02 Şubat 2023, Perşembe
15.10.2021 04:30

Twitokrasi

Twitter denilen yaygın sosyal medya sitesinin Türkçesini kullansaydım, ‘’cıvıldamak, vızıldamak’’ benzeri bir şey söyleyecektim. Kratos’un Türkçesi ise güç, iktidar. Dolayısıyla başlıktaki deyimi, ‘Cıvıldama, vızıldama iktidarı’ olarak çevirebilirdik ki duruma bu kadar uyan bir başka tanım bulmak çok zor olurdu. Ayda 330 milyon kişinin kullandığı bu kısıtlı sitede bir fikir açıklamak, tartışmaya girmek imkansız. Anlık haberleşmeler dünyası. Twitter bazı kullanıcılarda öyle bir tiryakilik haline gelmiş ki artık TV, radyo, gazete, hatta kitap yok hayatlarında. Gece ara ara uyanıp cıvıldayanlara göz atıp yine uyuyorlar, sabah yaptıkları ilk iş yine bu. Twitter’da herkesin bir cemaati var. Bu cemaat aracılığıyla kullanıcı kendisini hem bireysel, hem de bir topluluğun parçası olarak görüyor. Yalnız ve kalabalık. *** Bu mecrada yapılan yararlı kampanyalar da oluyor zaman zaman. Haksız yere serbest bırakılan bir tecavüz sanığı, üstü örtülen cinayetler, yolsuzluklar, hastalara ve haksızlığa uğrayanlara yardım kampanyaları, kadın cinayetleri, doğum ve ölüm haberleri, duruşmalar, tahliyeler, hep bu mecradan duyuruluyor.  Çok da yararı oluyor doğrusu. İşin haberleşme yönü böyle. Ama bir de fikir boyutu var. Herkesin elindeki telefonla Twitter’a ulaşma imkanı olduğu için, artık ‘demokratlıkla’ yani gücü halka vermekle ilgisi olmayan, saçmasapan, absürt bir dünya doğdu. Ne uzmanlığa saygı var, ne bir çekinme duygusu, ne araştırma gereği, ne doğrusunu öğrenme çabası. Ortalama Twitter ahalisi, yönlendirilmeye, manipüle edilmeye (sokak deyimiyle gaza getirilmeye) en açık kitle.

DİLİN KEMİĞİ YOK

Ve ne yazık ki dil gibi Twitter’ın da kemiği yok. Eğer bu mecra daha önce icat edilmiş olsaydı, şöyle bir Twitter mesajlaşması çok olağan karşılanırdı. (Argo dil için özür dilerim ama sosyal medya dilini hafifleterek yansıtmaya çalışıyorum.) Albert Einstein: İzafiyet teorisi üzerinde çalışmak büyük bir haz veriyor bana. Kalkanboğa: Hasss. Bize bilim kasma aq. Gececi:  Ne diyon lan sen koskoca profa? Kalkanboğa: Bana bak, İzmit’e laf söyletmem. Albert Einstein:  Kim İzmit dedi şimdi? Kalkanboğa: İzaf İzfaş gibi belediyeye ait değil mi? Laf söyleyene çakarlar işte böyle. Gececi: O bir kerem İzmit değil İzmir Killing: Oğlum saçmalamayın, İzmir falan demiyor, zafiyet diyor ihtiyar. Google dayıya sordum, zayıflık demekmiş. Kalkanboğa: Onada sanada haddini bildiririm bak. Gececi: Sen önce de’leri da’ları ayırmayı öğren dallama. Kalkanboğa: Sanane lan, sanane? Zitler: Bence boomer’lara yasak edilmeli burası. Metekagan: Bu looserları Sukiid Game e yollayın lan Böyle devam edip gider. (Loser’ı da yanlış yazıyorlar genellikle) Çünkü Twitter kullanıcıları arasında ortak bir düzey, ortak kültür, ortak terminoloji, ortak referanslar yok. Alim de orada zalim de. *** Zaten bizim gibi halklara kafaca gelişmeyi, metotlu düşünme yetisini ve bilgi birikimini anlatmak çok zordur.  Çünkü soyuttur, gözle görülmez. Bir gence Naim Süleymanoğlu gibi halter kaldırmasını söyleseniz, ‘Olmaz ki’ der.  ‘Adam ömür boyu çalışmış, adalelere bak. Ben nasıl yapayım?’ Ama aynı durumun beyin çalışması için de geçerli olduğunu, yıllarını okumaya yazmaya vermiş bir insanın ulaştığı yetkinlik düzeyini anlayamazlar. Herkesin bir fikri olduğuna ve bu fikri söylemenin özgürlük anlamına geldiğine inanırlar. Hatta bazen hiçbir fikirleri olmayan bir konuda, masadan geri kalmamak için konuşurlar. Çetin Altan, böyle konuşan birisi oldu mu ters ters bakarak ‘Sen de kimsin?’ diye sorardı. Konuşan kişi ‘Bu da benim fikrim!’ diye meşru sayılan bir savunmaya girişirse ‘Senin fikrin olamaz’ derdi. Önceleri tuhaf karşıladığım bu tuhaf tavrı sonradan anladım. Çetin Altan gibiler bu cahil takımından o kadar bıkmışlardı ki böyle bir terslemeyle onları saygıya davet ediyorlardı.

AFORİZMA ÇILGINLIĞI

Sosyal medyada patlama yapan bir başka felaket de aforizma. Zavallı filozoflar, bir türlü yakalarını cahil cühelanın elinden kurtaramıyorlar. Düşüncelerinin sarsıcılığının bedelini acılı bir hayat ve erken bir ölümle ödeyen Nietzsche bir pop yıldızı ya da bir dizi oyuncusu haline getirildi. Ona ait olsun olmasın binlerce söz kapladı ortalığı. Mevlana da yakasını kurtaramayanlardan birisi.

İNTERNET CEHALETİ

Eskiden de cehalet vardı tabi ama hiç olmazsa bazı kişiler durumun farkına varabiliyordu. O cilt cilt kitapları okumak zordu, insanlar ellerine bile almazlardı. Bu işleri ‘okumuş yazmış’ adamlara, ‘ayaklı kütüphane’lere bırakırlardı. Şimdi öyle mi? Felsefe, ekonomi, siyaset bilimi, edebiyat, tarih gibi konularda kitaba ne ihtiyaç var, nasıl olsa hap gibi her türlü komplo teorisi hazır. İhtiraslı bir çocuğun hazırladığı yarım yamalak video, yüzbinlerce insanı peşine takabilir. *** Bir kısım akademisyenin bile kitap okuma vakti bulduğu şüpheli. Zaten gazeteciler çoktan bıraktılar. Dedikoduyu çok seven halk mesajlaşmayla eğleniyor, vakit geçiriyor, iftira atıyor, söverek rahatlıyor, psikozlarını boşaltıyor. Kendi fikirlerini yazdıklarını sanıyorlar ama dev bir huninin altındalar. Post-truth için çok elverişili bir ortam. Dünya bir twite sıkıştı kaldı ve twitokrasi dönemi, Trump gibi insanlara, istedikleri cehalet ortamını sunuyor. Çünkü o mecradaki seviye çok elverişli. Temsili demokrasinin halk iradesini nasıl yansıtacağı tartışılıp dururken dünya twitokrasi dönemine geçti bile. Bu da kaostan başka bir anlama gelmiyor.