya çiziye bağlanmış, üstünde altına imza attığımız ortak tehdit diye bir husus yok. 'Biz artık birbirimizin güvenliğiyle yakından ilgileneceğiz' taahhüdünde bulunuyoruz. Bu bir başlangıç noktası" yanıtını verdi.
Bu konudaki tartışmaların "şu andaki savaş zemininin öncesinde" başladığına dikkati çeken Fidan, o dönemde İran-ABD/İsrail savaşının olmadığını ancak bölgedeki ABD'nin yeniden güvenlik endişelerini değiştireceğini, başka bir takım olayları ve Türkiye'nin kendi terörle mücadelesinin gündeme geleceğini ön gördüklerine işaret etti.
"Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye yayılmacı politikaları olan ülkeler değil"
Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndaki ülkelere ilişkin "Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye dış politika tavırlarına baktığınız zaman yayılmacı politikaları olan ülkeler değil. Kendi sınırları içerisinde, kendi dertleriyle, kalkınmalarıyla meşgul, mümkünse de iyi ilişkiler ve komşuluklar yoluyla da bulundukları ortama pozitif katkı sağlamak isteyen ülkeler" ifadelerini kullandı.
Bu ülkelerin farklı tarz ve kapasitelere sahip olduğunu söyleyen Fidan, "Şimdi biz bu ülkelerle bir araya geldiğimiz zaman tabiatıyla savunmaya yönelik bir örgüt oluyoruz. Yani ofansif gidelim şurada da hep beraber şunu yapalım şunu edelim tarzında bir yaklaşım değil. Dolayısıyla bölgede ister bölge içinden ister bölge dışından saldırıya uğramadığı sürece bu ittifakın herhangi bir ülkeyle alıp veremediği olamaz. Ama bölgesel istikrara katkıda bulunmak için tabii ki ortaya koyduğumuz bu güç kompozisyonun yapıcı katkısı olacaktır" tespitini yaptı.
Fidan, bunun ileri taşınmasının sebebinin de bu olduğunu vurgulayarak İran'ın bu anlaşmanın "hedefinde olmadığına" atıfta bulundu. Bakan Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndaki ülkelere saldırmayan ülkelerin "hedefte olmadığına" dikkati çekti.
Fidan, ittifakın hem hukuki açıdan hem de siyasi, stratejik açıdan çok mercek altına alınan bir husus olduğunu vurgulayarak, bu alanda herhangi bir sıkıntı olmadığını kaydetti. Böyle bir anlaşmayı başka ülkelerinde yaptığına işaret eden Fidan, daha önce böyle anlaşmalar yapan NATO ülkelerinden örnekler verdi.
"Türkiye sorumluluklarının bilincinde"
Fidan, bunun NATO içinde yeni bir fenomen olmadığının altını çizerek, "Türkiye de tabii ki sorumluluk bilincinin farkında olan bir ülke. Biz hiçbir şekilde bu farklı coğrafyaları, farklı öncelikleri birbiriyle çatışır halde tutacak durumda değiliz" şeklinde konuştu.
Bunun yönetilmesi gereken bir alan olduğu tespitini yapan Fidan, Alman mevkidaşıyla yaptığı görüşmede de bunu dile getirdiğini anlattı. Fidan, Türkiye'nin buradaki amacının bölgesel sahiplenmeye bağlı olduğuna işaret ederek Ankara'nın birçok stratejik lokasyonda ağırlığı olduğunu böyle bir girişimin Avrupa'da da yapılması gerektiği mesajını verdi.
Avrupa'yla da güvenlik mimarisinde neler yapabiliriz konusunda ciddi konuşmalar olduğunu aktaran Fidan, "Türkiye coğrafyası itibariyle Kafkaslar, Orta Doğu, Karadeniz, Akdeniz ve Balkanlar üzerinden Avrupa, daha geniş Avrupa coğrafyasına yönelik bir stratejik oryantasyonu var. Burada her bir stratejik havza için sizin bir perspektif geliştirip, bu perspektifleriyle gerilim alanları oluşsa da uyumlaştırmanız gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Fidan, bu konudaki tecrübeleri anlatarak Ankara'nın NATO'da Orta Doğu ile Kafkasya konusunda ayrı coğrafi koşullara sahip bir ülke olduğunu ve bunun analizinin yapıldığını kaydetti.
Türkiye'nin stratejik havzasının genişliğine değinen Fidan, her stratejik havzada birbirinden farklı pozisyonlar ve şartlar olduğunu aktardı.
Fidan, bunlara ilişkin güvenlik mimarisi ve ekonomik mimari geliştirmeye dikkati çekerek "Biz hegemon bir anlayışla gitmediğimiz için bunu bölge ülkeleriyle beraber yapmamız lazım. Kafkaslardaki anlaşma sonrası inşallah, şu anda ateşkes var, güzel işleyen bir ateşkes. Ermenistan ile Azerbaycan, kalıcı barış anlaşmasına doğru ilerliyorlar ve biz bunu destekliyoruz. Bunu desteklerken kafamızda bir güvenlik ve ekonomik mimari perspektifi var." diye konuştu.
"Güvenlik mimarisiyle başlamak gerekiyor"
Benzer bir oluşumun Kafkasya ve Orta Asya gibi bölgelerde de inşa edilip edilemeyeceğine yönelik soruya Fidan, "Bunlar gerektiği zaman inşa edilebilir. Zaman zaman ekonomiye daha fazla ihtiyaç olabilir. Ama Orta Doğu'nun en büyük problemi şu anda biliyorsunuz, karşılıklı savaşlar, güvensizlikler ve çatışmalar olduğu için güvenlik mimarisiyle başlamak gerekiyor. Avrupa'da da, bir güvenlik mimarisi arayışı var" diye yanıt verdi.
Fidan şunları kaydetti:
"Avrupa ile Orta Doğu güvenlik mimarilerinin Türkiye üzerinden uzun vadede hatta orta vadede uyumlaştırılması da mümkün. Bunun zihinsel ve düşünsel hazırlıkları aslında oturmuş durumda. Yani biz bu konuda senaryoları çalıştığımız zaman, çünkü Avrupa'da da çok fazla yayılmacı bir anlayış yok. Onlar da bulunduğumuz yerde bize kimse saldırmasınlar, biz ekonomimiz, kalkınmamız iyi olsun (ekonomide) rekabet edebilir durumda olalım algısında olan, bir devlet anlayışı var. Biz bu stratejik konumlandırmaların uyumlaştırılabileceğini açıkçası düşünüyoruz. Ama dediğim gibi ben her iki tarafla da hem Orta Doğu'daki hem Avrupa'daki ortaklarımızla çok uzun süredir tartıştığımız konular ağır ağır oluşa geliyor. Bunlar genel manada kabul gören hususlar ama pratikte hayata geçmesi zaman alıyor. Avrupa'daki dönüşüm daha uzun zamanlı bir dönüşüm olacak."
Suudi Arabistan’ın davetiyle 40 ülke genelkurmay başkanının Kızıldeniz’in güvenliğini konuştuğu toplantıya ilişkin Fidan, "(Suudiler) Aslında Dünya Ticaret Güvenliği açısından Babülmendep'in emniyeti açısından olayı gündeme getirdi. Yani Husilerle kendi olan ikili problemine 'gelin bana yardım edin' durumunu da getirmediler" dedi.
Fidan, bu konuda ticari veriler ve teknik detaylara girmek gerektiğini belirterek, "Biz daha önce de söylemiştik, şu anda İran körfezinde olan savaş ve mücadelede Hürmüz Boğazı'nın kapatılması bize enerji tedariki açısından direk çok fazla etkilenen bir durumu yok. Çünkü biz bunun boru hatlarıyla uzun yıllar içerisinde bir şekilde garanti altına almış durumdayız." diye konuştu.
Kızıldeniz ticaret havzasının kapatılmasının Türkiye'nin menfaatiyle doğrudan alakalı olduğunu belirten Fidan, "Dolayısıyla bizim buna askeri ilgi göstermemiz, yani uluslararası camia orada toplanmışken, burada nasıl bir tedbir alacağız diye durmuşken, gayet normaldi. Cumhurbaşkanımız da bu konuda gerekli onayları verdiler. Genelkurmay başkanımız gidiyor, toplantılara katılıyor. Yani buradaki güvenlik hani Türkiye'nin de büyük bir perspektifinin olması lazım" ifadelerini kullandı.
"Akdeniz'in en önemli ülkesi biziz"
Fidan, Kızıldeniz'in hemen yukarıda Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz'e açıldığına işaret ederek, "Akdeniz'in en önemli ülkesi kim? Biziz. Büyük limanların olduğu, ticari hareketlerin olduğu Akdeniz'deki bütün kargo gemilerini bir yerden bir yere taşırken muhakkak durduğu liman. Yine biz dolayısıyla bizim oradaki bir oluşum üzerinde tabii ki söz sahibi olmak için var olmamız gerekiyor. Yani ondan daha normal bir şey yok." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin 'arabuluculuk' rolü
Bu durumun Türkiye'nin arabulucu rolünü etkileyip etkilemeyeceğine ilişkin bir soruya Fidan, şu yanıtı verdi:
"Rusya. NATO'ya karşı bir alerjisi var. Ukrayna'yla da savaşıyor. Türkiye'de bir NATO üyesi ülke. NATO'nun birçok ülkesi Ukrayna'yı destekliyor ama arabuluculuk yapmada bir şey yok. Bu biraz ülke olarak sizin nerede durduğunuz ve nasıl iş yaptığınızla alakalı. Burada siyasal liderliğiniz, yani Cumhurbaşkanımıza herkesin güveni bu noktada son derece tam. Ben burada bir sıkıntı olacağını açıkçası görmüyorum. Taraflar bu noktada bir arabulucuya ihtiyaç duydukları zaman, uygun arabulucunun Türkiye olduğuna inandıklarında Türkiye'nin bu işin üstesinden gelmemesi için hiçbir sebep yok. Burada ben bir sıkıntı görmüyorum."
"Suudi Arabistan'ın İran'la savaşma niyeti yok"
Fidan, zaman zaman kendisine "Suudi Arabistan-İran geriliminden siz nasıl etkileneceksiniz?" diye sorulduğunu kaydederek, "(Suudilerin) İran'la ilgili yani biz İran'la savaşalım, İran'ı yok edelim, İran'da şunu yapalım, İran'da bunu yapalım gibi bir stratejileri ve niyetleri yok. Bu konuda daha farklı düşünceleri var. Özellikle Hürmüz Boğazı'nda devam eden şiddetin bir an önce durmasını, Amerikalılara yaptığı en büyük telkin ki son birkaç gün önce de biz Mekke'deyken de Sayın Muhammed bin Salman anlattı bunu, Sayın Trump da yaptığı görüşmede de yani bu savaşın bir an önce durmasını, askeri müdahalenin, hiçbir şekilde İran'a yönelik askeri müdahalenin çözüm olmadığını konuşma yoluyla, anlaşma yoluyla bu meselenin halledilmesi konusunda bir duruşları var." dedi.
Ne kadar müttefik sahibi olunursa olunsun bölgedeki herhangi savaşın ülkeleri zarar görmekten alıkoymadığını vurgulayan Fidan, "Ama tabii ki saldırı görmeyecek kadar caydırıcı olmanız gerekiyor. Ama sorunların farklı türden yönetilmesi gerekiyor. Şimdi Suudi Arabistan meselesi, aslında Suudi Arabistan ile İran problemli olduğu için aralarının açıldığı bir konu değil. Amerika ve İsrail de bunların arası problemli olduğu için bir noktada sorun oraya çıktı" diye konuştu.
"İranlılar bu konunun yabancısı değil"
Fidan, İranlı muhataplarıyla bunları konuşup konuşmadığının sorulması üzerine, "İki yıldan fazladır biz bölgede bunu konuşuyoruz. İranlılarla da bunları konuştuğumuz dönemler oldu. Yani İran bölgede kendi sorunlarını çözdüğü zaman, bölgenin yapıcı politikalarına katkıda bulunmaya, o kolektif alana girilmesi gerektiği zaman, onların da bu rolüne ihtiyaç var. Biz onu her zaman söylüyoruz yani İranlılar bu konunun yabancısı değiller" yanıtını verdi.
Tecrübelerden ders alınacağını ifade eden Fidan, “En iyi uygulama örnekleri dediğimiz ‘best practice’ dediğimiz, NATO dışında şu anda kalıcı büyük savunma organizasyonu pek yok. Bu da muazzam bir tecrübe oraya koyuyor. Buradaki örnekler tabii ki ortaya koyulacak” dedi.
Fidan, siyasi ve askeri düzeyde stratejik kararların alınması için bakanlar komitesi, savunma bakanları komitesi olduğunu hatırlatarak, bu komitenin birleştirildiğini anlattı. Bakan Fidan, “Bir tane stratejik politik ve askeri komite kuruldu. Burada dışişleri bakanı, milli savunma bakanı ve genelkurmay başkanı var” ifadesini kullanarak, bu komitenin alacağı kararların liderlerin vizyonu çerçevesinde olacağını kaydetti.
"Sekretaryanın merkezi Suudi Arabistan’da olacak"
Senenin belli süreçlerinde toplanması gerektiğini ifade eden Fidan, “Bir sekretarya var kurumsal bir durum. Bir genel sekreterlik kurulacak. Bunun yapısı kuruluşu işleyişine ilişkin detayları ilk toplantımızda muhataplarımızla görüşeceğiz. Sekretaryanın merkezi Suudi Arabistan’da olacak. O şekilde kararlaştırdık. Daha sonra kurulacak diğer üniteler nasıl olacak kendi aramızda karar vereceğiz.” diye konuştu.
Fidan, tatbikatların ve eğitimlerin olacağını aktararak, bunları yapmadan ortak çalışılabilirliği, ortak hareket edilebilirliğin ortaya koyulamayacağını belirtti.
Bakan Fidan, “Çünkü bir müddet sonra şunu göreceksiniz, ortak muharebe senaryosunda kendinizi bulduğunuz zaman sizin silah sistemleriniz, haberleşme sistemleriniz birbiriyle nasıl konuşacak, nasıl uyumlaşacak bunlar önemli konular. Sekretarya kurulduktan sonra yapılacak işler bunlar. Bunlara ilişkin standartlar geliştirmesi gerekiyor. Analizler, tahliller o ayrı bir konu. Yapacak çok işleri var, NATO’da biliyorsunuz büyük bir NATO Genel Sekreterliği var Brüksel’de” dedi.
Askeri karargahın da bulunduğunu anımsatan Fidan, bunların çok büyük yapılar olduğunu, NATO’nun devasa büyük bir askeri ittifak olduğunu anlattı.
"Cumhurbaşkanımızın vizyonu üç ülkeyle sınırlı kalmamamız, daha da büyümemiz"
Mekke Anlaşmasına katılmak isteyen, adını vermek istemediği başka ülkeler de olduğunu ve anlaşmayı oluştururken bu husus üzerinde karar vermekte zorlandıklarına işaret eden Fidan, "Diğer ortaklarımızın ağırlıklı tercihi bu anlaşmadaki ilgili maddeyle de ifade edildiği gibi üç ülke kurucu çekirdek ülke olsun. Prensipleri, standartları ve yani bu yapının bekasını belirlemede aktif rol oynasınlar. Ama bu çekirdek ülkelerinin onayıyla da diğer ülkeler buraya katılsınlar. Cumhurbaşkanımızın vizyonu da zaten bizim üç ülkeyle sınırlı kalmamamız daha da büyümemiz" diye konuştu.
Fidan, Mekke Anlaşması hakkında, "Bu bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım. Bakın bu bölge son 100 yıldır Osmanlı'nın bölgeden çekilmesinden beri istikrarsızlıkla anılan bir bölge. O veya bu şekilde. Ama artık bölge ülkeleri yani kendileri bir araya gelerek kendi sorumluluklarını üstlenerek bir önemli adımlar atıyorlar" değerlendirmesinde bulundu.
Pakistan'ın da coğrafi konumuna bakıldığında klasik Orta Doğu tanımının da ötesine gidildiğini belirten Fidan, "Yani bu daha geniş bir bölgeden biz olaya bakıyoruz. Bu da önemli bir husus bizim açımızdan" dedi. Fidan, İttikafın isminin şu anda 'Mekke İttifakı' ya da 'Mekke Savunma İttifakı' olduğunu belirterek, kesin ismin zamanla oturacağını söyledi.
"Mısır'ın da aramızda olacağına inanıyorum"
Mısır'ın da olduğu bölgesel dörtlünün çok önemli bir siyasal platform olduğunu ve var olmaya devam edeceğini vurgulayan Fidan, şunları kaydetti:
"Mısır da zaten bizim doğal bir ortağımız bütün meselelerde, ben bir sonraki aşamada Mısır'ın da bizim aramızda (ittifakta) olacağına inanıyorum. Zaten şu anda ittifak üyesiymiş gibi davranıyoruz birbirimize, bütün ülkelerle ilişkiler öyle. Orada birkaç tane teknik husus var. Bunlar hayata geçildiği zaman Mısır'ın da olmaması için hiçbir sebep yok. Ama bölgesel dörtlü önemini koruyor. Mısır önemli bir ülke, bu konuda ne Pakistan'ın ne Suudi Arabistan'ın bir görüş ayrılığı yok."
Fidan, ABD-İran krizinde herkesin üzerinde çalıştığı en önemli önceliğin Hürmüz Boğazı'nın açılmasını sağlayacak bir uzlaşmanın sağlanması olduğunu belirterek, İran ve ABD arasında 14 Haziran'da Pakistan arabuluculuğunda varılan mutabakatın ilk aşamasında ABD'nin İran'a ait dondurulmuş varlıkları serbest bırakması karşılığında Hürmüz Boğazı'nın açılması ve İran'ın bu stratejik su yolundan geçişlerden "60 gün boyunca" ücret almayacağının kararlaştırıldığını anımsattı.
"İran'da zaman zaman karar alma süreçleri uzayabiliyor"
Bu konudaki tekliflerin olgunlaşarak bir noktaya geldiğine değinen Fidan, Umman ile İran arasındaki prosedür üzerinde tamamıyla mutabık kalınması neticesinde bir sonuç elde edileceğini ve buna yakın olunduğu kanaatini dile getirdi.
Fidan, "İran'ın içerisinde zaman zaman karar alma süreçlerinin uzayabildiğini de görüyoruz, anlaşılabilir nedenlerden dolayı. Liderliğin içerisinde bulunduğu durum, güvenlik tehdidi, ulaşılabilirlik de önem taşıyor." diyerek, bölge ülkeleri, ABD, Avrupa ve Asya ülkelerinin bu boğazın bir an önce açılmasını talep ettiklerine işaret etti.
"Biz Türkiye olarak taraflarla konuşuyoruz. Olayda tıkandığını düşündüğümüz yer varsa, açılmasına çalışıyoruz" ifadesini kullanan Fidan, tarafların birbiriyle direkt görüştüğünü ve bu konuda bir sıkıntı yaşanmadığını vurguladı. Fidan, tarafların, mevcut şekilde Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin nasıl düzenleneceği meselesini görüştüğünü belirterek, "Belki bir iki tane boğazda sınırı olan ülkelerden ilave bir iki katkı gelebilir" dedi.
"İsrail'in en çok korktuğu şey, uluslararası izolasyon"
Fidan, Gazze Barış Planı'nda ikinci aşamaya geçilmesi için en önemli hususun belli şartlar karşılığında Hamas'ın silahları bırakması olduğunu hatırlatarak, "İsrail, buna başlamakta tereddüt etti. Biz, İsrail'in stratejilerini çok iyi biliyoruz. İsrail, belli konuları Hamas'ın ve Filistinlilerin diplomatik olarak çözebilecek kabiliyette olduğunu hiçbir zaman için düşünmedi. Dolayısıyla bu konularda böyle bir tavır içerisinde oldu. Çözüldüğü zaman hep bir sonraki noktaya erteledi" diye konuştu.
İsrail'in Hamas'ın teklifi kabul etmesinden yaklaşık 4-5 saat sonra 18 kişinin şehadetiyle sonuçlanan bir saldırıya imza attığını anımsatan Fidan, "Bu, İsrail'in hep yaptığı bir şey ama artık bu konuda hiç kimsenin İsrail'i destekleyecek bir cümlesi bile yok. Yani en fazla İsrail'i destekleyen siyonist odaklar bile söz konusu bu şey olduğu zaman destekleyemiyorlar" değerlendirmesinde bulundu.
Fidan, Filistinlilerin Hamas'ın uyguladığı, "Filistin halkının varoluşunu kendi varoluşunun önüne alan" yaklaşımı ödüllendireceği görüşünde olduğunu dile getirdi. İsrail'in temel hedefinin; Gazze'yi Filistinsizleştirmek olduğu sürece bu tür oyunlara başvurmaya devam edeceğini vurgulayan Fidan, bunun önüne geçilmesi için siyasal mobilizasyonun kesintisiz devam ettirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Fidan, İsrail'in en çok korktuğu şeyin, uluslararası izolasyon olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugüne kadar elindeki çok geniş imkanlarla ki bu başka ülkelerde bulunan imkanlar, onları kullanarak bir illüzyon oluşturdu dünyada. Bu illüzyonun üzerine inşa ettiği bir siyasal pratik var, şartlar ne olursa olsun sürekli İsrail lehine çalışan. Yani soykırım yapıyor, onda bile bir şey olmayabiliyor. Ama bütün dünya, kendi vicdanı ile 'oluşturulan ilüzyon' arasındaki şeytani farkı artık görüyor.
Bunun sıradan bir yanılsama veya bir hatadan dönme olmadığını ve giderek aslında bir bağımsızlık mücadelesine dönüşmesi gereken bir husus olduğunu, dünyanın aslında bir ahtapotun kolları gibi böyle bir bilgi ve enformasyon ve ilüzyon hareketiyle insanların zihninin birçok noktada şekillendirildiğini, bunun çok katmanlı, çok pratik, çok sistematik bir hareket olduğunu biz biliyoruz aslında yani siyasal şuurlu, farkındalığı yüksek olan, bu coğrafyada yaşayan insanlardan haber değil bu. Biz bunun hep farkındayız."
Ancak dünyanın geri kalanı için bunun "büyük bir haber" etkisi yarattığını kaydeden Fidan, "Şu anda farkındalık arttıkça artık izolasyonun da daha fazla olacağını görüyor. Burada yeni bir hikaye çıkartılır, yeni bir provokasyon çıkartılır, yeni bir anlatı çıkartılır. Bunlara karşı da hazırlıklı olmak gerekiyor ama işleri artık eskisi bir kolay değil." diye konuştu.
Karadeniz'de seyrüsefer güvenliği
Karadeniz'de Türk gemilerini etkileyen saldırılar hakkındaki soru üzerine Fidan, şunları söyledi:
"Uyarılarımız maalesef çıkıyor. Savaşın yaygınlaştığı alanlardan biri de Karadeniz'in tamamı oldu. İlk önce askeri limanları, askeri gemileri vuruyorlardı; şimdi ticari bütün gemileri vuruyorlar ayrım yapmadan. Maalesef burada Türk gemileri; Türk sahipli veya Türk bayraklı gemiler de nasibini alıyor."
Fidan, yabancı bayraklı ve Türk sahipli; yabancı bayraklı, yabancı sahipli ama Türk tayfaların çalıştığı gemilerin de hedef alınabildiğine işaret ederek, bunların hepsini yakından takip ettiklerini aktardı. Diğer hedef alınan gemilere nazaran Türk gemilerinin sayısının orantısal olarak daha az olduğunu ancak yine de bu hususun kendilerini endişeye sevk ettiğini söyleyen Fidan, "Bu konuda Cumhurbaşkanımıza da arz ettiğimiz birkaç tedbirimiz var. Onları hayata geçiriyoruz" dedi.
Fidan, "İki tarafa da biz bu konuda bir moratoryum ilan edilmesiyle ilgili bir mekanizma kurulması konusunda çağrımızı ilettik. Ukraynalıların bu konuda bir talebi de vardı zaten. Biz bunu Rus mevkidaşlarımıza da ilettik. Bu konudaki şeyi bekliyoruz" diyerek, her iki tarafın da birbiri için önemli olan lojistik tesisleri hedef aldığına ve bunun çok tehlikeli olduğuna dikkati çekti.
Rusya-Ukrayna Savaşı
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sivil alanda yayılmasına değinen Fidan, savaşan tarafların ellerinde birbirlerine karşı kullanabileceklerini düşündükleri askeri imkanlar olduğu sürece kolay kolay taviz verici adımlar atmadığının başta ABD olmak üzere ara bulucular tarafından görüldüğünü belirtti.
Fidan, ara bulucuların işini kolaylaştıracak durumun, tarafların taviz vererek ortada buluşması olduğunu söyleyerek, "Ama kimsenin taviz vermediği bir yerde savaş, kendi taviz alanı kendi oluşturana kadar şiddeti artarak devam eder. Maalesef şahit olduğumuz da bu" dedi.
"İki taraf da artık birbirini tamamıyla yıprattığı zaman, 'artık bir masa etrafına gelelim ve barışalım' zihni oluşacak diye bekliyorlar" diyen Fidan, müzakerelerin çok zirvede olduğu bir noktada savaşın "cephede yıpratma savaşı" denilen noktaya geldiğini hatırlattı.
Fidan, yıpratma savaşı döneminde cephedeki askerlerin ilerleme kaydedemeden dron ve toplarla birbirini öldürdüğüne, bölgelere sürekli para ve asker aktarıldığına işaret ederek, şöyle devam etti:
"Bu yıpratma savaşının tam optimum yerinde ara bulucu olarak devreye girdiğimizde bir uzlaşı zemini ortaya çıkmıştı. Orada, Donetsk bölgesindeki Rusların alamadığı, geçen sene yüzde 24-25 dedikleri, bu sene yüzde 15 dedikleri ölçekteki bir toprak alınamadığı için taraflar anlaşmaya bir türlü varamadılar."
Müzakereler sonuç vermeyince yıpratma savaşının sivil hedefleri de içine alacak şekilde bir yok etme savaşına dönüştüğünün altını çizen Fidan, "Bu yok etme, cephedeki yıpratma, cephe gerisindeki yıpratmaya dönüştüğü zaman konu; bir savaşı, bir cephedeki bir muharebeyi kaybedip kaybetmeme meselesi değil; millet olarak var olup olmamayla alakalı bir konuya gelir. Elinizdeki en son imkan neyse, bu sefer onu kullanırsınız" ifadelerini kullandı.
"Yok etme savaşı daha da büyürse Rusya 'elindeki son imkanı' kullanabilir"
AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz'ün "Rusya'nın elindeki en son imkanın ne olduğunu biliyoruz. Ona doğru mu gider bu iş? Analiz olarak" sorusu üzerine Fidan, yok etme savaşı daha da büyürse "Rusya'nın elindeki son imkanı" kullanabileceğine işaret etti. Fidan, "Bunu Rusya'da da ziyaretim esnasında muhataplarımızla görüştüğümüzde, bu konu gündeme gelir gibi oldu, 'çünkü halk artık böyle bir şey talep ediyor' diye. Bunu Batılılara da söyledik, Batılılar da biliyor" dedi.
Bunun tehlike teşkil ettiğini ve uluslararası toplumun araya girerek savaşı durdurması gerektiğini vurgulayan Fidan, olmaz denilen her şeyin olduğunu; savaşın, coğrafya, hedef ve metot bakımından yaygınlaştığına ve daha üst seviyeye çıkabileceğine dikkati çekti.
Avrupalıların, Rusların, Amerikalıların ve Ukrayna'nın savaşa ilişkin algı ve bulgularının farklılıklar taşıdığını söyleyen Fidan, "savaşın sona ermesi her türlü maslahatın üstündedir" anlayışının henüz oluşmadığını vurguladı. Fidan, belli tarafların "Ben bu savaşı bu haliyle bırakırsam, benim savaşın devam etmesinden olacak kaybımdan daha fazla kaybım olacak" düşüncesine sahip olduğunu ve savaşı bu şekilde bırakmamak istediğini belirtti.
"Çerçeve yasanın güzel bir dili, mekanizması var"
Fidan, 'Terörsüz Türkiye' sürecinin başarıyla nihayete ermesi için önemli aşamalardan birinin söz konusu çerçeve yasanın kabulü olduğunu vurguladı.
Kamuoyunun bu konuda zaman zaman endişe duyduğuna dikkati çeken Fidan, "Bu çerçeve yasanın çok iyi yazılmış, garanti altına alıcı hükümleri var. O açıdan güzel bir dili, mekanizması var. O da nedir? Yani örgüt kendi silahlarını bırakmadan, imkan ve kabiliyetlerinden vazgeçmeden bu yasanın sağladığı hususlardan yararlanamayacak" ifadelerini kullandı.
"2013'te hayata geçmesi gerekiyordu"
Örgütün büyük reformların yapıldığı 2013'te barışçıl yola evrilmesi gerektiğini belirten Fidan, şunları kaydetti:
"Normalde aslında en son demokratik reformların yapıldığı günden itibaren bunun hayata geçmesi gerekiyordu 2013'te. Biliyorsunuz yani büyük reformlar yapılmıştı. Kimlikle ilgili sorunların hepsinin ortadan kalktığı dönemden itibaren aslında örgütün bu barışçıl yola evrilmesi gerekiyordu. Fakat o zaman, tabii zaman zaman da konuştuk, birtakım bölgesel ve uluslararası değişimlerin ve dengelerin kendi lehlerine çalışacağını düşündüler. Bazıları da farklı şeyler söylediler. Sonuçta ondan istifade etmediler.
13 yıl sonraki gelinen bu aşamada artık bölgesel konjonktürün de küresel konjonktürün de çok fazla lehine olmadıklarını görüyorlar. Türkiye'deki bu demokratik ortamın, herkesin lehine çalışan bu ortamın aslında bir parçası olmaları gerekiyor. Yani (örgüt tarafından) yapılan şeyler, Kürtlerin faydasına olan hususlar değil. Yani daha fazla ekonomik kaybın, daha fazla istikrarsızlığın, daha fazla endişenin oluşmasına katkıda olan bir eylem tarzı. İnşallah uzatılan eli bu sefer tutarlar. Ama ifade ettiğim gibi; yasanın amir hükümleri gerçekten iyi mekanizmalar kurmuş, teyit mekanizmaları var, kurulları var. Yani o konuda müsterih olabilirler."
"Kıbrıs'ta ideal çözüm, iki devletli çözümün hayata geçmesi"
Türkiye için Kıbrıs'ta çözümün ne olduğu, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs ziyareti ve yapılan görüşmelerden nasıl bir sonuç çıkacağına ilişkin soruya yanıt veren Fidan, "Bizim için çözüm, şu anda esas itibarıyla iki devletli çözümün tanımasıdır. İdeal çözüm bu. İdeal çözüm, iki devletli çözümün hayata geçmesi. Yani Rumların da Türklerin de kendilerine ait devletlerinin olduğu bir yapı ve bu iki devletin de adada birbirleriyle barış ve huzur içerisinde yaşamaları, hem adanın refahına katkı hem de bölgesel barışa ve istikrara katkı içerisinde bulunmaları. Bizim durduğumuz yer bu" değerlendirmesini yaptı.
Fidan, Guterres'in genel sekreterlik süresince insanlık onurunu hep öncelikli şekilde ele alan bir yönetim anlayışı olduğunu belirterek, gerek Filistin meselesinde gerek başka konularda her zaman için doğrunun yanında durmaya çalıştığını dile getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Guterres'in şahsiyetine güvendiğini kaydeden Fidan, "Burada da ortaya konan inisiyatiflerde biz adil olunması gerektiğini düşünüyoruz." dedi.
Bakan Fidan, 1960 anlaşmasıyla kurulan Kıbrıs devletinin Avrupa Birliği'nin 2004'te üye kabul ettiği Kıbrıs devleti olmadığını belirterek, "Şimdi geldiğimiz noktada Rum kesimi bütün Kıbrıs'ı temsil eden bir devlet olarak tanınıyor. Ama kuzeyde yaşayan Türkler bu noktada ihmal ediliyor." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik alanında KKTC'nin güvenliğini sağladığına işaret eden Fidan, "Biz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni egemen ve bağımsız devlet olarak kabul etmişizdir. Tamam, tek kabul eden biziz. Ama bu bizim durduğumuz yeri değiştirecek bir husus değil" değerlendirmesini yaptı.
"Rum kesimi hiçbir zaman Türklerle eşit güç paylaşımına gitmeyecek"
Fidan, öte yandan 2004 Annan Planı ve daha sonra Crans-Montana süreçlerinde iki toplumun eşitliğine dayalı bir yapı arayışına dönemin Cumhurbaşkanı Erdoğan destek verdiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:
"Biz hep şunu gördük, yani Rum kesimi hiçbir zaman için Türklerle eşit güç paylaşımına, otorite paylaşımına, refah paylaşımına, devlet paylaşımına gitmeyecek. Bu iki iki daha dört kesinliğinde bir konu. Adamın elinde şimdi bir devlet var, Avrupa Birliği'ne üye olmuş. BM'de temsil ediliyor, bütün menfaatlerden o yararlanıyor, şimdi bunu gidip bir başkasıyla paylaşacak. Bunun yalan olduğunu kendileri de biliyor, biz uluslararası topluma sorduğumuz zaman onlar da biliyor. Böyle bir yalanı devam ettirmek rasyonel bir şey değil."
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) izolasyonlarına işaret eden Fidan, "Rum kesimi kendi devlet olmaktan kaynaklı haklarını Kıbrıs Türklerinin uluslararası toplum tarafından gelebilecek bütün menfaatlerini engellemede kullanılıyor. Ticarette, ulaşımda, bütün bunları engelliyor" ifadelerine yer verdi.
Fidan, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili bir teklif geldiği zaman öncelikle bu teklifin kimden geldiğine baktıklarını ve eğer Guterres'ten geliyorsa bunu dinlediklerini söyledi. Kıbrıs Türklerini içine alan her türlü diyalog ortamını desteklediklerinin altını çizen Fidan, Kıbrıs Türklerinin neden devlet kurduğunun ve haksız izolasyonlara maruz kaldığının yeni jenerasyona iyi ve tekraren anlatılması gerektiğini dile getirdi.
"Adanın kuzeyinde güneyinde suya, enerjiye, elektriğe, turiste ihtiyaç var"
Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "belli menfaatlere ulaşmak için kalıcı çözümleri beklemeye gerek olmadığı" yönünde bir yaklaşım geliştirdiğini belirterek, "Adanın kuzeyinde güneyinde suya, enerjiye, elektriğe, turiste ihtiyaç var. Bunlar için ortak projeler, ortak çalışmalar yapılabilir. Biz bunu Sayın Genel Sekreter'e de ifade ettik. Yani bu iki taraf arasında güven artırıcı önlemler konusunda değerlendirilebilir" değerlendirmesini yaptı.
"Rum kesimini devlet olarak tanımıyoruz"
GKRY’nin KKTC’ye yönelik engellemelerine gerekli yanıtların verildiğini kaydeden Fidan, bunların aşılması gerektiğini vurguladı. Bakan Fidan, "Onun için ama biz ne yapıyoruz buna mukabil. Biz de Rum kesimini devlet olarak tanımıyoruz. Yani sen Kıbrıs Türkünün hakkını tanımazsan ben de senin devlet varlığını tanımam. Çünkü sen 1960'ta kurulan devlet değilsin. Bunu herkes biliyor. Dolayısıyla bizim tanımamamız da son derece meşru" ifadelerini kullandı.
"Her iki tarafın da ortak bir güven inşa edecek menfaat adımları atması mümkün"
Bunun da beraberinde Rum kesimine birtakım dezavantajlar getirdiğini kaydeden Fidan, "Aslında uzun vadeye bu konuları bırakıp her iki tarafın da legal pozisyonlarını değiştirmeden ortak bir güven inşa edecek menfaat adımları atması mümkün. Bunu da biz çok cesurca yaratıcı fikirlerle karşı tarafa söyledik" diye konuştu.
Bakan Fidan, "Türk birliklerinin orada olması statükoyu hiç değiştirmedi. 50 yıldır statüko aynı. Bu şu demek, adadaki istikrar, barış tek bir sebepten dolayı oluyor. Türk askerinin adada var olmasından dolayı" değerlendirmesinde bulundu.
"Bu adanın olmazsa olmazı mıdır?" sorusu üzerine Fidan, "Bu şartlar altında. İki tarafında kalıcı bir anlaşmaya rıza göstermediği şartlarda. Çünkü şunun önüne geçemezsiniz. Rumlar adanın tamamı bana ait diyor. Şimdi sen elindeki bu ezici imkanları Türklere karşı kullanırsan kim Türk'ün yardımına gelecek? Yine biz gideceğiz. Dolayısıyla bunun kalıcı bir çözüme bağlanmadığı bir yerde, şartların aynı şekilde durduğu bir yerde, denklemde bunun değişmesini bekleyemezsiniz, değişmez de" yanıtını verdi.
"ASEAN bölgesiyle çok yakından çalışmaya devam edeceğiz"
Bakan Fidan, dış politikayı sürekli kurumsal ve yapısal şekilde yürütmeye çalıştıklarını belirtti. Türkiye'nin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Diyalog Ortağı olarak kabul edilmesine değinen Fidan, bu konunun son 3 yıldır üzerinde çalıştıkları konulardan biri olduğunu aktardı.
Fidan, 11 ASEAN ülkesi ile diyalog ortaklığı yapan 11-12 tane de dünyanın en büyük ülkesi olduğunu belirterek, ASEAN ülkelerinin 700 milyon nüfuslu ve oldukça siyasi olarak "nötr durumda" olan ama ekonomiye kalkınmaya ve pazara odaklanmış olan ülkeler olduğunu dile getirdi.
Bölgede Kamboçya-Tayland arasındaki sınır anlaşmazlığı dışında pek sıkıntı olmadığına dikkati çeken Fidan, bölgede büyük bir ekonomik imkan ve verimliliğin olduğunu ve Türkiye'nin bu konuda arayış ve çalışmalarının olduğunu söyledi. Fidan, bölge ülkelerinin hepsinde Türk büyükelçilikleri açtıklarını hatırlatarak, Türk iş insanlarının bölgede faaliyet ve yatırımlarının olduğunu aktardı.
Fidan, şöyle devam etti:
"Rusya'nın, Amerika'nın, Çin'in, İngiltere'nin, Fransa'nın, Kanada'nın olduğu bir yerde Türkiye ekonomisinin yapısal ortak olmaması kabul edilebilir bir şey değildi. Moratoryum ilan etmişlerdi. Yani ASEAN ülkeleri biz zaten kendimiz azız. Bir de diyalog ortaklarımızla yürütebileceğimiz kapasite imkanlarımız şeklinde. Dünyadan çok fazla talep vardı. Bunlar epey bir süre önce moratoryum ilan etmişlerdi yeni diyalog ortağı kabulüne ilişkin. Ama bizim ısrarlı ve sistemli çalışmalarımızın neticesinde çok şükür bu da hayata geçti. Bundan sonra ASEAN bölgesiyle çok yakından çalışmaya devam edeceğiz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde yürüttükleri dış politikada, klasik alanlarının çok ötesine giderek, ticari, ekonomik ve sosyal-siyasal ilişkileri geliştirme politikalarının çok sistemli gittiğine dikkati çeken Fidan, Afrika ülkeleriyle, Latin Amerika'da da, Asya-Pasifik'te de bu şekilde çalıştıklarını söyledi.
Fidan, "Şuna saplanmıyoruz. Eskinin hatası oydu dış politika yapımının. Yakın bölgenizde olan ateş sizi o kadar içine alıyor ki tarihin aktığı başka yerleri ister istemez pas geçiyorsunuz. Şimdi zihinsel olarak da yapısal ve kurumsal olarak da farklı krizleri aynı anda yöneten imkan ve kabiliyetleri krizleri ve imkanları aynı anda görüp yönetecek zihne ve kurumsal yapıya sahip olmak gerekiyordu. Bizim de yaptığımız o" ifadelerini kullandı.
Orta Doğu'da uğraştıkları bir krizin, Asya Pasifik'teki bir menfaate ulaşılmasında kendilerini alıkoymaması gerektiğini dile getiren Fidan, Türkiye'nin dış politikada zihinsel olarak belli yere hapsolmadığını, kurumsal olgunluk, zihinsel farkındalık ve diplomatik ustalığa sahip olduğunu belirtti.
"Bu aslında bir noktada AK Parti'nin dış politikasının da bir tarihi"
Fidan, hem bölgenin hem dünyanın karşılaştığı hayati sorunlara karşı Türkiye'nin saygın bir aktör olarak çok büyük yapıcı katkıları olduğunu savunarak, şöyle devam etti:
"Bu aslında bir noktada AK Parti'nin dış politikasının da bir tarihi. 25 yıl önce AK Parti kurulduğu zaman şöyle bir dünya vardı; Soğuk Savaştan yeni çıkmış, Soğuk Savaş sonrası döneme hazırlanmaya çalışan bir zihinsel algı arayışında olan bir dünya. Ortaya çıkan yeni dünyayı iyi okuyan, iyi anlayan ve Türkiye'nin buradaki yerini iyi konumlandıran, sadece hamaset, hedef ve ideoloji olarak değil, var olan realiteyi de iyi okuyacak bir kadroya ve zihne ihtiyaç vardı."
Türkiye, Soğuk Savaş dönemindeki dış politikadaki rahatlığını hissettiği otomatik pilot durumdan çıkmak zorunda kaldı. Dostun, düşmanın, ittifakların, her şeyin değiştiği Soğuk Savaş sonrası dönemde artık otomatik pilot değil, serbest modda, manuel modda gitmeniz lazım. Orada da kaptan önemli. Milletimizin en büyük buradaki avantajı da Cumhurbaşkanımızın bir lider olarak ortaya çıkması."
Fidan, geçmişten gelenler de dahil bütün hedefleri aynı anda devam ettirmek ama yeni risk ortamlarını da iyi hesaba katmak gerektiğine işaret ederek, "Çok zor oldu. Bunu biz Suriye'de, Irak'ta, PKK'yla mücadelede, başka konularda çok gördük. Türkiye AK Parti iktidara geldiği zaman zihinsel olarak da, yapısal olarak da Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan belirsizlik dönemine hazır değildi" dedi.
"Cumhurbaşkanımızın liderliğinin devam etmesi gerekiyor"
Fidan, şöyle devam etti:
"Normal hayatı inkıtaya uğratmadan, zorlukların, iyiliklerin olduğu bir dünyayı, nerede mümkün kılıyorsunuz? Herkesin ateşli olduğu yerde. Kuzeyiniz ateş, güneyiniz ateş, doğunuz ateş, batınız ateş, her yer ateş ve siz burada, manuel pilotta, kaptan pilotun ustalığıyla götürüyorsunuz işi. Bu AK Parti'dir. Ben gittiğim her yerde, parti organlarında görevlendirildiğim zaman oradaki delegelere, üyelere hep aynı şeyi söylüyorum; buradaki başarı sizin başarınızdır. Çünkü siz, size hizmet eden, size başarı getiren, fayda getiren iktidarı sürekli seçtiniz."
Fidan, AK Parti'nin ortaya koyduğu bu vizyonun inkıtaya uğramadan devam etmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanımızın da liderliğinin devam etmesi gerekiyor" dedi.
"İslam dünyasından bu konuya çok destek veren var"
Mekke Ortak Savunma Anlaşması için, özellikle ittifakın üyesi olmayıp da buna en az kendileri girmiş kadar sevinen ülkeler olduğunu söyleyen Fidan, şunları kaydetti:
"Özellikle İslam dünyasından bu konuya çok destek veren var. Batı'dan da destek verenler var, işin aslını bilenler itibariyle. Yani Orta Doğu'nun insanlık için, uluslararası toplum için sıkıntı üreten, problem üreten bir yer olmaktan çıkıp tam tersine sahip olduğu her şeyle katma değer üreten bir yer olmasının yolu bu türden yapıcı ittifakların hayata geçmesinden geçiyor ve buna öncelik edenler de takdir ediyorlar açıkçası."
Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye'nin liderlikleriyle büyük rol oynadığını belirterek, "Bize düşen görevin, bizim bulunduğumuz makamlarda, üç ülkenin liderliği tarafından ortaya konulmuş siyasi iradenin çok büyük bir bölgesel ve küresel beklenti oluşturduğunun da farkındayız. Bunun altını çok profesyonel doldurarak adım adım ilerletip işlememiz gerekiyor. Bunu yapmaya da başladık. İnşallah devam edeceğiz" diye konuştu.
#Canlı: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Anadolu Ajansı Editör Masası’nda gündeme ilişkin soruları yanıtlıyor https://t.co/1rLr9T76wA
— Anadolu Ajansı (@anadoluajansi) August 8, 2026


