15 Temmuz 2024, Pazartesi Gazete Oksijen
14.06.2024 04:42

Denizde pandemi çılgınlığı bitiyor mu?

Son 5 yılda bu kadar sakin bir yaz sezonu başlangıcı hiç görmemiştim. Bu satırları okuduğunuzda okulların yaz tatili ve bayram tatili başlayacak. Mutlaka bir yoğunluk olacak. Ama denizdeki yoğunluğun son 5 yılın mevsim normallerini yakalayabileceğini sanmıyorum

Deniz sezonunu Gökova – Hisarönü gezisi ile açtık. Geçtiğimiz 5 yılda bu kadar sakin bir yaz sezonu başlangıcı görmemiştim. Bu satırları okuduğunuzda okulların yaz tatili ve bayram tatili başlayacak. Mutlaka bir yoğunluk olacak. Ama Ege’ye nasıl bir hücum olursa olsun, denizdeki yoğunluğun son 5 yılın mevsim normallerini yakalayabileceğini sanmıyorum.

Birkaç örnek vereyim. 28 Mayıs’ta Gökova Tuzla’da tek tekneydik. 1 Haziran’da Bencik’te toplam 7 tekne vardı. 3 Haziran’da İnbükü’nde tek (1) tekneydik. 8 Haziran’da Dirsek Bükü’nde 9 tekne vardı. Dönüş yolunda 10 Haziran’da öğlen saatlerinde Knidos’ta 4 tekne demirliydi, akşam Mersincik’te 2 tekneydik. Bu günlerde bu 6 koyda toplam 8 de gulet ile karşılaştık. O da düşük bir sayı… Bu rakamlar geçtiğimiz 5 yıla göre yüzde 10-20 seviyeleridir.

Hisarönü Dişlice Adası: Körfezin ortasında bir doğa harikası.

Sadece gözlem amacıyla Selimiye’ye girdik, motoryatların konuşlandığı karşı kıyıda sadece 10-15 tekne vardı. Bu mevsimde en aşağı 40 tekne yazı geçirmek üzere bir kayaya bağlanmış olurdu. Ve asıl şok: D-Maris, yani Tavşan Bükü’nden 3 kere geçtik. İlk geçişimizde adaya bağlı hiç tekne yoktu, üçüncü geçişte 3 tekne. Otel kıyısında da ancak 10-15 tekne. D-Maris’in yedek koyları Sucağız’da pik sezonda 120-150 motoryat bağlı olur. 10 tane ya var ya yoktu…

Bu göstergeler 5 yıldır denizleri allak bullak eden pandemi dönemi yüksek ilgisinin henüz tam olarak bitmese bile kesinlikle ciddi bir ivme kaybı yaşadığının işaretleri.

Maliyetler uçtu gitti

Yolculuk boyunca 3 marina (Gökova Ören, Körmen, Orhaniye Martı) ve Orhaniye, Turgut iskelelerinin önünden geçtik, bağlı teknelerin (yaklaşık 2000) yüzde 80-90’ı yerlerinde kuzu kuzu sahiplerini bekliyorlardı. Bir marina müdürümüze sordum, “İnsanlar artık 3-4 günlük kısa turlar için teknelerine gelmiyor, yol ve yemek maliyeti herkesi düşündürüyor” dedi.

Hisarönü’nün şöhretli yat turizmi restoranlarına ya uğradık ya da yöneticileriyle konuştum. Geçtiğimiz yıla göre yüzde 50 kapasiteyle çalıştıklarını gördüm ya da söylediler. İki haftalık Hisarönü gezimizde sadece 1 adet Rus filotillası ile karşılaştık. Charter şirketleri 2024 performansı konusunda hayli şüpheliydiler. Mayıs ayında konuştuğum bir arkadaş “2023’te yüzde 20 ciro kaybı yaşamıştık, bu yıl da yüzde 50 civarında ciro kaybımız olabilir” diyordu. Haklı çıkabilir. Zaten bu trendi erken tespit eden 3-4 charter şirketi filolarını Yunanistan ve Hırvatistan’a taşıdı bile.

Müşteri de restorancı da dertli

Kendi gözlerimle görmedim, ama şu anda yoğunluğun en çok devam ettiği bölge Göcek gibi gözüküyor. Göcek’in belası da fiyatlar. Geçtiğimiz yıllarda her sezon yapılan yüzde 100 ve ötesi zamlar yeme içme rakamlarını öyle yükseltti ki, A+ segment müşterilerin bile ilkyaz gezilerinde restoran ziyaretlerini üçte bir, dörtte bir seviyelere çekip yemeklerini teknelerinde yemeyi tercih etmeye başladıklarını duyuyoruz. 3-4 günlük arkadaş gezilerinde 1500-2000 HP motor ile 15-20 bin liralık yakıt harcamamak için aynı koyda kalmayı tercih ettikleri de bir diğer gerçek.

Fiyatlar sadece müşteri (denizciler) açısından değil, işletme sahipleri açısından da can yakıcı. Bakın, Göcek’te yat mola noktalarından devletin aldığı yıllık kira öyle arttı ki, en yeni tesis Bedri Rahmi’deki Zeytin el değiştirdi. Göbün’ün yöneticisi Muammer Önder, Zeytin’in rakamlara pes eden 4 hissedarının paylarını devraldı. Orayı artık oğlu Tolunay Önder işletecek.

Bu gelişmeler denizin işvereni (yani devlet baba) açısından nasıl sonuçlar yaratacak, onu da yakın süre içinde görebiliriz. Çevre Bakanlığı, Göcek koylarını bir mapa, tonoz-şamandıra sistemi ile yeniden ücretli yapmaya hazırlanıyor. Denizdeki son 5 yılın yüksek karlılığını takip eden yatırımcılar eminim bu ihalelere yine balıklama atlayacak. Ama denizdeki pandemi çılgınlığı duraklama dönemine girerse  bu yatırımlar nasıl karlılığa döner bir diğer soru.

Evet, ekonominin çarklarından gelen gıcırtılar son yılların füze gibi yükselen deniz yaşamını ne kadar değiştirecek bu sezon büyük ölçüde ortaya çıkar, diye düşünüyorum. 

Çevre Bakanlığı: Kıyılar halkındır

Söz Çevre Bakanlığı’ndan açılmışken… Türk denizci toplumu denizden uzaklaşmaya başlıyor, dedik. Oysa bildiğiniz gibi Çevre Bakanlığı, tam da aksine Türk toplumunu denize yaklaştırma gayreti içine girdi.

Bakan Mehmet Özhaseki, “Halkın kıyılara erişimi önündeki tüm engelleri temizleyeceğiz, kaçakları yıkacağız, bunlar sözde kalmayacak” diye kararlılıkla konuştu. Valilik birkaç gün birkaç kaçak yapı yıktı. Ajanslar, gazeteler manşetlere taşıdılar. Ya sonra? Sonrası yok! Bakanlık frene bastı, kaçak yıkımları sezon sonuna, sonbahara erteledi. Gerekçe: Kimsenin ekmek parasına mani olmayalım.

Aslında bir başka ‘sonra’ var… Datça’da, Bitez’de, Akyaka’da, Ayvalık’ta, Kumbahçe’de “Kıyılar halkındır, şezlongları, masaları kaldırın” eylemleri sürüyor. Bitez’de eylemciler ancak denizin içinden yürüyerek eylem yapabildiler. Çünkü kumsal son santimine kadar şezlonglar, masalarla kaplıydı. Bu arada bir de ölçüm yapılmış; 2 kilometrelik Bitez Plajı’nın sadece 21 metresi ‘halk plajı’ imiş.

Bakalım şu yüzlerce işgalli plajdan kaç tanesi bu sezon halka açılacak?

Gökova’ya huzura dönüş

10 Haziran’da Hisarönü’nden Gökova’ya döndük. Sabah 08.00’de Datça Liman’dan çıkıp Mersincik’e varana kadar yanımızdan 20 civarı tekne geçti. Gulet, motoryat, yelkenli, gemicik her tür tekne var. Bunların çoğu bayram günleri öncesinde Hisarönü’nde pozisyon alacak kaptanlı tekneler. Bir kısmı da cumartesi Bodrum’dan yola çıkmış, pazar Mersincik ya da Knidos yapıp Hisarönü içlerine giden tatilciler…

Yanımızdan geçip Hisarönü içlerine yol alan bu teknelerin sayısı emin olun çok düşük… Nitekim sonraki 2 gün Bodrum’dan Hisarönü’ne geçen sadece 3-4 tekne gördük.

Belki bayram günleri bir yoğunluk olabilir, ama sakin huzurlu denizleri özleyenler için sanırım 2024 iyi bir yıl olmaya aday… 

Denizcilerin bitmeyen marina sorunu: Datça örneği

Sezonun ilk yolculuğunun son günleri, Hisarönü’nden Gökova’ya dönüyoruz, Datça Kuzey Limanı’nda bir gece alargada konakladık. Bir yandan plajı kaplayan masaları, diğer yandan da Datça Limanı Güney Koyu’nda tüm itirazlara ve yargı sürecine rağmen kör topal devam eden devasa marinanın doğayı değiştiren inşaatını seyrediyoruz.

Bu hafta içinde en politik sahil beldemiz Datça’ydı. Datça kıyılarında 3 nümayiş birden oldu: Marina’ya hayır mitingi, marinaya evet mitingi, kıyılar halka açılsın mitingi!

Datça kuzey ve güney koylarıyla her havaya korunaklı bir limandır.

Tüm denizciler bu marinanın ve pek çok diğer marinanın yapılmasından yana. Çünkü aksi takdirde çılgınca yükselen marina fiyatları düşmeyecek, normalleşmeyecek. Datçalılar ise iki isyan birden yaşamakta. Bir yanda Datça halkı, bu marina ile güney koyunun kirleneceğini, insanların kullanımına kapanacağını savunuyor. Diğer yanda ise Datça esnafı var, yıllardır bu marinanın yapılmasından yanalar. Daha çok patlıcan, badem, zeytinyağı satacaklarını, restoranların müşteri kazanacağını, çamaşır yıkama, yat bakım sektörü vs. büyük kazançlar elde edileceğini düşünüyorlar.

Marina, Datça’nın bir koyunu Datçalılardan alacak.

Tam bir çıkmaz sokaktayız…

Ben ortadayım. Çünkü Datça’nın şu anda marina yapılmakta olan koyunun hemen yanı zaten ticari liman ve çok ciddi bir kirlilik kaynağı. Üstelik bu koyun hemen arkasında Datça’ya kapasitesi yeterli olmayan arıtma tesisi var. İki yıl önce aşırı kalabalıktan kanalizasyon öyle bir patladı ki, tesisin atık arıtma havuzları taştı, haftalarca her şey bu koya aktı. Datça tamamen koktu. Zaten taşmazsa da, yaz aylarındaki aşırı yüklenme nedeniyle yarı arıtılmış atıklar derin deniz deşarjı ile koyun az ilerisinden denize basılıyor.

Biraz umutsuz vaka. Ama asıl mesele şurada…

Türkiye’de marina ihtiyacı duyan tekne sayısı taş çatlasa 50 bin. Fransa’da 500 bin!

Fransa’nın özellikle Akdeniz kıyılarında arabayla dolaştığınızda neredeyse 10 dakikada bir 200-300 teknelik bir marinanın önünden geçersiniz. Bu kıyılar bizim İstanbul Maltepe, Ataköy sahillerine benziyor. Dolmabahçe Sarayı’nın kıyısına benzemiyor.

Bizim mavi kıyılarda, yani Güney Ege’de ise maalesef Dolmabahçe Sarayları çok. Saymakla bitmez…  Kekova, Karacasöğüt, Akbük, Büyük Çatı, Selimiye, Orhaniye, Bozburun, Sarsala, Turunç Pınarı, Göbün, Ölüdeniz, İassos, Kazıklı, Çökertme…

Ve tabii ki Datça… Bunların her biri bir Dolmabahçe Sarayı!

Evet bu doğa harikaları o kadar kıymetli…

Bugün Çevre Bakanlığı’nda, Ulaştırma Bakanlığı’nda, GEKA’da (Güney Ege Kalkınma Ajansı) eminim, işgüzar girişimcilerin sunduğu onlarca “Türkiye kıyılarında marina yapılabilecek koylar, sahiller proje taslakları” vardır. Bu marinaların yat turizmine, ülke ekonomisine dolar, euro bazında katkısı hesaplanmış, Ankara’nın dikkatine sunulmuştur.

Ve yine eminim ki bu mümkün ve karlı marinalar için seçilen ‘mütevazı’ arazi ya yeşil bir ormanın kıyısında, ya bir kentsel mirasın göbeğinde ya da bir tartışılmaz doğal SİT’in tam orta noktasındadır.  (Elimde bu tür bazı raporlar, yarı mamul projeler var. Akla gelmesin, örnek olmasın, diye yayınlamak istemiyorum.)

Hiç mi alternatif bulunamıyor?

Çevre Bakanlığı’na soralım: Neden Datça’ya marina projesini kabul ediyorsunuz? Datça kent yerleşiminin bittiği noktadan itibaren doğuya doğru 5 kilometrelik boş bir kıyı şeridi var. Datça Yarımadası’nda Emecik kıyılarında 2-3 tane marina yapılabilecek kıyı ve koy var. Ama bunlar kentsel yerleşim ve nüfusa uzak. Ulaşım ve lojistik imkanlar daha zahmetli. Buraya AVM yapamazsınız. Burada yeni bir ekonomi alanı kurmanız gerekecek. Yatırımın geri dönüşü Datça gibi 2-3 yıl değil de, mesela 10 yıl sürecek.

Çok mu zor?

Evet, maalesef. Bizim ülkede, yatırımın amortisman süresi öyle kısa isteniyor ki, kent merkezleri ve minimum maliyet dışında proje üretilmiyor. O nedenle MUÇEV gerçek marinacılık yapmayı hiç düşünmüyor. Göcek’in tam ortasındaki belediye iskelelerini; Selimiye ve Karacasöğüt muhtarlık iskelelerini dev marinalara dönüştürmeyi tercih ediyor. 15-20 milyon TL yatırım yap, kent merkezinde, bir doğa cennetinde 20-30 milyon euro değerinde merkezi bir marina sahibi ol. Üstelik bu tesisler birilerine kiralanıyor ve kime, kaça kiralandığı konusunda bir şeffaflık yok.

Sıfır maliyet ve milyon+milyon karlılık çok cazip geliyor…  Kolay para, kime cazip gelmez ki?   

Not: Selimiye’de, yerleşim merkezinden kuzeye doğru giderken Delikyol Koyu öncesi Cin Bükü diye denizcilerin pek uğramadığı bir mevki vardır. Son dedikodu MUÇEV köy merkezindeki marina projesi yanı sıra buraya da büyükçe bir marina planlıyormuş. Haydi hayırlısı; Bence Selimiyeliler denize girmek için birer tekne alıp MUÇEV’den bu marinaya bağlama hakkı istesinler.