16 Nisan 2024, Salı
09.09.2022 01:30

Moda’da kalan sesler

Hikâyelerle şiirler, doğdukları şehrin duygu iklimleriyle yaşar. Bu iklimin yaşattığı dil kimi daha çok anlatır? Yazanı mı, yazılanı mı?
Safiye Erol’un Kadıköy’ü çok mu eskilerde kaldı? Kadıköyü’nün Romanı eski bir sohbette hayat bulmuştu, hatırlıyorum. Anlatılanlar geçmişin aşklarını mı dile getirmişti sadece? Ölenler... Susanlar... Edebiyat eski, hiç bitmeyecek bir sızı mıydı?
O romanların sesi
Selim İleri, 1949 yılında doğduğu evi anlatırken, Bahariye Caddesi’ni kendisine çok yakışan o hüzün ve incelikli üslubuyla hatırlıyor. Keskin çiroz kokusu nerede kalmıştı? Aya Triada Kilisesi’nin karşısındaki Asım Gündüz’ün köşk yavrusu evinin bahçesinde bulunan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’in heykelleri de, leylaki ortancalar da, havuzundaki nilüferler de günü geldiğinde yazılmış o hikâyelerde mi hayat bulmuştu? “Annemin Sardunyaları”, “Erinçsiz Nevbahar”... Sıra sinemalara da gelecekti. Daha sonra Reks adıyla bilinecek Sakızgülü Sokağı’ndaki Hâle... Daha eskiden, Apollon adında bir tiyatroyken, Afife Jale’nin ruhunu ne kadar yaşatabilmişti? ‘Bahar kokulu bir geceden kalanlar’... Çocukluk böyle de hatırlanıyordu. Dostlukların Son Günü’nden, Bu Yalan Tango’ya ve Yarın Yapayalnız’a, ne çok hikâyeden, hayattan ve kırgınlıktan geçmiştik.
Bu eşsiz kitapların yazarı için Kadıköy elbette sadece bu cadde ve bağlandığı sokaklar olamazdı. Çocukluk ve yeniyetmelik yılları... Kolay mıydı? Şifa, ‘Frerler Mektebi’ Saint Joseph, Yoğurtçu Parkı, Papazın Bağı, Moda İskelesi ve Plajı da Gramofon Hâlâ Çalıyor’da dile gelecekti. O unutulmaz romandan birkaç satır... “Moda İskelesi’nin üst katında düğünler yapılmış mıydı? Hangi üst kat denecek: Hatırladığım sıralarda üst kat yine yokken, ahşap çatıyla örtülmüş ve bir zamanlar gazino olarak kullanılmış bir teras katının olduğunu öğrenmiştim. Yazları, özellikle Modalıların gelip oturdukları gazinoda belki nişanlar, düğünler, özel suvareler yaşanmıştı. (...) Terasa çıkan merdivenin parmaklıklı demir kapıyla kapatılmadığı günlerde, bu merdivenlerden çıkıp, terastan denize atlayan, -biraz bıçkınca- gençler, iskelenin çevresinde dönenen sandallardaki birçok hanımı pek heyecanlandırırlardı. Onların ateşli gençliğini, geçkince hanımların bazılarının onulmaz heyecanlarını -gönlün hisleri unutulmasın- diye yazmıştım”... Bir yazar yazdıklarında ne görür? Neyi, kimi, nasıl? O iç dünyada yaşatılanlar bize ne gösterir?