14 Ağustos 2022, Pazar
06.08.2021 04:30

“Tek rakibim var, o da kendim”

1999 yılında İstanbul’da doğdu. Henüz üç yaşındayken yay çekmeye, beş yaşındayken ok atmaya başladı.  Sırt kaslarının güçlenmesi için yüzme, sağ sol el koordinasyonunu sağlamak için basketbol, bakış ve odaklanma becerisi için resim, beyninin her iki bölümünü de kullanabilmek için piyano eğitimi aldı.  Henüz 13 yaşındayken Türkiye şampiyonu, 14 yaşındayken Dünya Gençler Şampiyonası’nda dünya ikincisi oldu. 16 yaşındayken Rio Olimpiyatları’na katıldı. Elendi ama Tokyo Olimpiyatları için tüm Türkiye’ye altın madalya sözü verdi. Ve o sözü tuttu.  Bu hafta İstanbul’dayız. Konuğumuz Tokyo’dan gelerek, ayağının tozuyla röportaj teklifimimizi kabul eden, olimpiyatlar tarihinde Türkiye’ye 40’ıncı altın madalyayı kazandıran Mete Gazoz. Sporcumuzla başarıya uzanan yolculuğunu konuştuk. Öncelikle tebrikler Mete! Tüm Türkiye’yi zor günlerde sevince boğdun. Sen neler hissediyorsun? Tarif etmek çok zor. 16 yaşında tüm ülkeye bir söz vermiştim, beş sene sonra verdiğim sözü tutmanın mutluluğunu yaşıyorum. Üç yaşında çıktığım bir yolculuk, kendimi bildim bileli kurduğum bir hayal... Emeklerimin ve fedakarlığımın karşılığını alacağımdan hiçbir zaman şüphe duymadım. Beni tanıyan kimse şüphe duymadı. Bir sporcu kariyerinin en büyük sınavına çıkarken başka ne ister ki? Madalyayı alacağıma inanan öyle çok insan vardı ki… Bu da en az madalya kazanmak kadar değerli. Birçok şampiyonluğun var ama Olimpiyatlar’da altın madalya kazanmak bir başka değil mi? Dünya şampiyonluklarım, rekorlarım var ama bu çok başka bir duygu. Olimpiyatlarda altın madalya kazanmak “Ben dünyanın en iyi okçusuyum” hissiyatından daha çok dünyaya “Benim ülkem okçuluk ülkesi” diye haykırmak bir anlamda. Umarım nice branşlarda benzer başarılar elde ederiz, çünkü ülkemiz birçok spor branşı için bir cennet.  Eline ilk oku aldığın anı hatırlıyor musun? Henüz üç yaşında olduğum için hatırladığımı söylersem yalan olur. 5-6 yaşlarından itibaren hatırlıyorum sanırım. Babam da beni hiç yormadan, sıkmadan, asla baskı yapmadan okçuluğu bir oyun olarak soktu hayatıma, en sevdiğim oyundu!

Antrenörü Göktuğ Ergin, Mete ve Yasemin’i gözyaşlarıyla karşıladı.
Antrenörü Göktuğ Ergin, Mete ve Yasemin’i gözyaşlarıyla karşıladı.
Tam da “Ok senin oyuncağın olmuş” diyecektim. Küçükken arkadaşlarına öğretmeye çalışır mıydın? Hiç kaza yaptın mı?  Daha önce hiç kaza yaşamadım. Hatta daha altıncı sınıftayken bütün okul arkadaşlarıma ok attırmışlığım var, benim kontrolümde tabii. Her sporun bir öğretiliş ve uygulama şekli var. Bunlara sadık kalırsanız herhangi bir sorun olmaz. Küçük çocukları doğru hocalara teslim edin, eline güvenle ok verin. Peki, üç yaş herhangi bir spora başlamak için çok erken değil mi? Bu alanda başarılı bir sporcu ve antrenör olan baban, oğlunun bu oyunu bir mesleğe dönüştürmesini kafasına koymuş diyebilir miyiz? “Erken kalkan, erken yol alır” diye düşünmüş olabilir. Ama babam sırf kendi kafasına koydu diye bir çocuğun herhangi bir spor dalında başarılı olamayacağını bilecek kadar iyi bir eğitimcidir ve bu işin sevilmeden yapılmayacağını bilir. Babam, bende o enerjiyi, tutkuyu görmese yetenekli bile olsam asla ısrarcı olmazdı.
Mete, takım arkadaşı Yasemin Ecem Anagöz, antrenörü Göktuğ Ergin ve takım psikoloğu Cem Doğuhan Gizep ile Tokyo seyahati öncesi.
Mete, takım arkadaşı Yasemin Ecem Anagöz, antrenörü Göktuğ Ergin ve takım psikoloğu Cem Doğuhan Gizep ile Tokyo seyahati öncesi.
Annen de okçuluk kulübü başkanı. O da seni bu yolculukta çok destekledi değil mi? Tabii ki, annem ve kardeşimin de başarımda payı büyük. Babam sportif açıdan kendimi geliştirmeme odaklanırken, annem de kişisel gelişimime destek oldu. Her şey bir yana bir sporcuya en çok söylenen şey ‘Ne kadar mutlu bir çocuk!’ ise bunda ailesinin payı büyüktür.  Başarıya ulaşmak için küçük yaştan itibaren aldığın eğitim çok konuşuldu. Yüzme, resim, satranç, basketbol, piyano. Bir de senden dinleyebilir miyiz? Okçulukta duruşun, kuvveti geriye doğru kullanmanın çok büyük önemi var. Bu sebeple sırt kaslarımın gelişmesi için babamın yönlendirmesiyle ilk önce yüzme kursuna gittim. Okçulukta en önemli kriterlerden biri olan el koordinasyonumun gelişimi için basketbol kursuna gittim ve ardından da bakmak ve görmenin farkını ayırabilmek için resim dersleri aldım. Beynimin hem sağ hem de sol bölgesini aynı anda geliştirebilmek için piyano dersleri de aldım.  Zorlandın mı küçük yaşlardan itibaren birçok farklı spor ve sanat dalına odaklanırken. Benim için en zorlayıcı olanın piyano çalmak olduğunu söyleyebilirim. Ancak, her birini severek yaptım. Hayallerime ulaşmama katkı sağlayacağına inanıyordum. Zaten bana inanmadığım bir şeyi asla yaptıramazsınız. Baban iyi bir antrenör olarak böyle bir eğitim modeline mi inanıyordu? Babam da her baba gibi çocuğunun en iyi eğitimi alarak, en iyi yere gelmesini istiyordu. Bu nedenle çok fazla araştırma yaptı, sonuçları değerlendirdi. Bu doğrultuda beni geliştirebilmek için önce kendi bilgi birikimini arttırdı, kendisini geliştirdi. Sadece beni değil, camiada yüzlerce sporcuyu yetiştirdi.
Mete, okçulukta olimpiyat altını kazanan ilk sporcumuz.
Mete, okçulukta olimpiyat altını kazanan ilk sporcumuz.
Çocukluğunu yaşayamadığını hissettin mi? Böyle bir başarı ne tür fedakarlıklar gerektiriyor? Hiç hissetmedim. En ufak bir mutsuzluk, bıkkınlık hissetsem bırakırdım. İnsan kendini mutlu hissetmediği bir şeyin içinde başarılı olamaz ki zaten… Elbette bu düzeydeki her sporcunun yaptığı fedakarlıkları ben de yaptım; ailemden aylarca uzak kaldım, hayatımın çok büyük bir kısmını antrenman yaparak geçirdim. Öte yandan birçok insanın hayalini kurduğu şeyleri de yaşadım; dünyanın birçok ülkesini ziyaret etme ve oradaki kültürleri, insanları tanıma fırsatım oldu. Çok genç yaşlarda tarihi başarılar kazandım, insanların sevgi ve saygısını elde ettim. Benden sonraki nesillere ilham verdim, cesaretlendirdim. Ve bu yolun tamamını gülümseyerek yürüdüm. Ne güzel! Milli takıma seçildiğinde 14 yaşındaydın. O günden beri aynı antrenör ile çalışıyorsun. Bu başarıda payı büyük olan Göktuğ (Ergin) Hoca’yı senden dinlemek isteriz. Yasemin ve ben onun elinde büyüdük diyebilirim. Elde ettiğimiz tüm başarılarda, kazandığımız madalyalarda, kırdığımız rekorlarda ve Türk okçuluğunun dünyada bu noktaya gelmesinde Göktuğ Hoca’nın çok büyük bir payı var. 14 yaşında Milli Takım’a seçildiğimiz ilk günden beri bize yeterlilik, bağımsızlık, öz güven, disiplin ve takım ruhu kazandırmak için var gücüyle çalıştı. Biz ailemizden çok onu görerek büyüdük, bize antrenör, baba, abi, dost her şey oldu. Birlikte hayal kurduk, birlikte gerçekleştirdik. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az. Göktuğ Hoca ön plana çıkmayı sevmez ama bu soru sayesinde onu biraz ön plana itmiş olayım.  Okçuluk kadın ve erkek sporcuların birlikte ve birbirine karşı yarışabildiği çok özel bir spor. Yasemin Ecem Anagöz gibi bir kadın sporcu ile birlikte büyümek, takım olmayı öğrenmek sana neler kattı? Yasemin benim vazgeçilmezlerimdendir, birlikte büyüdük biz. Beni onun kadar, onu da benim kadar iyi tanıyan yoktur. Konuşmadan anlaşırız. Birbirimizle uğraşmayı çok severiz. Sırdaşımdır. Çok olgun, çok aklı başında bir insan Yasemin. Akıllı ve güçlüdür, çok da iyi kalplidir. Birbirimizi hep yukarı çektik, geliştirdik. Sadece sportif açıdan değil, her açıdan. Bazen fark edemediğim bir sürü noktayı görmemde, farklılıklara saygı duymamda ve açıkçası daha iyi bir insan olmamda rolü çok büyük. Bir röportajında -ki epey küçüksün orada- sana “rakibin kim?” diye soruyorlar. “Rakip yok. Tek rakibim var, kendim” diyorsun. Hep böyle mi hazırlanırsın yarışlara? Kendinden başka kimseyle yarışmazsan, ne stresin, ne telaşın, ne de bahanen oluyor. Bu kimseyi ciddiye almamak değil, kendini yeterince ciddiye almak Olimpiyat finallerinde de çok sakin gözüküyordun. Dediğim gibi, ben sadece kendime odaklanıyorum. Kendime güveniyorum, yaptığım işten zevk alıyorum. O an orada olmaktan keyif alıyorum, kendimi şanslı hissediyorum. Bu kadar rahat olmam da rakiplerimi daha çok strese sokuyor. Bence oldukça basit bir formül.
Mete ve Yasemin, kadın erkek karışık takımda aldıkları galibiyeti antrenörleri Göktuğ Ergin ile kutluyor.
Mete ve Yasemin, kadın erkek karışık takımda aldıkları galibiyeti antrenörleri Göktuğ Ergin ile kutluyor.
Okçuluk aslında ata sporlarımız arasında ama Türkiye’nin şimdiye kadar hiç olimpik başarısı yok. Bunu neye bağlıyorsun? Uluslar arası turnuvalarda önemli başarıları ve rekorları olan bir ülkeyiz. Olimpiyat başarısı da uzun yıllardır verilen emeklerin, planlamaların, yatırımların sonucunda geldi. Başta bakanlığımız olmak üzere, federasyonumuzun tüm kadroları müthiş bir yatırım yapıyor okçuluğa. İmkanlarımız çok iyi. Spor Bakanımız olimpiyatlardan 10 gün önce sürpriz bir şekilde Antalya kampımıza ziyarete geldi. Tüm branşlara çok önem veriyor, bizzat ilgileniyor. Bu gelen, tesadüfi bir başarı değil. Sence başarın, Türkiye’deki okçuluk sporunu ve genç okçuları nasıl etkileyecek? Madalya kazandığım günden beri müthiş bir ilgi var. Çocuklardan benim gibi okçu olmak istedikleriyle, ebeveynlerden de çocuklarını okçuluğa gönderecekleriyle ilgili bir sürü mesaj aldım. Bu soru için bir sene sonra tekrar konuşalım derim.