12 Ağustos 2022, Cuma
05.08.2022 03:37

Kenan Evren’in fıkrası

ATV kurulduğu zaman Sabah gazetesinde yazıyordum. Zafer Mutlu dostum haber programlarıyla ilgilenmemi isteyince, birkaç fikir geldi aklıma. Bunlardan birisi, şehirde olup biteni stüdyodan değil de olay yerinden, sokaktan yayınlayacak bir program yapmaktı.

Hatta bunun için ‘’Dumanı Tüterken’’ adını düşünmüştüm. Varillerde yakılan ateşlerle sunulan bir sokak programı olacaktı. Başka bir gazetede çalışmakta olan, çok sevdiğim genç arkadaşım Savaş Ay’a anlattım bu fikri. Heyecanlandı ve tam kendisinin işi olduğunu söyledi, programı hazırlardı ama kimin sunacağını merak ediyordu. “Sen sunacaksın” dediğimde şaşırdı.

Kendisinin gazeteci olduğunu, ekranda program sunmadığını öne sürdü. Ben de ısrar ettim ve Savaş Ay’ın, adını sonradan A Takımı’na çevirdiğimiz programı başladı. Çok da başarılı oldu. Ne yazık ki Savaş erken veda etti bu dünyaya. Her zaman sevgiyle anarım bu güzel kardeşimi.

Dünya değişirken programı

Haberler üzerinde çalışırken, ben de bir program yapmaya karar verdim. Adını bir kitabımdan alan “Dünya Değişirken” programında tarihin, günümüzün olaylarına farklı bakış açılarıyla yaklaşmaya çalışıyordum.
Gerçekten değerli bir ekiple birlikte çalışıyorduk. Erbil Tuşalp, Arda Uskan gibi usta gazeteciler de vardı ekipte.

Büyük emekle hazırladığımız iki bölümlük Alevi kültürü programının büyük ilgi gördüğünü hatırlıyorum.
Bazen de yakın tarihimizde rol oynamış şahıslarla söyleşiler yapıyorduk.

Bir gün, Kenan Evren’le söyleşi yapmayı kararlaştırdık. Evren emekli olmuştu, Marmaris’te yaşıyordu.
Arkadaşlar Dünya Değişirken programı için randevu aldı ve Marmaris’e gitti. Söyleşiyi Erbil Tuşalp yapacaktı.

Evren yüzüne Atatürk maskesi takarak olmadık zulümlere ve korkunç uygulamalara imza atmıştı. “Tespih çeken el, tetik çeken elden daha iyidir” diyerek siyasal İslamcıları solun karşısına diken öngörüsüz bir NATO subayıydı. Zaten bizde askeri ya da sivil yüksek makamlara gelen kişilerin beyni mutlaka sola karşı yıkanmıştır

Marmaris’teki çekim

Sonra olaylar şu biçimde gelişmiş: Arkadaşlarım teknik hazırlıkları yapmış, ışıklar kameralar ayarlanmış, kayda girmişler. Bu sırada Erbil Tuşalp, Evren’le sohbet ediyormuş.

İstanbul’a dönünce kaydı bana gösterdiler, gülüyorlardı. Çünkü Evren kameraların açık olduğunu fark etmeden müstehcen, pek ağza alınmayacak ve burada tekrarlayamayacağım bir erkek fıkrası anlatıyordu. İçinde hacca giderken kuyruk yapan insanlar vs. geçiyordu.

Bunu görünce gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Kaydın devamında Evren, bunun kimin programı olduğunu soruyordu. Erbil benim adımı söylediğinde de heyecanla “Yahu o adam beni hiç sevmez!” diyordu.

Gerçekten sevmezdim. Türkiye’nin yalnız 80’li yıllarını değil, geleceğini de mahvettiğini düşünürdüm.
Hala da öyle düşünüyorum. Yüzüne bir Atatürk maskesi takarak olmadık zulümlere ve korkunç uygulamalara imza atmıştı.


“Tespih çeken el tetik çeken elden daha iyidir” diyerek siyasal İslamcıları solun karşısına diken öngörüsüz bir NATO subayıydı.

Zaten bizde askeri ya da sivil yüksek makamlara gelen kişilerin beyni mutlaka sola karşı yıkanmıştır. SSCB’nin komşusu olan bir ülkede tek düşmanın sol hareketler olduğu öğretilmiştir. Generallerin, başbakanların, istihbaratın sürekli saldırdığı bir kırmızı pelerindir sol.

Yıllar sonra bazıları bunu itiraf etmiş ve “Yahu bu solcu gençler bize anlatıldığı gibi değilmiş. Gerçek vatanseverler bunlarmış” demiştir ama yaptıkları zulüm bu toplumun bağrında kapanmaz yaralar açmıştır.
Bunları belirten yazılar yazdığım ve özellikle de Evrengillerin, yüzlerine taktıkları Atatürk maskesiyle en büyük zararı Atatürk’e verdiklerini vurgulamam üzerine Evren bana iki daktilo sayfalık bir mektup göndermişti.

Sözüm ona kendini savunmaya çalışıyordu ama yine saçmalıyordu.

O dönemleri yaşayanlar “Atatürk 100 yaşında” kampanyalarını, o çirkin heykelleri, büstleri ve Atatürk’ün gölgesine sığınarak gençlere yapılan işkenceleri, öldürmeleri hatırlar.

Ben halk katında, Atatürk imajının en zayıfladığı dönem olarak darbeleri, en güçlendiği zaman olarak da bugünleri gösterebilirim.

Fıkrayı ne yapmalı?

ATV’de hep birlikte programı izledik. Söyleşi bölümünde Evren o kadar pervasız konuşuyordu ki; asker dövdüğünü, elbette dövmek gerektiğini, işkenceleri anlatıyor, idamları açıkça savunuyor, gerçek bir faşist diktatör portresi çizmek için hiçbir eksik nokta bırakmıyordu.

Bunları bilerek kayda geçirdiği için yayınlayacaktık elbette.

Ama fıkrayı ne yapacaktık? O müstehcen anlatımı, bazı kelimeleri bipleyerek kullanacak mıydık, yoksa görmezden mi gelecektik?

Uzun uzun düşündük, arkadaşlarla tartıştık. Sonunda Erbil’e ve ekibe, “Karşımızdaki zalim bir diktatör bile olsa, kameralar kapalıyken bunu anlattığı için, yayınlamak onurlu bir davranış olmaz. Bu kaydı silelim” dedim.

Erbil ve diğer arkadaşlar da aynı görüşteydi. O kaydı sildik.

Kavgada yumruk sayılmaz derler ama bir mücadele sırasında kendi ahlakını, seviyeni ve onurunu korumak, karşındaki kadar alçalmamak çok önemli bir hayat kuralıdır.