19 Nisan 2024, Cuma
29.03.2024 04:30

Erken final seçimleri

2007-2024 arası birer ikişer yıl arayla 14 kez sandık başına gittik. Ve bu pazar bu çılgın dönemin erken finali var. 2000’li yılların muzaffer ama yorgun siyasetçisi Erdoğan ile İstanbul’u yine kazanırsa geleceği temsil edecek olan İmamoğlu karşı karşıya geliyor. Neden erken final diyorum? Birincisi, eğer Erdoğan kazanırsa en büyük rakibinin sihrini söndüreceğini düşünüyor. İkinci olarak, 2024-2028 dönemi İstanbul’un sonucuna göre şekillenecek. Belki de 2028’e kalmadan yeni bir seçim bizi bekliyor olacak! 


Türkiye’nin uzun yıllardır süren seçim/referandum fırtınasının şimdilik son perdesi bu hafta sonu oynanayacak. Bir anlamda sürekli sandığa gitmekten başı dönmüş ve belki de farklı nedenlerden dolayı usanmış bir toplumun içinde çalkalandığı çılgın bir dönemin finali.

  • 2007 Parlamento seçimleri
  • 2007 Anayasa referandumu
  • 2009 Yerel yönetim seçimleri
  • 2010 Anayasa referandumu
  • 2011 Parlamento seçimleri
  • 2014 Yerel seçimler
  • 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri 
  • 2015 Parlamento seçimleri
  • 2015 Tekrar parlamento seçimleri
  • 2017 Anayasa referandumu
  • 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri
  • 2019 Yerel seçimler
  • 2023 Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri
  • 2024 Yerel seçimler...

Sadece seçimler ve referandumlar mı?

Düşünsenize 2007’den bugüne neler yaşandı: Devlet içindeki iç savaşlar, yargı muharebeleri; dış politikada bir o yana bir bu yana baş döndürücü gelgitler, barış sürecinin başlaması, arkasından darmadağın oluşu, Suriye İç Savaşı, IŞİD, Batıda ve Doğuda şiddetin hiç olmadığı kadar artışı, 15 Eylül darbe teşebbüsü, darbe sonrası rejimin değişimi ve tasfiyeler, uzun bir büyüme (aslında şişme demek daha doğru) sonrasında korkunç bir iktisadi kriz, derin ve yaygın fakirleşme, siyasal sistemin dönüşümü ve ittifaklar siyasetine geçiş… 6 Şubat depremleri, 2023 seçimleri, seçimlerin arkasından muhalefet blokunun dağılması...

Yeni dönemler bitmez!

Ve bu pazar bu çılgın dönemin erken bir finalinde 2000’li yılların muzaffer ama yorgun siyasetçisi Erdoğan ile gelecekte farklı bir Türkiye ihtimalinin kapısını aralayan ve 2019’dan sonra tekrar mağlup edip, İstanbul’u yine kazanırsa geleceği temsil edecek olan Ekrem İmamoğlu karşı karşıya geliyor.

Tabii ki ülkenin diğer şehirlerindeki seçimler de çok önemli. Ama kabul edelim ki, final İstanbul’da oynanıyor.

Çok zor bir maç olacağı kesin

Son birkaç günde bile cumhurbaşkanı’nın İstanbul’u tekrar kazanmak için elinden gelen her şeyi yapacağını ve "şartları" zorlayacağını biliyoruz. Erdoğan’ın İstanbul’da hala yüzde kırklara ulaşan bir desteği var. Hala ona gönülden bağlı yüz binlerce İstanbullu (ve ülke sathına yayılmış milyonlarca yurttaş) mevcut.

İmamoğlu’nun ise İstanbul’da partisinin çok ötesinde bir halk desteği oluşturabildiğini gördük. İstanbul İttifakı adını verdiği bu çok katmanlı ve çok renkli seçmen topluluğu da yüzde kırkları yakalamış belki de aşmış durumda. İmamoğlu’nun Türkiye sathında da büyük bir ilgi ve heyecan uyandırdığı kesin.

Neden erken final diyorum? İki nedenden dolayı. Birincisi, eğer Erdoğan bu seçimden 2019’un rövanşını alarak çıkarsa, aslında en büyük rakibini tasfiye etmese bile, onun sihrini söndüreceğini düşünüyor. Neticede Erdoğan da görüyor ki, İmamoğlu Erdoğan’ın yıllarca kurduğu denklemi bozabilecek olan bir siyasetçi.

İkinci olarak, 2024-2028 dönemi İstanbul’un sonucuna göre şekillenecek. Evet, 2024 seçimleri 2028’in erken bir finali gibi. Belki de 2028’e kalmadan yeni bir seçim fırtınası bizi bekliyor olacak! 

İmamoğlu’nun kurduğu dil

Ben bu satırları yazarken seçime beş gün kalmıştı. Kampanya boyunca İmamoğlu tutarlı ve güçlü bir dil tutturdu. 1 kişiye karşı 16 milyon İstanbullu, sosyal yardımlar, kreşler, yurtlar, anne kart gibi toplumsal altyapı projeleri ile desteklenen “halkçı” belediyecilik, Kanal İstanbul’a ve şehrin yağmalanmasına karşı İstanbul’un muhafızlığı, herkesin şehrin eşit hissedarı olduğu gibi güçlü bir yeni cumhuriyetçilik vurgusuyla birlikte yerelden başlayan bir demokrasi ve kalkınma...

Ama bunların da ötesinde İmamoğlu toplumun tüm kesimlerine hitap eden, onlarla duygusal ilişki kurabilen bir siyasetçi olduğunu bu seçimde iyice gösterdi. Seçim sürecinde, İmamoğlu’nun İstanbul’un Kürtleriyle girdiği diyalog bence çok anlamlıydı. Kürtçe bilmediğini, Türkiye’de konuşulan ikinci yaygın dil olan Kürtçeyi biraz olsun öğrenmeyi bir sorumluluk olarak gördüğünü, kendisinin de bu konuda bir gayret içinde olduğunu söylemesi son dönemin en parlak siyasal açılımlarından biriydi belki de.

Ekrem İmamoğlu’nun ileriye yönelik siyasal macerasının kodları hala netleşmedi. Siyasal yoldaşları hala onun çevresinde bir halka oluşturmuş değil. Ama evet, İmamoğlu çok önemli bir kapıyı aralamak üzere. İçinde demokratik uyanışı besleyen yeni bir gelecek tahayyülünün ve tasarımının kapısı.

Erdoğan yorgun ama hala kuvvetli

İzlediğim kadarı ile Erdoğan-Kurum kampanyası ise savruk ve dağınıktı. Belli ki topluma verecekleri mesaj konusunda AKP çevrelerinin kafaları net değildi. Bir o yana, bir bu yana savruldular. Sürekli pozisyon değiştirdiler. Meseleyi belediye ile mi sınırlı tutsunlar, Türkiye’ye mi yaysınlar, Dem Parti-CHP yakınlaşmasına mı yüklensinler, yoksa Kürt seçmene sıcak gelen şeyler mi söylesinler, adayın bürokrat yönünü mü öne çıkarsınlar, yoksa ona pek de özümsemediği belli olan siyasi mesajlar mı verdirtsinler? Bir türlü tutarlı bir dil oluşturamadılar.

Belki AKP kampanyasının en önemli mesajı şuydu diyebiliriz: Bizi seçin, böylece devleti arkanıza alın. Özellikle deprem ve onunla bağlantılı olarak kentsel dönüşüm söz konusu olunca bu mesaj etkili olabilirdi. Aslında kısmen etkili de oldu. Ama Erdoğan bunu halkı tehdit eder gibi ifade edince, “Devlet gelecek dertler bitecek” argümanı etkisini kaybetmeye başladı. Hatta kampanyaya negatif etki yaptı. Hele kabine İstanbul’a gelip, dükkan dükkan oy isteyince oldukça sevimsiz bir görüntü ortaya çıktı.

Ben siyasal iletişimci falan değilim ama gördüğüm, Erdoğan-Kurum kampanyasının belki AKP tarihinin en zayıf kampanyası olduğu.

Yine de iki kampanya arasındaki kalite ve derinlik farkına rağmen, belli ki hala bıçaksırtı bir seçim var. Burada belli ki Kürt ve Yeniden Refah Partisi’nin oyları seçimin sonucunda etkili olacak.

Kürt hareketi bir kriz mi yaşıyor?

2023 Mayıs seçimlerinden sonra Millet İttifakı dağıldı, muhalefet yeni arayışlar içine girdi. Henüz taşlar yerine oturmuş değil. CHP ile açık ya da kapalı ittifak siyasetine son veren partiler kendine göre farklı "üçüncü yol" iddialarında bulunuyor.

Kürt hareketi de belli ki çok derin bir iç tartışma yaşıyor. Son dönemde Leyla Zana, Ahmet Türk ve Sırrı Sakık gibi siyasetçilerin “Kürt sorununu isterse Erdoğan çözebilir, muhatap odur” benzeri ifadeleri, aslında Kürt hareketi içinde farklı nedenler ve motivasyonlarla rejimle bir diyalog arayışı içinde olan grupları işaret ediyor.

Diğer yandan Selahattin Demirtaş’ın Başak Demirtaş aracılığı ile yaptığı çıkış ise belli ki parti içine yönelik kendi gücünü hatırlatma hamlesi olarak başladı. Demirtaş’ın daha sonra “Muhatap devletin başı olarak Erdoğan’dır” vurgulu müdahalesi ise bekleneceği gibi Zana, Türk ve Sakık’tan çok daha dikkatli ve nüanslıydı. Ama anladığım kadarıyla Demirtaş İstanbul’da Erdoğan’ın İmamoğlu’na karşı kaybetmesinin ya da kazanmasının Kürtler açısından olası sonuçlarını zihninde netleştirmiş değil. (Bu yazı yazıldığında henüz Demirtaş yeni bir açıklama yapmamıştı).

Malum, Kürt hareketi çok katmanlı, çok karmaşık bir siyasal hareket. Siyasal parti kadroları, Diyarbakır merkezli Kürt illeri, batı ve Akdeniz illerindeki Kürtler, çok kuvvetli bir kadın örgütü, diaspora, Silivri, Edirne ve İmralı cezaevleri ve tabii Kuzey Irak ve Suriye. Bugün Kürt sorunu uluslararasılaşmış durumda. Yektan Türkyılmaz’ın geçenlerde belirtiği gibi Erdoğan rejimi uluslararası Kürt sorununu Orta Doğu’da bir diplomatik ve askeri manevra alanına çevirme çabasında.

İstanbul’da Erdoğan rejimine karşı güçlü bir muhalefet hattının oluşması Türkiye’deki demokrasinin hayatta kalması için çok önemli. Kürt hareketinin bu hattı önemsememesi Kürt hareketinin Türkiye’de ortak bir demokrasi ve eşitlik mücadelesi fikri yerine denklemi “Kürtler ve rejim” olarak kurması anlamına gelir. Eğer süreç o yöne doğru evrilir ise Kürt halkının, özellikle batı illerinde yaşayan Kürtlerin, bu yeni denklemi kabul edip etmeyeceğini, etmezlerse bunun siyasal tezahürlerini zaman gösterecek. 

Yeni İslamcılık

Yeniden Refah Partisi çok ilginç bir sıçrama yaptı. AKP’den, daha çok alt sınıflardan ve belki küçük esnaftan ciddi bir seçmen tabanını kendine çekiyor. Bir tür İslamcı İşçi-Esnaf Partisi gibi. YRP’nin sınıfsal yapısı hakkında Evrensel gazetesinde Ekinsu Devrim Danış’ın 26 Mart’ta çıkan “Yeniden Refah neyi ters yüz ediyor” yazısını tavsiye ederim. 

Belli ki YRP’nin alt sınıfları, sağ eğilimli emekçileri ve küçük esnafı AKP’nin tabanından çalabilecek bir yeteneği var. Fatih Erbakan hiç de amatör bir siyasetçi gibi değil. Parti ilk kurulduğunda aşı karşıtlığı gibi dikkat çeken sağ popülist bir kampanya ile kendini fark ettirdi. Bu yönüyle göçmen karşıtlığını merkeze alan Zafer Partisi ile kuzen sayılırlar.

Ama şimdi gelinen noktada sosyal, ekonomik ve dış politika sahasında daha ciddi formüle edilmiş eleştiriler ile AKP’ye diklenen bir YRP var. YRP’nin önünün çok açık olduğu belli. Hele İstanbul’u tekrar kaybetmiş Erdoğan’a karşı...

YRP’nin ideolojik dönüşümünü ilgiyle izlemek gerekir diye düşünüyorum. TKP’nin en güçlü adayının Kadiköy’de “şov” yaptığı ya da TİP’in Hatay’da CHP’nin adayına bunca laf edip, popülist bir aday gösterip, bir skandaldan sonra adayı geri çekmek zorunda kaldığı bir ortamda, sosyalist solun YRP’nin sınıfsal kompozisyonu üzerine düşünmesi gerekiyor.

1 Nisan ve sonrası

Seçim sonuçları nasıl olursa olsun Türkiye’yi çok ilginç ve hareketli bir dönem bekliyor. Ekonomik buhrandan kolay çıkılmayacak. O belli. Ama her halükârda siyaset alanında çok hareketlenme olacak. Rejim içinde bir grubun, rejimin dönüşü olmayan bir yola girmesi, katılaşması, muhalefetin peyderpey tasfiye edilmesi gerektiğini düşündüğü kesin. Ama rejimin diğer bileşenlerinin belli ki bu konularda zihinleri net değil. Rejimin odağındaki ciddi bir çevre böyle bir zorlamanın ortaya çıkaracağı durumun kimsenin faydasına olmayacağını ve kendileri dahil herkes için çok büyük riskler taşıdığını düşünüyor olabilir.

Göreceğiz. Ben zor, çok zor, ama tarihi kazanımlarla içinden çıkma ihtimalimiz olan bir dönemin kapısının aralandığını düşünmeye başladım.

İyi seçimler!