03 Ekim 2022, Pazartesi
04.06.2021 06:00

Koylarda izdiham var ama bir ‘Deniz Anayasası’ yok

Bu sayfalardan size en azından 2021 yaz ayları boyunca denizlerden haberler vereceğim. Bu ilk yazıda deniz üstündeki yoğunluğun boyutuna ve getirdiği sorunlara ilişkin bir ufuk turu yapalım. İlk görüntü şu: Sular nihayet ısınmaya başladı, ama denize hücum çoktan başladı. Zaten pandeminin damga vurduğu 2020’de denize rağbet hayli artmıştı. Bu yıl ise tüm mavi yolculuk kıyıları tam bir patlama yaşayacak gibi görünüyor.  Neden? Yanıt basit: Maske yok, kolonya yok. Deniz üstünde yaşam tıpkı eskiden olduğu gibi. Bodrum, Marmaris, Fethiye gibi Güney Ege kent merkezlerinde geçtiğimiz yıl restoranlar, barlar, kafeler battı. Deniz turizmine hizmet verenlerin yüzünde ise inanılmaz bir gülümseme. Nasıl olmasın? Son iki yılda deniz üstündekilerin sayısı neredeyse iki kat arttı. 2011 yılında ODTÜ’den bir araştırma grubu Göcek’in tekne kapasitesini ölçmüştü. Dış koylarla birlikte her kovuğa, her iskeleye tekne bağlandığında 950. Geçen yıl sıradan günlerde 2000 civarında tekne demirliydi Göcek koylarında.  2021 sezonunun ilk günlerinde 800-1000 civarında tekne Göcek’in kovuklarına çoktan yerleşmiş durumda. 17 günlük sokağa çıkma yasağı bittiğinde Tersane gibi kapalı ve küçük koylarda yasak dönemini geçiren koca koca yatlar birbirleriyle çarpışarak demir almış. Oysa Muğla Valiliği, bölge kaymakamlıkları ve Sahil Güvenlik, bu olası yoğunluğu öngörerek ve örnek olması gereken bir karara imza atarak, tüm kıyılarımızın aksine Muğla’da yasak döneminde denizde seyre izin vermişti. Kendilerini denize atanlar nasıl bir panik içindelerse, bu kararı bile duymamışlar. Denizde yaşayan kaç tekne var? Cevat Şakir’le birlikte deniz gezginliği kültürünü başlatan Azra Erhat’ın ‘Mavi Yolculuk’ kitabını kaleme aldığı 70’lerde, sadece birkaç mavi yolculuk teknesi vardı. 80’lerde birkaç yüz. Ulaştırma Bakanlığı istatistiklerine göre 2021 itibariyle Türkiye’de irili ufaklı 140 bin kayıtlı tekne var. Peki bunların kaçı uzak koylara gidebilir, mavi yolculuk yapabilir ebat ve donanımda? Marinalarımızda ayrıca, büyük çoğunluğu 10 metre üstü 6.000’e yakın da yabancı bayraklı tekne bağlı. Yani İstanbul’dan Antakya’ya denizlerimizde toplam 28.000 adet ‘mavi yaşam’ ya da ‘mavi yolculuk’ teknemiz var.

Bozburun Adaboğazı 2020, Türkiye mavi yaşam için eşsiz bir yer. Ama bu eşsiz kıyıların da kapasitesi var. (Fotoğraf: Alparslan Tansuğ)
Bozburun Adaboğazı 2020, Türkiye mavi yaşam için eşsiz bir yer. Ama bu eşsiz kıyıların da kapasitesi var. (Fotoğraf: Alparslan Tansuğ)
Peki bu tekneler nerede? Deniz Ticaret Odası kayıtlarına göre, Türkiye’deki marina kapasitesi son 30 yılda yüzde 400 arttı. Gelin bir de Muğla’ya bakalım. Ya da Gökova’dan Kekova’ya mavi yolculuk körfezlerimize…  Bozburun, Datça, Ören, Karacasöğüt, Palamutbükü, Turgut, Selimiye, Orhaniye, Söğüt, Ekincik: Kabaca 1.300 Yani yaklaşık 10.000’i Muğla marinalarında, 2.000’i farklı köylerdeki, ilçelerdeki barınak ve yat iskelelerinde olmak üzere toplam 12.000 tekneden söz ediyoruz… Kısacası mavi yolculuk teknelerinin yarısı zaten Muğla’da…  Ya kuzeydeki ve doğudaki tekneler ne yapıyor? Merak etmeyin, mayıs ayı sonundan itibaren onlar da bu eşsiz mavi yolculuk kıyılarımıza geliyor. Kıyılarımızın kapasitesi ne kadar? Bu sayılar aslında çok değil. Örneğin Fransa, İtalya ve İspanya kıyılarında birkaç kilometre arayla sıralı marinalarda 1.5 milyona yakın tekne var. Yani Türkiye’dekinin 10 katı. Ama bu ülkelerin Korsika, Sardunya, Malta, Mayorka gibi adalar dışında, Türkiye gibi bir dantelayı andıran ormanlarla kaplı kıyı şeritleri yok. Avrupalılar marinadaki teknelerinin kıçında oturup yemek yerler, içkilerini içerler, güzel havalarda biraz denize açılır, sonra da dalgalar arasında yalpalamaktan sıkılır, hızla marinalarına dönerler. Dalmaçya Adaları, kıyıları, Ege Adaları, yani Yunanistan suları ve Türkiye ise mavi yaşam için eşsizdir. Ama çelişki şurada: Bu eşsiz kıyıların da bir kapasitesi var. Mavi yolculuk kültürünün doğduğu, geliştiği yıllarda insanlar şunu arıyorlardı: Kendine ait denizler, el değmemiş doğa, kova kova leziz balık, biraz da spor, doğa (deniz) ile mücadele, heyecan.  Ve uygarlıklar tarihi… Cevat Şakir ve takipçileri, tüm uygarlıkların beşiği ‘Mavi Anadolu’nun tarihi mirasının ve sözlü kültürünün peşindeydi; her mavi yolculukta, Sedir Adası, Knidos, Bozukkale, İasos, Kekova gibi tarihi mirasımızın seçkin limanlarında dolaşıyorlardı.
Maske yok, kolonya yok. Denizin üstünde yaşam tıpkı eskiden olduğu gibi.
Maske yok, kolonya yok. Denizin üstünde yaşam tıpkı eskiden olduğu gibi.

Teknelerdeki konfor ve teknoloji gelişiyor

2019’da mavi yolculuk körfezlerimizde, yani Gökova, Hisarönü, Marmaris, Fethiye-Göcek Körfezleri ile Kalkan-Kekova kıyı şeridinde yaz ortasında 4.000-5.000 tekne vardı. 2020’de 8.000-9.000. 2021’de deniz üstündeki anlık bu filoya en azından 2.000 tekne eklenecek.  Üstelik denizde yaşam kültürü ve standartları da değişiyor. Çocuklar teknede eğitim görüyor, yaz ayları sıcak oluyor klima isteniyor, akşam futbol maçı izleniyor. Elektrik lazım, 12 metrelik teknelere bile jeneratör kondu. Teknelerin su deposu sınırlı, geçen yıl distribütörlerin elinde su yapıcı kalmadı, dünya fabrikaları Türkiye için çalışmaya başladı. Mavi yolculuk kültürü yerini yavaş yavaş bir ‘mavi yaşam’ kültürüne bırakıyor. Başta Göcek olmak üzere Selimiye, Bozburun gibi kapalı sakin koylarda haftalarca, aylarca bağlandığı köşeden ayrılmayan, kent yaşamını denize taşıyan bir grup söz konusu. Göcek’teki koca yatların yarısından fazlası bu konumda. Tekneler hareket etmiyor, masajcısından midye dolmacısına, süper marketten gözlemecisine, kahveciden manava, gazete bayiinden teknik servise deniz üstündeki teknelere, teknelerle hizmet veriliyor.  Gece yarısı pis su deşarjının bile engellenemediği koylarda, insanlar bulaşık sularını umursamadan o kapalı koylara boşaltıyor. İnsan bir an düşünür, kentteki evinizde bulaşık suyunu bir kovaya toplayıp alt kattaki komşunun tepesine boşaltıyor musunuz? Oysa denize atılan bulaşık suyu, dakikalar içinde yanınızda demirli teknenin çevresini köpüklerle sarıyor. Konfor güzel de, denizin ortasında kentteki evimizdeki gibi bir konfor aradığımızda herkesin gemiye binmesi lazım. Müsilaj pek yakında Ege’de olabilir mi? Tüm bilim insanları ifade eder, uluslararası araştırmalar söyler, deniz kirliliğinin yüzde 95’i karasaldır. Ege’ye günde 20 milyon kişi eşdeğerinde evsel atık su arıtılmadan deşarj ediliyor. Marmara’yı alt üst eden müsilajın öncülleri 3-4 yıldır mavi yolculuk kıyılarımızda da görülüyor. Denizde görünürlük azalırsa, bulanıklık başlarsa, anlayınki içi mikro alg kaplı. Özellikle kentlerden uzak küçük ıssız koylarda denizcilerden kaynaklanan kirlilik de giderek artıyor. Gökova’dan Kekova’ya koylarımızın çoğunda yüzen insanların “ay beni bir şey ısırdı” diye suyun içinde zıpladığını görüyoruz. Bu da besin birikiminin aşırı artışıyla çoğalan, büyüyen mikro organizmalar. Deniz biti, diyor şimdilik geçiyoruz. Ama bu öyküyü çok önceden yaşayan örneğin Tayland, Vietnam gibi ülkelerde 20 yıldır herkes deniz kıyısındaki otellerde havuza giriyor.  Bu tabloya Türkiye kıyılarında da birkaç yıl içinde erişirsek şaşırmamamız gerekiyor.

Sayılar da sorunlar da arttı

Denizde denetim zor. Her teknenin başına, kentsel merkezlerden uzak her ücra koya bir nöbetçi dikemezsiniz.  Denizde sayılar ve sorunlar geometrik olarak artıyor.  Mavi yolculuk yapanların da mavi yaşamı tercih edenlerin de acilen bir deniz yaşamı ilkesi üstünde fikir birliğine varmaları gerekiyor. İsterseniz adına ‘Deniz Anayasası’ diyelim, bu ilke aslında çok basit: Denize, doğaya ve insana saygı. Tüm yoğunluğa rağmen, deniz üstünde olmak hâlâ çok keyifli. Ama zaman geçirmeden doğaya ve denizlere bu saygıyı göstermeye alışmalıyız.