14 Ağustos 2022, Pazar
13.08.2021 04:30

Yanmış, kurumuş ağacın içindeki hayatı göremiyoruz. Halbuki sesi bile var

Son yıllarda yapılan araştırmalar gösterdi ki ağaçlar aralarında besin alışverişi yapabiliyor, birbirlerini tehlikelere karşı uyarabiliyor ve genç ağaçların hayata sağlıklı başlayabilmeleri için onları destekliyor.  Bu haftaki konuğumuz özel aygıtlar ile bu mesajları sese dönüştüren, dil ve ses üzerine olan çalışmalarını Türkiye ve Kanada’da sürdüren, Alberta Üniversitesi doktora öğrencisi, Adalar’da ses verisi toplayan sesol.org’un kurucusu İpek Oskay. Yanan alanlarda hayatın devam ettiğini çalışmaları ile kanıtlayan Oskay ile ağaçların nasıl iletişim kurduğunu, bu iletişimi nasıl sese çevirdiğini, sesle doğayı nasıl tedavi edebileceğimizi ve doğru bilinen yanlışları konuştuk. Ağaçların aralarında iletişim kurduğunu kanıtlayan Susan Simard’ın araştırmasıyla başlamak isterim. British Columbia Üniversitesi profesörü Simard’ın 20 yıl süren ve Mayıs 2021’de yayınlanan araştırması özetle toprak altında bitkilerin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan koca bir simbiyotik ağ olduğunu söylüyor. Mikorizal ağ adı verilen sarı mantarın ince iplikleri bir nevi yer altı network’ü işlevi görüyor. Toprak altına giderek su ve besin bularak ağaçların köklerine taşıyor, yanındaki ağaç besinsiz kalıyorsa ona besin yolluyor, bir böcek saldırısı altındaysa komşularına “kendinizi koruyun” mesajı veriyor, komşusu olan ağaç hasta ise, ona gerekli besinleri yollayarak tedavi ediyor, yavru ağaçlara DNA reaksiyonu yaratarak çocuk gibi bakıyor.  Ve bu araştırma orman yangınlarıyla da ilgili çok önemli bir mesaj veriyor.
Çalışmalarını Kanada ve Türkiye’de sürdüren İpek Oskay, özel cihazlarla ormanlarda ağaçlar arasındaki iletişimi ses dalgalarına çevirerek kaydediyor. İpek Oskay, yanan alanlarda bile hayatın devam ettiğini, bu nedenle yanmış ağaç köklerinin sökülmemesi gerektiğini söylüyor.
Çalışmalarını Kanada ve Türkiye’de sürdüren İpek Oskay, özel cihazlarla ormanlarda ağaçlar arasındaki iletişimi ses dalgalarına çevirerek kaydediyor. İpek Oskay, yanan alanlarda bile hayatın devam ettiğini, bu nedenle yanmış ağaç köklerinin sökülmemesi gerektiğini söylüyor.
Ne diyor? Yaşlı ağaçların (Anne Ağaç) kesinlikle kesilmemesini, bu ağaçların dev kök ağları nedeniyle yangın sırasında ormanı soğutmakta çok önemli bir işlevleri olduğunu ve tüm ormana yer altından “Yangın Var” bilgisini yaydığını söylüyor. Bu ağaçları büyük gövdeleri nedeniyle endüstriyel amaçla kesmek, ormanlık alanları karbon tutulumu yapacakken, karbon üreten yerler haline getiriyor ve bu da yangınların önünü açıyor. Kesilecekse daha önce kesim yapılmış, sonradan dikilen ağaçların kesilmesinin daha doğru olduğunu söylüyor. Görünen ve gerçek farklıymış. Normalde yaşlı ağacın ömrünün tamamlamakta olduğunu düşünüp, genç ağaca şans vermek isteriz.  Ağaçlar da gün gelince ölüyorlar. Ölürken tüm karbonlarını, bilgilerini yavaş yavaş yavru ağaçlara aktarıyorlar. Bu nedenle yaşam döngüsünü tamamlamadan, “ölüyor” diye bir ağacı kesmek çok yanlış. Görüntü ile ilgili dediğiniz durum kent soylulukla alakalı. Ağacı ve ormanı yeşilden ibaret görüyoruz. Yaprakları dökülmüş ağaçları “kurudu” diye kesiyoruz. Halbuki çalılar, kuru yapraklar böceğinden ağacına biyosistemi besliyor, biyoçeşitlilik ve ormanlar için hayati olan karbon tutulumunu sağlıyor. Yanmış ağaç da görmeye tahammülümüz yok. Hayat gördüğümüzden ibaret değil. Bunu Alberta’da bir proje için birlikte dört yıl çalıştığım, endüstriden zarar gördükleri için ormanlarını korumaya çalışan yerli Bigstone Cree Halkı’ndan öğrendim. Doğal yolla ölen bir hayvanın toprağa kattığı değeri biliyorlar. Ölüm sadece yok olma anlamına gelmiyor. Bizim ise yanmış, kurumuş ağaç sinirimizi bozuyor, içindeki hayatı göremiyoruz. Hemen söküp yerine yenisini dikmek istiyoruz.  Bunu kanıtlamak için yaptığınız çalışmadan bahseder misiniz? 2019’da, Kumbaros’ta, Midi Sprout adlı aletin yardımıyla yanmış bir ağacın yanında filizlenen bir meşenin yapraklarına sensörler yerleştirdim. Yüzeyindeki elektriksel gerilim datasını bir ses yazılımı sayesinde seçtiğim bir müzik aletini çalabilmek için kullandım. Üç farklı kayıt yaptım. İlkinde yanmış meşeden uzun aralıklı ama sürekliliği olan sesler duyduk. İkinci yanmış meşeden ses alamasam da, yanında filizlenen yavrusundan aldım. Hatta gürültüye, çevreden geçen kamyon sesine verdiği tepkiyi dahi duydum. O yavruya yaşam veren, kendini koruyamasa da köklerini korumayı başarabilmiş yanmış meşe. Sökünce yeşerecek yavrusunu da öldürmüş oluyorsunuz.  “Hemen fidan dikmek lazım” diyenlere bu şekilde cevap vermiş oldunuz. 2019’daki Burgazada yangınından sonra ciddi bir duygusal tepki vardı, lafla anlatmaya çalışmak zordu.  Bugün “Fidan dikilmemesi için uyarmıştık.” diyen birçok aktivist, o gün fidan dikimini desteklemişti. Ben yangından iki ay sonra durumu bu çalışmayla izah etmek istedim. O zaman pek dikkat çekmedi. Şimdi şimdi konu anlaşılıyor. Halbuki bunlar yeni bilgiler değil.  Sesol.org’u kurarken amacınız neydi? Bir sosyolog olarak derdim, “Toplumsal” dediğimiz birimin içine dili olmayan varlıkları da ekleyebilmek. Bir kentin planlaması cansız varlıklar, insan dışı canlı varlıklar, yerleşik olmayanlar, göçebe canlılar da dahil edilerek yapılmalı. Mesela Adalar için sosyal kent planı yaparken oraya coğrafyaya uygun olmayan bitki dikerseniz, oranın göç yolu üzerinde olduğunu planlamazsanız, denize beton set çekerseniz, işin içine ormanı katmazsanız yanlış kent planı yapmış olursunuz. Işık ve ses kirliliği maalesef türlerin kaybolmasına, iklim krizine, yangınlara yol açıyor. Halbuki duymak için kulak, ortak mekanda hak talep etmek için dille iletişim kurmak gerekmiyor. Dili olmayan varlıklara ses olarak, söz hakkı vermek istedim.  Sese dönüşen varlıklar size bir şey diyor mu? Ne dediklerini anlamak elinizdeki aletin kapasitesi ile ilgili ve çok detaylı data toplanması gereken başka araştırmaların konusu. Purdue Üniversitesi’nde bu çalışmalar yapılarak iklim krizinin türleri nasıl değiştirdiğini sesle anlamaya çalışıyorlar. Ben şu aşamada ses kayıtlarıyla orada bizimle ve birbirleriyle ilişkili hayatlar olduğuna işaret ediyorum, sonra da bu kayıtları sesol.org’da yok olmakta olan türleri korumak adına arşivliyorum. Ses ekle, kısmıyla herkes bu arşive katkıda bulunabilir. Bu arşiv afetlerde zarar görmüş alanların yeniden eski çeşitliliğine kavuşması amacıyla da kullanılabilir. Nasıl? 2015’de Avusturalya’da hortumlar nedeniyle yıpranan mercanlar üzerine yapılan bir çalışma var. Bozulmuş mercan alanlarına artık balıklar uğramadığı için, ultrasonik ses kayıt cihazlarıyla kaydedilmiş sağlıklı su altı ortamlarının seslerini özel hoparlörlerle bu bölgelerde yayımlıyorlar.Bu kayıtlar balıkları tekrar bu bozulmuş alanlara çekiyor. Ve gelen balıklar mercanları temizleyip iyileştiriyorlar. Türkiye’de bu alanda yapılan pek bir çalışma yok. Benzer bir bilimsel çalışma yangın alanları için de yapılabilir. Açıklar mısınız?  Sağlıklı ormanlardaki ses kaydı, yanan ormanlara götürülerek restorasyon tetiklenmeye çalışılabilir. Mesela ormanda olması gereken kuş, böcek türlerinin sesini oraya götürdüğünüzde, kuşlar ve böcekler çağrıya kulak verip gelebilirler. Tabii tüm bunları yapabilmek için fon lazım, ekipman lazım, boyoakustik ses kayıt cihazları, ultrasonik hidrofonlar lazım, data lazım. Kanada’da ekipmanlara erişimim olduğu için bunları yapabiliyordum. Burada da yapmak isterim.  Adalar’da çalışıyorsunuz. Orada yangın riski ne? Orman Müdürlüğü ile yakın zamanda yaptığım görüşmede Adalar’da olabilecek bir yangının rüzgarın da etkisiyle çevre adalara birkaç saat içinde yayılabileceğini söylüyor. Maalesef bir tahliye planı da yok. Bu nedenle Orman Müdürlüğü Adalar’da budama yaptı. Yine bizim kent soylu ada sakinlerimiz, bazı adalıların ve benim “yangın önlemi” olduğunu söylememize rağmen “Beton yol için ağaç kıyımı” diye itiraz ettiler. Canlı bütünlüğü olmayan ada ormanlarında budama yapmak zorundasınız. Ada ormanlarından atların çıkarılması da benzer felakete yol açmak üzere. Aslında o atların işlevini sadece faytondan ibaret olarak görenler çıkartılmasını istediler. Açıklar mısınız? Bir ormanın keçisi, geyiği, domuzu, tavşanı olur. Bizim Adalar’da kirpi dışında otobur canlı yok. Gürültü nedeniyle böcekle yemişle beslenen ötücü kuş çeşitliliği azaldı, bülbüllerin yuvalama alanları tehdit altında, bu nedenle sineklerle baş etmek zorunda kalıyoruz. Daha da tehlikelisi Adalar’a Amerikan kelebeği denen bir güve türü dadandı. Atlar da çekilince kirpi dışında tek egemen otobur tür de eksilmiş oldu. 2000’e yakın atın yaptığı temizleme, havalandırma, gübreleme -günde 1 kamyona yakın gübre demek bu- ve budama insan eliyle yapılabilecek işler değil. Ada ormanlarına acilen otobur türlerin, hiç olmazsa keçilerin salınması lazım. Bir sıkıntı da bizim insanımızın iyi bir şey yaptığını zannedip yaban hayvanlarını beslemeye çalışması.  Bu nedenle hayvanlar doğadaki işlevlerini yerine getiremiyorlar.  Planlamadan bitki dikmekten de bahsettiniz. Evet. Adalar’daki yaygın mimozalar sonradan uyum sağlamış bir tür ve yoğun toprak havalandırmasına ihtiyaç duyan azot oburları. Atları adadan  çıkarmak bu türleri de tehdit ediyor. Gübre olmadığı zaman topraktaki azota yüklenip, ya zamanla kendini yok edecek, ya da o azot için rekabet eden diğer türleri öldürecek. Genel olarak ne yapmak gerek peki? Gündelik hayatımızı yaşarken kullandığımız araçların, yaşam alanlarına zarar verdiğini unutmamalıyız. Avokado talebi arttıkça, avokado ağaçlarına yer açmak için ormanlar kesiliyor, endüstriyel palmiye yağı için palmiye ağaçları tüketiliyor, bir kadeh şarabın üretilmesinde kullanılan kimyasallar, 52 litre suyu kirletiyor. Saymakla bitmez.  Başka? “Bir an önce fidan dikilmesi lazım” diyen, yangın için yapılan budamayı “kıyım” olarak adlandıran, ormana baktığında sadece yeşil gören kamu vicdanının rahatlatılması adına yapılan yanlışlara karşı mücadele ediyoruz. İktidarla olan ilişkideki ciddi güvensizliğin de bunda payı var. Ama acıdır ki bizdeki aktivizim artık bilgiye değil, ani reaksiyona dayanıyor. Duyarlı olmak, araştırmadan spekülasyon yapmak değil. Okumak, bilgilenmek, bilime güvenmek tek çare. Ülke koşullarına göre hareket etmek zorunda kalan uzmanlar iki kötü arasından seçim yapmak zorunda kalıyoruz. Nasıl? Orman Müdürü bana “Buraya fidan dikmezsek hemen imara açılır” diyorsa, ormanı beton yapmakla, kökleri canlı ağaçları sökmek arasında kalıyoruz. Feryat etmeden hak savunuculuğunu öğrenirsek, gerçekten iş yapan insanlara yardımcı oluruz.