03 Temmuz 2022, Pazar
11.02.2022 04:40

Mavi yolculuğun heyecan dolu eski defterleri

Ali Boratav yazdı

Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde öncüsü olduğu ilk mavi yolculuklarda kullanılan 3-5 tekne var. Uçarı, Macera, Karakuş… Sonra Azra Erhat yazıyor, “1957’den itibaren mavi yolculuklar sürekli olarak yapılmıştır” diye (ilk yolculuk 1945 ya da 46’da yapılmıştır. İkincisi 11-12 yıl sonra). Bu yolculuklar öyle zorludur ki, ancak yılda bir kez düzenlenmektedir. Yine de anılar çığ gibi birikir ve Azra Erhat’ın ilk Mavi Yolculuk kitabı 1962’de yayınlanır.  Bu anılarda deniz, doğa ve tarihi mirastan baştan çıkarıcı anekdotlar yanı sıra en önemli konular, çoklukla tuvalet, buz, yemek hazırlığı zorlukları ve İzmir’den Antalya’ya uzanan açık denizlerde kimleri deniz tuttuğu, ne zorluklar, tehlikeler yaşandığına dair öykülerdir.  1965’te Marmarisli 16 metrelik Hürriyet tirhandili devreye girer ve mavi yolcular biraz lükse kavuşur (içinde tuvalet bulunan bir kamara gibi), katılımcılar da hızla artar. O günlerde Türkiye’nin kalburüstü tüm aydınları, bilim insanları, sanatçıları birer birer mavi yolcu olmuşlardır. Pek çoğu da ilk seferlerini Hürriyet teknesi ile yapmışlardır.

1968 yılındaki mavi yolculuk - Fotoğraftakiler: 1.Samih Rıfat, 2.David Siesby, 3.Alev Ebuzziya Siesby, 4.Osman Çalık, 5.Afife Batur, 6.Azra Erhat, 7.Sabahattin Batur, 8.Siren Çalık, 9.Ersen Gürsel, 10.Müfide Çalık, 11.Cavidan Göral, 12.Selçuk Batur, 13. Sabahattin Eyüboğlu, 14.Müntekim Öktem, 15. Şadi Çalık. (Ali Kaptan her samanki gibi kaptan köşkünde, Ali Fuat kaptan pencerenin sağında ayakta.) (Fotoğraf: Mimar İnal Göral)
1968 yılındaki mavi yolculuk: Fotoğraftakiler: 1. Samih Rıfat, 2. David Siesby, 3. Alev Ebuzziya Siesby, 4. Osman Çalık, 5. Afife Batur, 6. Azra Erhat, 7. Sabahattin Batur, 8. Siren Çalık, 9. Ersen Gürsel, 10. Müfide Çalık, 11. Cavidan Göral, 12. Selçuk Batur, 13. Sabahattin Eyüboğlu, 14. Müntekim Öktem, 15. Şadi Çalık. (Ali Kaptan her samanki gibi kaptan köşkünde, Ali Fuat kaptan pencerenin sağında ayakta.) (Fotoğraf: Mimar İnal Göral) 

1960: Devrim ve Hürriyet…

Marmarisli Ali Kaptan’ın 1960 yılında inşasını tamamlayıp suya indirdiği Hürriyet teknesi, ismini 60 Devrimi’nden almış; 5 yıl Rodos-Marmaris posta seferi yaptıktan sonra büyük gemilerin bu işe talip olmasıyla işsiz kalmış ve o günlerde Marmaris’te turizm bürosu müdürlüğü yapmakta olan şair Can Yücel’in keşfetmesiyle mavi yolculuğun kayığı oluverir. 90’lara kadar Türkiye entelijansiyasına mavilerde ev sahipliği yapan Hürriyet’in 5 kişilik bir ekibi vardır. Sahibi Ali (Eroğlu) Kaptan, biraz da zoraki gemici olan oğlu Mustafa, ikinci kaptan Ali Fuat (Ali Kaptan’ın amca oğlu), onun oğlu gemici Süleyman (mavi yolcularla geçirdiği yıllardan sonra tarih öğretmeni olmuş, ama gemiciliği –sonraları kaptanlığı- hiç bırakmamıştır) ve usta gemici Kadir Dayı (lostroma). Ali Kaptan’ın oğlu 1950 doğumlu Mustafa Eroğlu (Yıldız Teknik Mimarlık Bölümü’nü bitirdikten sonra mavi yolcu Cengiz Bektaş’ın el vermesiyle Marmaris’in gurur duyduğu mimarlardan biri olmuştur), geçtiğimiz yıllarda anılarını toparladı, mavi yolculuk geleneğinin belki de zirvesi sayılabilecek Hürriyet teknesinin ve ilk örgütlü mavi yolcuların öyküsünü kitaplaştırdı. 1965’te Hürriyet teknesinin ilk mavi yolculuğunda Cevat Şakir ekibi uğurlamak için rıhtıma geliyor, karşısına çıkan ilk yolculara bir “Merhaba” diyor (Can-Güler Yücel, Sabahattin Eyüboğlu, Melih Cevdet Anday ile bir selamlaşıyor), sonra “Vaz mı geçmeli acaba, bu tekne batarsa, Türkiye’nin tüm entelektüelleri yok olacak” diyor. (Bu yolculukta Yaşar Kemal, Azra Erhat ve Oktay Rifat da olmalı.) Şaka değil Hürriyet’ten o yıllarda geçmeyen yok. Kimi yolculuk 10 kişi, kimi yolculuk 30 kişi.  Doğan Avcıoğlu, Mina Urgan, Cevat Çapan, Doğan Aksel, Selçuk-Sabahattin Batur, Haluk-Rena Gerger, Gençay Gürsoy, Türkan Saylan, Örsan Öymen, Turgut Kazan, Şadi Çalık, Güngör Dilmen, Müntekim Ökten, Bülent Tanör, Murat Belge, Melek Ulagay, Ali Sirmen, Oya Baydar, Aydın Engin, Gündüz Vassaf, Günnur Savran, Nail Satlıgan, Yücel Sayman, Taha-Jale Parla, Vedat Günyol…  Saymakla bitmiyor. Neredeyse Türkiye entelijansiyasının o dönemlerinden kimi sorsanız 16 metrelik Hürriyet’in ahşabına tutunmuş… 

Cevat Şakir ve Azra Erhat
Cevat Şakir ve Azra Erhat

Mavi yolculuğun kısa tarihi…

Halikarnas Balıkçısı sürgün yıllarında Gökova’yı keşfe 7.5 metrelik kayığı ‘Yatağan’ ile başlamış; sonra da dostlarının aklına mavi yolculuğun tohumlarını serpiştirmeye… 1945 ya da 46’daki ilk mavi yolculuğun 1 reis ve 8 yolcusu var: Reis Cevat Şakir, yolcular Sabahattin Eyüboğlu, Necati Cumalı, Sabahattin Ali, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Erol Güney, Benya Rapaport, Fuat Ömer Keskinoğlu ve balıkçı Paluko (Mustafa Esin). İzmir’den başlayıp Gökova’ya uzanan gezinin İzmir-Bodrum etaplarına Cevat Şakir’in ailesi de katılıyor. O yolculuk ilk olması nedeniyle biraz daha iyi biliniyor. Ama sonrası tam bir muamma. Azra Erhat “ancak 1957’den sonra mavi yolculuklar düzenli olarak yapılmaya başlamıştır” der.  Peki aradaki 11-12 yıl hiç yapılmadı mı? Bilinmiyor.  Sonraki yıllarda, yolculuklara hep Cevat Şakir mi önayak oldu, liderlik yaptı? Yoksa farklı farklı gruplar, liderler mi vardı? Anılarda bu küçük ayrıntılardan kimse bahsetmez. Küçük sayılabilecek mütevazı tekneler… Kaç kişi çıkıyorlar yolculuğa? Genellikle 10-15 kişi ama 28 yolcu, 4 mürettebat 16 metrelik tekneyle 1 hafta 10 gün, buzdolabı bile olmadan çıkılmış yolculuklar bile var. 50 metrekare bir alandan söz ediyoruz… Nasıl yani? 1-2 hafta nasıl geçer o küçücük teknede? Çökertmeli Çakır Ayşe’yi anı kitaplarında hep görürüz. Peki başka kim hatırlanıyor? İlk mavi yolcular gezdikleri bölgenin insanını, yerel kültürünü yeterince anlatmışlar mıdır? Bir soru işareti. Oysa Azra Erhat hep derdi ki, “Mavi yolculuk doğa, deniz, tarih ve insan ile kaynaşmaktı”… Peki, nerede o insan öyküleri? Sadece, her mavi yolculuk ekibinde genellikle yer alan 1-2 doktorun balıkçı köylerindeki sağlık taramaları, hastaların tedavisi için yaptıkları alt alta yazılsa ortaya bir tıp tarihi kitabı çıkacağı kesin.

Ali Fuat Kaptan, Cengiz Bektay ve Türkan Saylan, denizden çıkan kabuk ve taşlar masaya serilmiş
Ali Fuat Kaptan, Cengiz Bektay ve Türkan Saylan, denizden çıkan kabuk ve taşlar masaya serilmiş.

 Mavi yolculuğun olmayan tarihi…

Mavi yolculuğun 70 yıllık bir tarihi var. Ama bu geçmişe tanıklık edenlerin bir iki istisna dışında tarih yazımı konusunda biraz hasis davrandıklarını söylemek mümkün.  En önemli istisna Azra Erhat, Mavi Yolculuk isimli kitabı bu açıdan bir baş yapıt. Mavi yolculuklardan çok mavi rotaları anlatan bir kitap yazan Orhan Duru (Piri Reis’in İzinde Mavi Gezi) ikinci istisna. Onun ötesinde Erol Güney (Mavi Yolculuk Defterleri içinde) Mina Urgan (Bir Dinazorun Gezileri), İsmet Kabaağaçlı Noonan (Halikarnas Balıkçısı’nın Kızından; Anılar Akın Akın), Hikmet Çetinkaya (Bodrum Sürgünleri), Cengiz Bektaş (Bedri Rahmi Nakışlı Bir Deneme), Gençay Gürsoy (Bir Hayat Üç Dönem) gibi kimi yazarlarımızdan mavi yolculuk tarihinden sayfalar okuyoruz. Ama bu tanıklıklardan bütünsel bir mavi yolculuk tarihi elde etmek hayli zor. Bu konuda şimdiye kadar okuduğum en derli toplu çalışmayı Arya Yatçılık’ın kurucularından Rüştü Tezcan yapmıştı (İskeleye Yanaşan… Denizler Gemiler, Denizciler içinde, İletişim Yayınları, 2013).  Tezcan’ın 30 sayfalık bu makalesi de “Mavi yolculuk bir görüşe göre 1945, bir görüşe göre 1946’da başlamıştır. Bir anlatıya göre ilk mavi yolculuğa çıkan teknenin ismi Macera’dır, bir diğer anlatıya göre Karakuş” sözleriyle başlar. “Tarihe bu kadar meraklı olan ve önem veren Mavi Yol’un öncüleri kendi yolculuklarına tarih düşme konusunda özen göstermemişler” diye devam eder. Ve Tezcan kendi deyimiyle bir ‘mavi yolculuk dedektifliği’ işine soyunur. (Rüştü Tezcan’ın bu dedektifliği hiç bitmedi. 2021 yılında Sönmez Taner ile birlikte kaleme aldıkları Cevat Şakir’in Mirası isimli bir kitap ile öyküyü bir adım ileriye de götürdü.)

Azra Erhat, Şükran Kurdakul, Cengiz Bektaş, Erol Uras Özden Murtezaoğlu, Türkan Saylan ve kaptanlar.
Azra Erhat, Şükran Kurdakul, Cengiz Bektaş, Erol Uras Özden Murtezaoğlu, Türkan Saylan ve kaptanlar.

Tarih yazımı hep bir dedektiflik mi olmak zorunda?

Mavi yolculuğun tarihi hepi topu 70 yıl. Bizler ise, bir neolitik dönem arkeoloji kazısı yapar gibi bu yolculuğun izini sürmeye çalışıyoruz. Bazen birbiriyle de çelişen, anı demetleri. Rüştü Tezcan arkadaşımıza hak vermemek elde değil. Bu yazının başlarında Türkiye entelijansiyasının mavi yolculuk anılarıyla hatırladığım ve saygı duyduğum bazı isimlerini saydım. Bugünlerde, zaten mavi yolculuk kültürü yerini kimliği belirsiz amorf bir deniz yaşamı merakına terk etmek üzere. Bu insanlar (üstelik bir kısmını da maalesef kaybetmiş durumdayız), en iyi bildikleri işi yapıp mavi yolculuğun geçmişi ve bugünü hakkında bizlerle daha fazla, daha ayrıntılı gözlem, anı, düşüncelerini paylaşan yazılar kaleme alsalar fena mı olur? ‘Mavi yolculuk’ ülkemizin çok önemli kültür değerlerinden biri. Dünyada eşi yok. Bunu mavi yolculuk kıyılarımızın muhteşem doğasına ve tarihi mirasına borçluyuz. Bir de beğenelim beğenmeyelim, ‘Mavi Anadolu uygarlığın beşiğidir’ düşüncesini geliştirmeye ömür adamış Cevat Şakir ve mavi yoldaşlarına borcumuz var. Ve inanın… Mavi yolculuk geleneği, kıyılarımızın yakın geçmişi, kıyılarımızdaki bozulmamış doğa ve tarih hazinesi daha iyi bilinse, mavi kıyılarımızdaki bugünkü gaddar toplumsal gelişim daha büyük bir koruma direnci ile karşılaşabilir.

Kaybolan mavi…

Mustafa Eroğlu, gerçi dayanamamış kitabına “Kaybolan Mavi” diye bir başlığı uygun görmüş. Bugün deniz üstündeki nüfusun bazı örneklerini göz önüne alırsanız “kibar davranmış” da diyebilirsiniz. Ama çok önemli bir tarihi tanıklığa imza atmış. Kitabında o günün tüm koşullarını, mavi yolcuların haleti ruhiyesini, özlemlerini, arzularını, coşkularını içten bir anlatımla resmetmiş.  Bir de o gün ile bugün arasındaki şiddetli bir farka da tanıklığını sunmuş. Örneğin, Sabahattin Eyüboğlu o yılların en önemli mavi yolculuk lideri… Mustafa ve Süleyman Eroğlu ile söyleşiyoruz, diyorlar ki, “Sabahattin Reis tam bir liderdi. Rotayı da, vakti kerahat zamanını da o belirlerdi. Kimse o ‘haydi’ demeden şişeye elini sürmezdi. Bir vardiya sistemi ile yemeği ve bulaşığı yolcular hallederlerdi. Akşam yemeğe oturulacaksa, önce kaptanların, gemicilerin yemeği gelirdi sofraya. Ona göre yolcuların sırası sonra idi.”  Bugünden değil, başka bir mavi yolculuk kültüründen söz ediyoruz. O günler, bugünkü çoğu kolalı beyaz üniformalı gemicilerin haftalık deniz turları gibi değil. Ama o günlerin denizcileri de mavi yolculara, yeşil-mavinin her tonunu yaşatıyorlar. Azra Erhat söylüyor “onların lügâtında ‘hayır’ kelimesi yoktu” diye. Ellerinde bir harita bile yok, Bodrum’dan Antalya’ya bilinmez kıyılarda sadece 3-4 teknenin dolaştığı günlerde, mavi yolcuları en karanlık sularla, korku tüneli gibi kovuklarla tanıştırıyorlar.

Haluk Gerger solda, Mina Urgan ortada, en arkadaki de Gençay Gürsoy.
Haluk Gerger solda, Mina Urgan ortada, en arkadaki de Gençay Gürsoy.

 Mavi yolculuk ile toplumsal tarih birleşiyor…

Kaldı ki, Eroğlu’nun eseri sadece bir mavi yolculuk öyküsü de değil. Bu kitap muhakkak ki, 1900’lerin ilk yarısı Marmaris ve Güney Ege toplumsal tarihine ışık tutan bir monografi olarak da kayda geçecek. Bu kitabın destekçisi ve yayıncısı Marmaris Ticaret Odası’na da teşekkür etmeliyiz. Merakla beklediğim farklı projeler de var.  Örneğin, Marmaris Ticaret Odası bir mavi yolculuk müzesi kurulması için ciddi çaba gösteriyor. Muğla Valisi Orhan Tavlı, Marmaris Kaymakamı Ertuğ Şevket Aksoy bu konuda her türlü desteği veriyorlar. Hürriyet’in en genç gemicisi Süleyman Eroğlu ile konuşuyorum “Elimizde Hürriyet’in tüm donanımı ve ilk mavi yolculuk teknelerinden birkaçının maketi mevcut, süngercilerin 100 yıllık paha biçilmez malzemelerini sakladık. Müzede bize verecekleri salona her birini birer biblo gibi yerleştirmeye hazırız” diyor. Bu yazıya konu olan Hürriyet teknesi 1986’ya kadar mavi yolculuğun amiral gemisi ise, 86’dan sonra bu geleneğin amiral gemisi Arya Yatçılık’ın Nostalgia ve Akın A tekneleridir.  Ben de bu iki tekneyi; harika kaptanları Mehmet Demirel ve Durmuş Deveci’yi yakından tanımış olmaktan son derece mutluyum. Arya Yatçılık’ın kurucularından Hasan Karadeniz ve Rüştü Tezcan yakın zaman önce kendi dönemlerinin (1986-2016) mavi yolculuk tarihini kağıda dökmek için çalışmalara başladılar. Umarım tamamlanır.  Bir diğer henüz tamamlanmamış proje… Yakın zaman önce Bodrum Kent Konseyi Başkanı Hamdi Topçuoğlu öncülüğünde bir sözlü tarih çalışması başlatılmıştı. Bu söyleşilerin önemli bir bölümü eski denizciler idi. Birkaçı dergilerde yayınlandı.  Bu çalışmanın bir kitap haline gelmesi de önemli bir tarih yazımı olacak. Umarım enerji, kaynak bulunur bu çalışma da tamamlanır.  Gördüğünüz gibi, Bodrum ve Marmarisli çoğu profesyonel mavi tutkunları bu tarih yazımı çabasında başı çekiyorlar. Oysa aslında… Bu muhteşem kıyılarımızı ve mavi yolculuk geleneğimizi, gelecek nesillere kendi tanıklıklarıyla harika bir şekilde anlatacak o kadar çok insan var ki!


Cengiz Bektaş ve çalışma arkadaşları- İlk balık avı
Cengiz Bektaş ve çalışma arkadaşları- İlk balık avı

‘Kaybolan Mavi’den, Mustafa Eroğlu’nun kaleminden anılar

Azra Erhat demişti ki, “Buralarda insan bir hafta, on gün değil ömrünü geçirebilir. Mavinin, yeşilin binlerce tonu. Öyle bir mavi, öyle bir yeşil ki, ressamı ressam, sanatçıyı sanatçı, insanı insan etmeye yeter.” Yetmesine yeter de peki buralarda binlerce yıldır insanlar yaşamıyor muydu? Neden Halikarnas Balıkçısı’nı beklediler, bu güzelliklerin görülmesi için. Neden Sabahattin Eyüboğlu, neden Azra Erhat?  Çünkü, bir bölgeyi, kendi yerlileri içeriden dışarıya doğru değerlendiremez, diyor Azra Erhat. Dışarıdan gelen ve o bölgenin güzelliğini, elverişliliğini yeni gören ve görünce de dile getiren, anlatan, yaymak hevesine kapılanlar, şairler, yazarlar ve aydınlardır. Bunun örnekleri çoktur. Halikarnas Balıkçısı- Bodrum; Ernest Hemingway- Küba; Brigitte Bardot- Saint Tropez gibi.  Balıkçı’nın çağrısına uyup gelenler, o günlerde on beş- yirmi kişiydi. Bugün binlerce kişi o bölgelere gelip gidiyor; ama mavi yolculuğu, mavi yolculuk gibi yapmak gerekiyor.

Bir tarih bakışı söyleşisi…

Birçok efsaneye konu olmuş o kıyıları gezmişler. İda Dağı’ndan, Sarıkız’dan, Hasanboğuldu’dan, Troya’dan, Hektor’dan, Akhilleus’tan konuşmuşlar. Hatta ortaya bir tartışma konusu açmışlar. Hektor’dan yana mı Akhilleus’tan yana mı olmalı diye. “Elbette Hektor’dan ve Troya’dan yana olurum” demiş, Sabahattin Eyüboğlu. Çünkü “Yunanistan’dan gelen bu Akhalar, ortada doğru dürüst bir sebep yokken gelip saldırmışlar Troya’ya. Sonra da yakıp yıkmışlar, yok etmişler koskoca bir uygarlığı. Hektor sadece yurdunu savunmuş.”

Mina Urgan Ali Fuat kaptan ile tombala oynuyor.
Mina Urgan Ali Fuat kaptan ile tombala oynuyor.

Sevmeseydik bu mavi yolculuğa çıkar mıydık?

Melih Cevdet ise “milliyetçilik, bölgecilik duygusal hiçbir yargı karışmasın geçmişin olaylarına. İnsanlık açısından ele almak gerekir” demiş. “Hektor da bir insan, Akhilleus da bütün öfkesi ve coşkunluğuyla bir insan. İkisi de insan kaderinin ağır yükünü taşıyan, ikisi de bahtsız, ikisi de serüvenlerini anlatacak Homeros gibi büyük bir şair buldukları için bahtlı insanlar. Kimseden yana olmamalı, daha doğrusu ikisinden de yana olmalıydık. Sevmeliydik Troya’yı da, Akhaların geldiği Yunanistan’ı da, şu bir parçasını gezdiğimiz Anadolu kadar bütün dünyayı da.” Azra Erhat bunun üzerine, “Sevmiyor muyuz a Melih, sevmesek bu mavi yolculuğa çıkar mıydık” diyerek tartışmayı bitirmiş. İşte mavi yolculuk budur.

Sene 1965. Can Yücel Hürriyet’i bulur ve gerisi…

Sabahattin Bey ve Azra Erhat çok önceleri, Halikarnas Balıkçısı ile böyle geziler yapmış. 1957, 1958, 1960, 1962. Ama hep ciddi zorluklar yaşamışlar. Dolayısıyla Sabahattin Bey konuyu biliyor. Babam ilk mavi yolculuk öncesi sordukça, Sabahattin Bey anlatmış. Yemek; teknede pişirilip yenecek. Mutfak var mı? Var; ama yetersiz. Olsun, idare edilecek. Tuvalet? Var. Kap kacak, çatal, bıçak? Anca kendimize yetecek kadar. Öyleyse, yeni alacağız.  Babam soruyor, “nerede yatacaksınız?”. “Bizim şiltemiz, döşeğimiz var, güvertede balık istifi yatarız.” Babam bu soruyu sorarken, Hürriyet’in ambarı var; ama kabin, yatak yeri yok demek istiyor. Burada Sabahattin Bey tarihi sözünü söylüyor, “bize kabin, yatak yeri lazım değil; sadece insan lazım.”

Şadi Çalık ve Sabahattin Eyüboğlu
Şadi Çalık ve Sabahattin Eyüboğlu

Güzellik dehşete düşürür mü? Evet mümkün! 

Gelen gruplar on-on beş kişi arasında. Üç veya dört kişi de bizler, yani mürettebat. Etti mi 14-19 kişi. Hürriyet’in alanı yaklaşık 50 küsur metrekare. Hep beraber doluşuyoruz bu 50 küsur metrekareye. Siz şimdi bile doluşun bakalım yüz metrekarelik bir apartman dairesine on beş kişi ve sadece bir gün yaşayın. Mavi yolculuğa çıkanlar, o kadar güzel anılarla dönüyorlardı ki, bütün kış boyunca toplantılar yapıp eşe dosta, herkese anlatıyorlardı, fotoğraf ve slaytlarla. Geziye hiç katılmamış olup da toplantıya gelenler ise yolculuğun büyüsüne kapılıp bir dahaki sene biz de varız diyorlardı. Mimar Cengiz Bektaş da bu toplantılara katılanlardan. Şöyle demiştir, “gelmeden önce, fotoğraf ve slaytlarla sanki mavi yolculuğa katılmış gibi hissediyordum kendimi, yani alıştırıla alıştırıla gelmiştim. Fakat canlı olarak gördüğümde dehşete düştüm. Bu kadar güzellik olamaz.”

Mavi yolculuk reisleri ve ekipleri…

Mavi’nin en önemli reisi Sabahattin Eyüboğlu ilk gezileri hariç yolculuklarını hep ağustos ayında yapmıştır. Mavi yolculuğa talep artınca, babama, “Ali Kaptan bundan sonra ağustos ayı bizim” dedi ve ölümüne kadar da değişmedi. Üç grup yaptılar, birinci grup 1-10 Ağustos, ikinci grup 10-20 Ağustos ve üçüncü grup da 20-31 Ağustos. Güzergâhlar on günlük gezi için fazlaydı ve mesafeler uzaktı. Motor da kuvvetli olmadığından, saatlerce seyir yapılır, bazen kahvaltı ve öğle yemekleri seyir halindeyken yenirdi, dalgalarla boğuşa boğuşa. Azra Erhat hep Sabahattin Eyüboğlu ile maviye çıkardı. Çoğunlukla Ağustos ayındaki 3 seferin tümüne katılırdı. Çok severdik onu. Ailece her dileğini yerine getirmeye çalışırdık. O da bize “Sizin lügatınızda hiç hayır kelimesi yok mu?” derdi.  Gencay Gürsoy, neşeli bir grubu vardı; çok güzel geziler yaptık. (AB’nin notu: Mavi yolculuğun Fransızlara deniz üstünde mum ışığı sürprizi gibi unutulmaz anılarından bazılarını bu grupla yaşarlar. Bu uzun öyküyü de kitabın okurları öğrenecek.) Mina Urgan, Berna Moran ile birlikte gelirlerdi. 1-10 Eylül aralığını uzun yıllar kapatmışlardı.  Cengiz Bektaş, mavi yolculuğun ne olup olmadığını bilenler arasındaydı. Mavi yolculuğun, sadece yiyip içip yatmak olmadığını bize gösterdi. Yakın arkadaşları ile ofisindeki mesai arkadaşlarından bir ekip oluştururdu. Koylara veya herhangi bir yerleşim yerine (antik olsun olmasın) varıldığında, daha demir atılmadan gözü çevrededir. İnsan elinin değdiği en küçük bir duvar parçasını bile gider incelerdi. Kayda değer yerlerin, yerleşim yerlerinin ya da antik kalıntıların fotoğraflarını çeker, rölevelerini alır, yazar, çizerdi. Döndüğünde de bunları toparlar ve bir eser haline getirirdi. Bizde bir söz vardır, “düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkmak”. Anlamı şudur: Gittiğin her yerden faydana olan bir şeylerle dönmek.”  Oğuz Akkan, Cem Yayınevi’nin sahibiydi. Çok değerli bir insandı, onu dinlemeye doyamazdım. Sezonda iki defa geldiği olurdu. Bizleri o kadar çok düşünürdü ki, “Kaptan, sezonda hangi tarihlerde boşluk var, bana bildirin. Ben o boşluğu üç- beş kişi toplar doldururum” derdi. Gerçekten de öyle yapardı. Biz ona boş günleri bildirdiğimizde, o sezon mavi yolculuk yapmış olsa bile üç-beş kişi ile ikinci defa gelirdi. Bir sohbet sırasında, bu konuda şöyle demiştir Oğuz Bey, “Bir kişi bile kalsam yine gelir ve teknenin tüm kirasını tek başıma öderim; çünkü bu iş sizin tek geçim kaynağınız. Sizi mağdur etmem.”  Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eşi Eren Eyüboğlu ve oğlu Mehmet Eyüboğlu. Her seferinde 20-25 kişiyle gelirler, babam da bir şey diyemez. Bu kadar kişiye su mu yeter, yatacak yer mi bulunur? Normalde on- on beş kişidir gruplar. Teknede ayak basacak yer kalmazdı.  AB’nin notu: Cevat Şakir ve Bedri Rahmi Hürriyet teknesi ile sadece birer kez mavi yolculuğa çıkmışlar. Bedri Rahmi’nin 1974’teki o seferi son mavisidir. Göcek Taşyaka Koyu’nda kayaya resmettiği balık deseni de bu yolculukta yapılmıştır.

Yaşar Kemal Hürriyet teknesi ile bir film çekiminde.
Yaşar Kemal Hürriyet teknesi ile bir film çekiminde.

Türkan Saylan’ın Kekova molası…

Ömer, Kaş’a bağlı Kale köyünde küçük bir balıkçıdır. Babamlar mavi yolculuğa başladıklarında bu Ömer’le tanışırlar. Ömer bazen balık tutar getirir, bazen incir, üzüm toplar getirir. Hiçbir şekilde para almaz. Babamlar da Rodos’a gittiklerinde Ömer için balık aparatları getirirler (misina, olta gibi). Aileden birisidir Ömer.  Bir keresinde Hürriyet yine Üçağız’dadır. Ömer hemen teknenin başına gelmiştir. Her zaman teknede bir iki doktor bulunur. Bu gezide de iki doktor var. Birisi Türkân Saylan, ikincisi Özden Mürtezaoğlu. Doktorlar normal olarak köye çıkıp, köy tarayacaklar. Ömer bu arada ninesinin çok rahatsız olduğunu söyler. Seyahat Marmaris-Antalya arasıdır. Ömer böyle söyleyince, önce ninesine giderler. Bir de ne görsünler, ortalık dışkı kokusundan geçilmiyor. Zavallı kadın tutamıyor. Hemen serum bağlarlar ve kafileye derler ki; “Biz buradan ayrılamayız. Çünkü durum kötü. Siz Antalya’ya devam edin. Dönüşte bizi alırsınız. Biz burada bu anneyi tedavi edeceğiz.”  Bu ne biçim insanlık! Ne biçim özveri! Kim tatilini yarım bırakır da hastayı tedavi eder? Benim bu kitapta anlatmak istediğim işte bu. Bunu ancak bir Mavi Yolcu yapabilir. Şu an yaşamıyorlar.  Işıklar içinde uyusunlar.