03 Ekim 2022, Pazartesi
09.04.2021 06:00

Bu projeye destek ol, en Egeli kayıkla seyre çık

Antropolog/arkeolog Timuçin Binder “Kayık 1934” adını verdiği, Ege’nin tıpkı 90 yıl öncekiler gibi motorsuz, sakoleva armalı bir tırhandilini yapıyor. Bu projesinin pek çok sebebi var, ama biri de onu sizlerle paylaşmak. Doğacı, denizci, etik insanlara bir kaçış alanı yaratmak, gençlere ilham olmak

Oksijen’in yayın hayatına başladığı üç aydır sizinle burada, Bodrum sayfasında buluşuyoruz ve hala denizcilikten konuşmamışız. Ama şimdi telafi edeceğiz. Hem de bunu öyle sıradışı biriyle yapacağız ki, kendinizi bir anda sakoleva armalı bir tırhandilde “Aganta Burina Burinata” diye bağırırken hayal etmeye başlayabilirsiniz. Timuçin Binder 56 yaşında. Bodrumlu. Giritli değil, ama Giritli göçmenlerin yaşadığı Kumbahçe’de büyüdü. Denizciliğe başlama yaşı 7. Babası Cihat Kurutaş denizci, ama işin asıl güzel tarafı annesi de denizci. İstanbullu bir uzak yol kaptanının kızı olan Aysun Kurutaş, Türkiye’nin (hatta Yunanlı bir liman başkanının verdiği bilgiye göre Ege’nin) ilk profesyonel kaptanlık ehliyeti almış kadını. Ailecek birlikte 25-30 yıl Bodrum-Kaş arasında, mavi yolculuğun hala mavi olduğu yıllarda yelkenli tekneleriyle denizcilik yaptılar. Ama Timuçin Binder bu denizcilik hayatına bir de çarpıcı bir akademik kariyer ekledi. 17 yaşında Amerika’ya gidip ünlü Purdue Üniversitesi’nde tıp öncesi eğitim amaçlı iki yıl biyoloji okudu. Sonra fikir değiştirip aynı üniversitede üç buçuk yıl makine mühendisliği eğitimi aldı, ancak son dönem yurda dönmesi gerekti. Tekrar okul hayatına devam edeceği zaman bu kez Berkeley Üniversitesi’ndeydi. Eş zamanlı olarak hem San Francisco sokaklarında taksi şoförlüğü yaptı, hem arkeoloji hem de antropoloji okuyup mezun oldu. Çatalhöyük kazısına katıldı. Çocukluğundan beri merakı olan dağlarda ve doğada zaman geçirmelerine antropolog gözüyle devam etti. Derken bir gün bir arkadaşı “gulet bir gövde adı mıdır yoksa bir arma adı mı” diye sorduğunda kafası takıldı. Araştırmaya başladı ve o tarihten sonra tamamen denizcilik araştırmalarına yöneldi. Bu arada soyadı neden farklı diye siz de merak ederseniz, Timuçin Binder’in soyadını aldığı babası Amerikalı. Ama o da, babası Alman annesi İtalyan olan bir Amerikalı. Yani son derece renkli bir özgeçmiş var karşımızda ancak bir özet yap derseniz “Timuçin Binder bir Arşipellidir.”

Bodrum Denizcilik Müzesi’nde, Yarımada’nın en meşhur ikinci kuşak tekne ustalarından Ali Kemal Denizaslanı’nın yaptığı sakoleva armalı tırhandil maketlerinin önünde <b><span class=(Fotoğraf: Alpay Kars)">
Bodrum Denizcilik Müzesi’nde, Yarımada’nın en meşhur ikinci kuşak tekne ustalarından Ali Kemal Denizaslanı’nın yaptığı sakoleva armalı tırhandil maketlerinin önünde (Fotoğraf: Alpay Kars)
-“Kayık 1934” projesinin aynı anda birçok amacı var, ama ilk çıkış noktası hangisi? Benim ilgi alanım geleneksel denizcilik ve özellikle yelken armaları.  Araştırdığım dönem de erken modern çağın belli bir dönemi. Yani 1700’lerden 1900’lerin hemen başına kadar olan dönem. O dönem Ege’de denizciliği nasıl yapıyorlarmış, armaları nasıl kullanıyorlarmış; bunları çözebilmek için aynı o günlerdeki gibi bir kayık yapmamız lazım dedim. Çünkü bu konuları masa başında çalışırken bazen insan sıkışıyor. “Bunu nasıl yapıyorlarmış acaba” diyorsunuz, gidip soracak kimse yok. Okuyacak  kaynak yok. Öyle bir yelkenli yok. Oysa o dönemlerdeki kayığın aynısı olsa çıkar kendim test ederim. İlk çıkış noktası bu.  -Motor koymamanızın nedeni de bu mu? E tabii çünkü motor denizcinin kafasını hemen değiştirir. İçeride bir motor varsa her zaman ona güvenirsin. En ufak bir şeyde marşa basarsın. Oysa ben bir sorun olduğunda eski denizciler nasıl başa çıktılarsa, buna korku, endişe dahil, aynısını yaşayalım istiyorum. -Laboratuvar gibi? Evet, bir tür “laboratuvar kayık”. Bazı şeyleri nasıl icat ettiklerini ancak öyle anlayacağım. Çünkü denizde onların sorunlarını ben de yaşayacağım ve o zaman benzer çözümleri ben de üreteceğim. -Sağ kalacaksınız, ama değil mi? Yok sağ kalırım, iyiyimdir deniz konusunda. Motorsuz daha büyük kayıkları bile uzun yolda götürmüşlüğüm oldu. -Başka denizlerde böyle deneysel araştırma yapanlar var mı? Amatörler de var, arkeologlar da var. Özellikle arkeologlar replika tekneler inşa edip antik çağ dönemine ilişkin denemeler yapıyorlar. Ama şu ana kadar Ege’de 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başını motorsuz bir yelkenliyle deneyerek araştıran birini duymadım. -Peki çıkış noktası “laboratuvar kayık” olması, ama siz bu aracın aynı zamanda bir “anıt kayık” olmasını da istiyorsunuz? Aslında anıt kayık meselesi bir yan ürün gibi çıktı ortaya, ama şu an en çok ilgiyi o çekiyor. O da nereden çıktı; madem 80-90 yıl öncesinin kayığını canlandıracağım, bari bu bir anıt kayık olsun dedim. Yani sadece teknik açıdan kayığın armasını, gövdesini eskiye benzetmekle kalmayalım mesela üzerine hiç kamara da yapmayalım. Krom kullanmayalım, sırf kendir halatlar olsun, makaralar ahşaptan yapılsın. Mümkünse yelkeni eski kumaştan yapalım. Boyasında vernik bile kullanmayacağız. Tamamen boya olacak, çünkü eskiden öyleymiş. -Üçüncü hedefiniz “doğal denizcilik” yapmak; denizcilikte doğal olanla olmayanın çizgisini nereden çekiyorsunuz?  Bir kere özellikle makinesiz, sadece yelkenliyle yapılan denizcilik en doğal denizciliktir, çünkü doğaya bağlıdır, onu anlamaya, onunla uzlaşmaya dayanır. İnsanı doğayla ve doğalla en doğrudan şekilde ilişkiye sokar. Üstelik bunu yaparken sadece doğayla değil kendinizin de en doğal haliyle buluşursunuz. Kendinizi hisseder, düşünür, sorgularsınız. Ama tatil ve amatör denizcilik bu durumu çok değiştirdi. Denizcilik yapmak çok modern oldu. Artık çevreci falan da değil. Çok tüketime ve gösterişe dönük. Kimisinin içinde jakuzi var. Tekneler çok yüksek, denizi hissetmiyorlar. Oysa doğal denizcilikte işin içine zihniniz dahil kendi bedeninizi katıyorsunuz ve bir anda bir sürü şey yaptığınızı görüyorsunuz. Şimdi çoğu yeni amatör denizciye sorsanız “O işleri ben nasıl yapabilirim” diyorlar. Yapabilirsin, eskiden yapıyorlardı. Ben yapıyorum. Mesela GPS’le gidiyor çoğu, düğmeye bastı mı rotasını buluyor, seyrede seyrede gidiyor. Öbür türlü olsa kafasını kullanmak zorunda kalacak. Rota çizecek, ikide bir dışarı çıkıp havaya bakacak, fenerleri, burunları tanımaya başlayacak. Yılda sadece 15 gün denize çıkanlar bile teknelerine oto pilot alıyorlar. Evet o sayede giderken kahveni biranı içersin, ama o yaptığının adı denizcilik değil. -Denizin üzerinde gitmekle denizci olmak farkı mı? Evet, tekne sahiplerinin çoğu aslında sadece denizin üzerinde gidiyorlar. Motor yatlar zaten iyice deniz arabaları oldu.  -Sizinki ise arabadan inip yürümeye başlamak gibi? Veya köye gidip kendi evini yapmak gibi. Bahçeni kendin ekip biçmek gibi. Dışarıdan alıp yemek yerine evde kendin pişirmek gibi. Bunun en önemli faydası şu bence: Bu hayatımızın bize verdiği gerilimler, stresler, yükler… Bunların bir sebebinin de kendimizden ve doğadan uzaklaşmak olduğunu düşünüyorum. Yaptığımız işlere kendimizi ne kadar daha fazla katarsak o kadar daha farklı insanlar oluruz bence. -Peki ama “Herkes yarın teknelerden motorları çıkarsın, sadece rüzgarla gitsin” de diyor musunuz? Öyle bir şey demiyorum, ama eğer denizcilik yapmak istiyorsanız sadece kıçında küçük bir motoru olan 7-8 metrelik tekneyle bunu gayet rahat yapabilirsiniz diyorum. Benim hiç motor koymamamın nedeni birincisi bilimsel araştırma yapmak, ikincisi de şaşırtmak, bir meydana okumaya davet etmek için. İnsanlar artık çok rahat, onu yapamayız bunu yapamayız, diyorlar. Bu yapamayızlar evinde raf yapamamaktan başlıyor siyasette “Benim gücüm ne ki”ye kadar geliyor. Ben bilhassa da yeni yetişenlere “aslında yapabilirsin” hissini vermek istiyorum. Sadun Boro’nun bizim çocukluğumuza etkisi buydu mesela, bizim için çok imkansızı başarmış biri gibiydi ve ona bakıp “Demek ki yapılabilinir” demiştik.  -Yani sizin asıl şaşırtmak, etkilemek istediğiniz grup şu an denizdekilerden ziyade yeni yetişecek olanlar? Tabii onlar, çünkü geleneksel denizciliği erken yaşta çocuklara ve gençlere sevdirebilirsek bence biraz daha farklı düşünen bireyler de yetiştirebiliriz. Mesela bizim kayık bitince Kumbahçe sahilinde bağlı olacak. Bodrum Denizcilik Müzesi Müdürü Selen Cambazoğlu’yla kayığı haftada iki gün orada bir müze sergisine dönüştürebiliriz diye düşündük. Geleneksel bir kayık görsünler, içine girsinler, bir sürü alet edevat olacak, onları öğrensinler, yelkeni tanısınlar. Bazen seyre bile çıkartabiliriz. Biraz idealistçe bir yaklaşım biliyorum, ama belli olmaz. Tabii ki dünyayı değiştiremeyeceğim fakat belki de bu yelkenlide dolaşacak çocukların arasından doğaya ve doğala yakın yaşamayı seçen bireyler yetişecek. Belki onların içinden bir çocuk öyle bir kitap yazacak ki milyonları etkileyecek. Benim rolüm sadece onların düşüncelerine ilham vermek. Bence bunu başarma ihtimali var, ama denemezsek hiç bilemeyiz.

En Egeli kayık: Gövde tırhandil, arma sakoleva!

-Niye yapıyor olduğunuz deniz aracına “tekne” değil de “kayık” diyorsunuz?  Artık insanlar denizde gördükleri her şeye tekne diyorlar, kayığı da “küçük sandal” zannediyorlar. Oysa kayık da tekne de kategorik olarak iki ayrı gövde tipinin adıdır. Teknelerin genellikle kıç tarafları çamaşır teknesi gibi geniştir. Kayık ise karpuz dilimi gibidir, başı kıçı bir ya da çiftbaşlı, iki tarafa da gidebilen deniz aracıdır. Bilhassa Ege’deki balıkçı ve süngerciler için çok önemli bir özellik bu. Bizim kayık 11 buçuk metre, ama istediğiniz kadar gider bu uzunluk, çünkü tamamen gövde şekliyle alakalı bir terim. -“Tırhandil” tipini neden seçtiniz? Tırhandil, tamamen Ege’nin deniz koşullarına uygun üretilmiş, Ege'nin en ünlü yerel kayık modelidir. Arşiv belgelerinde ilk kez 1658’de görüyoruz. Gövde biçimi karınlıdır, denizin üzerine yatar yayılır, oturur. Çünkü sürat için değil, denize dayansın, mücadele etsin diye yapılmış bir kayıktır. Sürat istenen gövdeler dört metre boya bir metre en oranında yapılır, tırhandilde ise bu oran daha büyüktür, kabaca üç metre boya bir metre enle iki metreye bir arasında değişir. Yüzdeye vurursak yüzde otuz üçten yüzde kırklara kadar uzanan bir aralıkta olabilir en boy oranı. Çünkü en genişleyip dolayısıyla matematiksel olarak omurga kısaldıkça, ya da gerçekten kısa yapıldıkça teknenin manevra kabiliyeti muazzam artar, olduğu yerde bile dönebilir. Süngercilerin, balıkçıların Ege gibi girinti çıkıntısı, adası çok olan bir denizde en büyük ihtiyacı budur. Ayrıca ortası daha geniş olunca daha az sarsılır, balıkçılara süngercilere çalışma alanı çıkar. Bizimkinin 11 buçuğa 5.25 gibi bir gövde genişliği olacak.  -“Sakoleva yelken arması”ndan ne anlamamız gerekiyor? Yelkeni kontrol etmek için gerekli donanımın tümüne arma diyoruz. Yelken, direkler, bastonlar, serenler, cıvadralar, makaralar, palangalar… Bunların hepsi armadır. Hemen herkes gövde meraklısıdır, armayı pek kimse araştırmaz, ama benim, çocukluğumdan beri en büyük merakımdır. Bir zamanlar ilk aşkım “randa”ydı, sonra daha gerisini araştırırken sakolevayı buldum. O halatlar, makaralar, o terimler, onlarla oynamak, denizciye daha zengin bir dünya sunması hoşuma gidiyor.  -Siz hiç daha önce sakoleva bir arma kullandınız mı? Ben değil, şu anda yaşayan hiç kimse kullanmadı. Ne burada ne Yunanistan’da. Bir tek ufak piyadelerde sakoleva, yani tulum yelken kullanmış olanlardan hâlâ hayatta olan birkaç kişi var. 1940’larda motorun gelmesiyle bir anda Ege’de yok oluyorlar. Şimdi hep bu üçgen “marconi”ler var, çeşitlilik azaldı. Gerçi İtalya’da bir geriye dönüş başladı, Latin yelken çoğalıyor. Sakoleva, Latin’den de eski, 1-2’inci yüzyıllar arasında bu bölgede ortaya çıkıyor, yayılıyor. -Peki 1934’te ne olmuş, neden adına “Kayık 1934” dediniz?  Doğru dürüst yazılı kaynak olmadığı için benim denizcilik araştırmalarımda en büyük yardımcım fotoğraflar. Projenin başında da eski fotoğrafları araştırırken Bodrum’da tam yapmak istediğim tipte sakoleva yelken armalı bir kayık gördüm, şansıma üzerindeki yazı okunuyordu, baktım 1934 yazıyor. Bari yapmışken eski bir Bodrum kayığını da canlandırmış olalım dedim ve adı Kayık 1934 oldu.  DD:Yazıişlerimizin “denizcisi” İsmail Yuvacan yazıyı okuduktan sonra bana “Motorsuz bir tırhandille nasıl yanaşacak acaba” diye sordu. Merak edip hemen ilettim, Binder’in “bir denizciden bir denizciye” şeklindeki yanıtı şöyle:  Benim de daha çok tercih edeceğim, demiri kıçtan atıp baştankara. Rıhtım yeri ve manevra alanı varsa aborda da olunur. Kıçtankara da mümkün ama ancak kayığı iyice yaklaştırıp çevirerek veya sandalla çıma alıp çekerek.
İstanbul Boğazı’ndaki sakolevalar, tarih yine büyük olasılıkla 1900’lerin başı
İstanbul Boğazı’ndaki sakolevalar, tarih yine büyük olasılıkla 1900’lerin başı

İlk rota Girit-Kos-Bodrum

-Ne zaman bitecek Kayık 1934? Bu sonbaharda indirmiş olacağız. Önce tabii kendimizi biraz eğitmemiz gerek. Bir ekip oluşturmalıyız. O ekibin alışmasını istiyorum. Tercihim gençler ve kadın-erkek karışık çalışmak. -İlk ne yapmak istiyorsunuz? Armaların hepsini denemek istiyorum. Bu yüzden zaten bizde birden fazla direk yeri olacak ki diğer armaları da söküp takabilelim. -İlk rotanız neresi olur? Giritli Türkler adalardan Bodrum’a bu tip sakoleva yelkenlerle, peramalar, piyadeler, tırhandillerle gelmişler. Onların arasında hikayesini bildiğim bir Klavura İbrahim Kaptan var. Aynı bizimki gibi 12 metrelik sakoleva armalı, motorsuz bir tırhandille bundan yaklaşık 120 yıl önce Girit’ten Kos’a, sonra da Bodrum’a geçmiş. Ben de insanların o dönemi daha iyi anlamasına katkısı olması için bunu canlandırmayı istiyorum. İlk uzak yol seferi olarak Girit’e gideceğiz, oradan Kos’a, Kos’tan Bodrum’a döneceğiz. İlkbahar 2022’de planlıyorum. Başta Giritli göçmenler olmak üzere Bodrum’da bu rotayı yapmamızı heyecanla bekleyenler var.  Tam burada şunu da belirtmek istiyorum, bu projenin en önemli destekçilerinden biri, proje için birlikte çalıştığımız, Bodrum Giritliler Derneği Başkanı Zehra Denizaslanı. Hem denizci hem de iki taraftan Girit kökenli bir aileden geldiğinden bu projeye çok önem veriyor ve canla başla çalışıyor. Zaten projeyi taslak olarak ilk duyduğunda beni başlamam için zorlayan da o oldu. Onun için bu proje denizci atalarının kültürünün yaşatılması anlamına geliyor. -Peki sizi en heyecanlandıracak rota hangisi? Eğer olabilirse buradan Sicilya’ya gitmeyi istiyorum. Karadan tamamen koparak açık denizde gerçek bir navigasyon tecrübesi olur o. Navigasyoncuyumdur ben zaten. Dağda da denizde de… Kendimi bilerek kaybedip sonra çıkmaya çalışma pratikleri yapmak çok hoşuma gider. -Hızı ne olacak kayığın? 6-7, çok uygun rüzgârda 8 olabilir, ama 9 milin ötesine geçemez. Geçerse zaten sudan kesilmiş, uçurtma olmuşuz demektir.  -Kayık 1934’te konfor ne kadar olacak? Denizde konfor benim için vücudumuzu dinlendireceğimiz rahat yatabileceğimiz bir yer, temiz tabak bardak çatal ve bir de birçok kişi için telefon şarjı. Bir de tabii her zaman en önem verdiğim konu can güvenliği. Bunun ötesinde bir konfor aranıyorsa ben ona karşı değilim, onu yapanlar da var, ama amaç denizcilik ve keşif yapmak ise bu kadarı yeterli.

“Deli kaptan” zorluklara yenilmeyen kaptandır

-Keşif yapabilmek için 90 yıl öncesinin bire bir aynı tirhandilini yaptırmaya çalışıyorsunuz, ama elinizde orijinal bir örnek yok; nasıl oluyor? Bodrum’da ilk tırhandil kayığı yapan usta Nami’nin Mehmet’miş. Girit kökenli, tırhandil yapmayı Kalimnos’ta öğrenmiş. Bizim ustamız onun torunu Mehmet Nami Uyav. Ben de orijinal kayıklardan birini yapabileceğimize Zehra Denizaslanı beni kendisiyle tanıştırdıktan sonra ikna oldum. Çünkü hem dedesinin nasıl kayık yaptığını görmüş hem de hep ailecek Güllük’te çalışmışlar. Bodrum’da tekne ustalığı turizmden çok etkilenmesine rağmen onlar Güllük’te daha geleneksel kalmışlar. Mesela şimdiki tırhandiller motor olduğu için daha alçak yapılıyor, ama Mehmet Usta bizimkini derin yaptı. Dedesi de öyle yaparmış. Gövdeyi yine aynı eski tırhandiller gibi daha geniş planladı. Baş bodoslamalar biraz düştü zamanla, ama o daha dik yaptı. Yani orijinale epey yakın oldu. -Ama galiba Mehmet Usta işi bırakmış? Evet, maalesef bazı sağlık sorunları ileri sürerek bıraktı, ama “Bundan sonrasını herkese yaptırabilirsin, ben formasını çektim” dedi. Gerçekten en zoru formadır. Fakat şimdi başka bir zorluk var, içime sinen yeni bulduğum usta kayığın bulunduğu yerden uzakta, kayık ise şu an Milas yakınlarında. -Ne yapacaksınız? Karadan yürüteceğiz… Ustalar olmaz diyordu ama biraz ilk eğitimimin makine mühendisliği olması sayesinde, biraz da bu işten benden daha iyi anlayanlar sayesinde mümkün olduğunu gördüm. Zaten denizciliğin birinci şartı zorlukların üstesinden gelmektir, teslim olmamaktır. O yüzden çok “deli” kaptan vardır. Bodrum’un Deli Hüseyin, Deli Tahir, Deli İbram’ı meşhurdur,. Bu bildiğimiz delilik değil, beklenmedik zorluklar karşısında veya herkesin geri adım attığı durumlarda gösterilen cesaretten, zorluklara ödün vermemelerinden yakıştırılan bir deliliktir.
Fotoğraf hakkında bilgi yok ama büyük olasılıkla 1900’lerin başına ait bir sakolevalı tırhandil. Fotoğraf, Yunanlı bir geleneksel denizcilik sitesi olan https://www.naftotopos.gr’den
Fotoğraf hakkında bilgi yok ama büyük olasılıkla 1900’lerin başına ait bir sakolevalı tırhandil. Fotoğraf, Yunanlı bir geleneksel denizcilik sitesi olan https://www.naftotopos.gr’den

Bizler dağ ve denizle birlikte varolan Arşipellileriz

-Siz ikisini de yaptığınız için soruyorum; denizcilik mi dağcılık mı, hangisi insanın üzerinde daha büyük bir kendine ve doğaya dönüş etkisi yaratır? Her ikisi de, ama dağcılıkta kendi bedenimizle hareket ederiz. Denizcilikteyse, doğanın rüzgâr, akıntı, dalga gibi ayarlanması son derece karmaşık süreçlerini bir araç vasıtasıyla kendi yararımıza kullanırız. Ama geleneksel denizcilikte, yani bugünün ileri modern teknolojisinden yoksun deniz araçlarıyla yapılan denizcilikte, bu kullanım hâlâ sınırdadır. Tam bir kontrol değildir. Deniz azdığı zaman bu geleneksel deniz aracı kendisini büyük bir sorunun, bizim dilimizle büyük bir öfkenin ortasında bulur. Gidebileceği, sığınabileceği hiçbir yer olmayabilir ve bu anda doğa süreçlerinin gerçek gücünü görür. Ama bir şekilde bundan sağ çıkar da bir koya, sığınabileceği bir yere ulaşabilirse, o büyük güç sona erdikten sonra da büyük bir sakinlikle karşılaşır. Bu da gözlemleyen ve düşünen insanlara, doğa dediğimiz bizim dışımızda ve parçası olduğumuz güçlere, kendi sınırlarımıza ve nasıl bir varoluşun içinde yaşadığımıza dair uzlaşmacı ve uyumcu bir yaklaşımı besleyen farklı bir perspektif verir.  -Dağlarda bu perspektif kazanılmaz mı? Dağlarda bunu bu kadar net yaşayamayız. Ama dağcılık da denizcilikten farklı olarak çok daha zengin bir dünyayla tanıştırır insanı. Denize göre canlı, cansız ve matematiksel/geometrik çok türlü ve zengin bir dünyayla tanıştırır insanı. Deniz çok türlülüğü bu kadar güçlü vermeyebilir, eğer dalmıyorsanız. Denizde doğa süreçleriyle uzlaşma ve uyum içinde var olma öne çıkar. Dağdaysa çok türlülük. O yüzden bu projede dağ ve deniz diyorum. Ve Arşipel (arkipelagos) olarak adlandırılan deniz tipinin aslında çok adalılık değil veya sadece bu değil, insanı dağ ve denizle, bu tür bir iç içelikle buluşturan bir yer olduğunu ileri sürüyorum. Biz de, yani benim gibiler, Arşipel denizcileri ya da kısaca Arşipellileriz, dağ ve denizle birlikte var olanlarız.

Nihai amaç etik, doğacı, denizci insanlara bir alan açmak

-Maliyetin bir kısmını karşılamak için denizseverlere “takas-destek” davetinde bulunuyorsunuz.  Birincisi neden “bağış” demiyorsunuz? Bağış karşılıksız yardımdır, ben bunu istemiyorum. Destekçilerimize yaptıkları katkı ölçüsünde Kayık 1934’te zaman geçirmelerini, denizde seyir, yani denizcilik yapmalarını, hatta keşiflere katılmalarını öneriyorum. Biz mali destek bulurken destekçilerimiz de bunun karşılığını kolay kolay bulamayacakları bu farklı deneyimlerle alacaklar. O yüzden bağış değil, takas-destek diyorum. Karşılıklı destek, bir tür dayanışma.  -O zaman “satış” niye demiyorsunuz? Çünkü kâr amacım yok. Herkese değil, destekçilerimize sunuyoruz seyirlerimizi. Bizim usulümüzce teşekkür ediyoruz. Tek amacım tekneyi tamamlamak ve ardından bu projeyi yaşama geçirmek. Aslında burada ima etmek istediğim şöyle bir şey de var: Artık denize açılmak çok pahalı. Oysa öyle olmak zorunda değil. Tamam bir mavi yolculuk teknesi değiliz, ama çok makul bir destekle alışıldık olanın dışında, farklı, güzel bir deneyim yaşanabilir diyorum. Alt mesajım da bu. -Diyelim ki arzu ettiğiniz düzeyde destek gelmedi, proje durur mu? Ben zaten çok önemli bir bölümünü karşıladım, ama ustanın projeden çekilmesi baştan öngördüğümüz hedeflerin biraz daha ileriye kaymasına sebep oldu. Bu beklenmedik değişim yüzünden destek şimdi daha önemli hale geldi. Ancak burada derdim sadece mali destek değil, çünkü B, C, D planlarımı baştan yapmıştım. Asıl ben insanları katmak istiyorum. İnsanlar bir bedel ödedikleri şeye daha çok sahip çıkıyor. Bu şekilde bir topluluk oluşmaya başlasın istiyorum. Çünkü bu tip insanlar için çok alan kalmadı. -Ne tip? Doğayı seven, etik, daha az ve sorumlu bir tüketimle yaşanabileceğine inanan, bu gezegende yalnız olmadığımızın farkında olan… Bu değerleri taşıyan, çocuklarını böyle yetiştirmek isteyen insanlar var. En çok bu tip insanlara bir alan açmak istiyorum. Bir kaçış noktası. Kayık 1934’te kısa veya uzun zaman geçirebilirler, kendilerini geliştirebilirler, kendileri gibi başka insanlarla tanışabilirler ve hep birlikte başka projeler yapabiliriz. Denizcilik kısmı bunun için bir vesile, çok keyifli bir vesile.  Kayık1934’te 5 saat de geçirebilirsiniz 56 gün de Kayık1934 projesine destek olmak isteyenler için altı kategoride 21 farklı paket hazırlanmış. En denizci olmayanın bile ilgisini çekecek, çok makul denebilecek bedeller karşılığında bambaşka deneyim fırsatları sunan seçenekler var. Gerçi Timuçin Binder üzerine basa basa uyarıyor: “Seyir paketleri tamamen destekçilerimizi yaptıkları katkı için ödüllendirme amacıyla hazırlanmıştır. Bunlara bir yatçılık acentesinin mavi yolculuk programları olarak yaklaşılmamalıdır. Sadece yelkenle yol alan kayığımız, bir mavi yolculuk teknesi veya guleti değildir. Dolayısıyla, eğer beklentiniz bir mavi yolculuk teknesinin sunduğu tatil anlayışını ve beraberinde gelen lüks ve konforu içeriyorsa, burada sunulan seyir paketleri size uygun olmayabilir.” Eğer böyle bir uyarı için “Tam da benim kafama göre” diyorsanız işte size bazı destek paketlerinden özet bilgiler: 1.Tanışma Kategorisi Geleneksel Yelken: Toplam dört kişiyi geçmeyecek grubunuzla motorsuz bir kayıkta günübirlik geleneksel yelken seyri. Seyir sırasında dilerseniz yelken basıp dümen tutabilirsiniz. Seyir süresi: 5 saat.  Yelken ve Yürüyüş: Yelkenle bir koya gidip demirleyecek, geceyi yıldızların altında ya uyku tulumlarınızda güvertede ya da kıyıda çadırlarınızda geçireceksiniz. Sabah erkenden 8-12 km'lik bir doğa/dağ yürüyüşüne çıkıp sonra yelkenle geri dönüş. 2 gün-1 gece. Deniz ve Yıldızlar: Yıldız tutkunları için iki gecelik “geceyüzü” deneyimi. Alet kullanmadan doğal gözlem. Takımyıldızları, burçlar ve yıldızlarla tanışacak, insanın geceyüzüne dair yarattığı mitoloji ve astrolojileri öğreneceksiniz. Süre: 3 gün-2 gece. 2. Deniz ve Doğa Kategorisi Gökova-Bozburun / Fethiye-Kaş: Bu körfezlerden birinde yelkenle kıyıları, yürüyerek de dağları keşfedeceksiniz. Sabahları 8-12 km'lik yürüyüşlerle doğa keşfi. Ağırlık doğa ve deniz deneyimi. 4 gün-3 gece. 3. Geleneksel Denizcilik Başlangıç Seviyesi: Geleneksel denizcilik yapmak isteyenler için başlangıç atölyesi. Rüzgar üst sınırı 4 kuvvet.  Denizcilik komutları ve terimleri, arma ilkeleri, makara ve palangalar, hareketli arma ve yelkenlerin hazırlanması ve bakımı. Her gün yelken seyri yaparak kullanılan armanın temel ilkelerini, teknik inceliklerini ve tarihini öğrenme. 3 gün-2 gece İleri Seviye: Rüzgar üst sınırı 6 kuvvet. Arma kurmak ve değiştirmek, camadan seyir, halat ve tel örme, karmaşık bağlar. İki farklı armayı seyir sırasında söküp diğerini yerleştirme. 3 gün-2 gece 4. Mavi Keşif Kategorisi  Deniz, Doğa, Karia/Likya: Doğa ve yelkene ek olarak tarih ve arkeolojiyle de ilgilenenler için… Antik çağda Karia olarak adlandırılmış Gökova ve Bozburun körfezinden belli yerler seçilerek Halikarnas Balıkçısı ve arkadaşlarının mavi keşif gezileri canlandırılacak. Gezide sizlere antropolog/arkeolog Timuçin Binder’in anlatıları da eşlik edecek. İkinci seçenek aynı gezinin Antik çağda Likya olarak adlandırılmış Fethiye Körfezi ve Kaş kıyılarında yapılması. 5 gün-4 gece. Doğa, İnsan ve Felsefe: Doğa ve yelkeni daha yoğun entelektüel ortamla birleştirmek isteyenler için mavi keşif bir üst düzeye taşınıyor. Seyir boyunca doğa, insan, ekoloji, tarih ve felsefe alanlarında yoğunlaşılacak, konular gezi öncesi haber verilecek. Ağırlık sohbet ve okuma. 5 gün-4 gece. 5. Araştırma Seyirleri Girit, göç, mübadele seyri: 4 gün-3 gece; Ege’yi doğudan batıya geçiş: 7 gün-6 gece; Ege’yi güneyden geçiş: 8 gün-7 gece. Bu seyirlere katılırsanız araştırma kadrosunda yer alarak yelken basacak, dümen tutacak ve denizcilik araştırmaları için gerekli diğer konularda rol alacaksınız. 6. Özel Seyirler Belli bir destek karşılığında iki yılda 14 gün; üç yılda 28 gün ya da dört yılda 56 gün istediğiniz seyir hakkını elde ediyorsunuz. Üç şart var: Seyirler birer haftayı aşmayacak, araştırma seyirlerini kapsamayacak ve kumanya size ait olacak.  DD: 21 seçeneğin tamamına ve destek-takas bilgilerine https://www.kayik1934.org/copy-of-destek linkinden ulaşabilirsiniz. Ama asıl hepsinden önce aynı sayfadaki kayık ve seyirle ilgili bilinmesi gereken maddeleri okumanızı öneririz, ki o maddelere başka rotalarda tekne gezisine katılacakların dahi bir göz atmasında fayda olabilir.