16 Temmuz 2026, Perşembe
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 16.07.2026 12:27 | Son Güncelleme: 16.07.2026 13:08

Aç bırakma, cinsel şiddet, dayak... WSJ, İsrail cezaevlerinde Filistinlilere yönelik sistematik işkenceyi yazdı

WSJ, İsrail cezaevlerinde dayak, aç bırakma, cinsel şiddet ve tıbbi ihmal iddialarını gündeme taşıdı. İsrail hükümeti sistematik kötü muamele suçlamalarını reddederken, ülke üzerindeki uluslararası baskı artıyor
Aç bırakma, cinsel şiddet, dayak... WSJ, İsrail cezaevlerinde Filistinlilere yönelik sistematik işkenceyi yazdı
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail cezaevlerinde tutulan Filistinlilerin koşulları, 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından sertleştirilen uygulamalarla birlikte ağırlaştı. The Wall Street Journal'ın eski tutuklularla yaptığı görüşmeler, İsrailli insan hakları kuruluşlarının raporları ve otopsi bulguları; 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşının ardından Filistinli tutukluların sistematik dayak, aç bırakma, cinsel şiddet ve tıbbi ihmale maruz kaldığına ilişkin iddiaları yeniden gündeme taşıdı.

Wall Street Journal'ın görüştüğü eski tutuklular, cezaevlerinde dayak, stres pozisyonunda bağlanma, ağır açlık, cinsel saldırı ve işkenceye maruz kaldıklarını anlattı. Gazetenin incelediği ölüm sonrası raporlarda ise fiziksel şiddet, yetersiz beslenme ve tedavi edilmeyen hastalıklara ilişkin bulgular yer aldı. Birleşmiş Milletler de mayıs ayında İsrail'i savaş bölgelerinde cinsel şiddet uygulayan ülkeler listesine eklerken, İsrail Yüksek Mahkemesi Kızılhaç'ın tutukluları ziyaret etmesinin engellenmesini hukuka aykırı bulmuştu.

The New York Times da mayıs ayında Filistinli tutuklulara yönelik sistematik cinsel saldırı ve tecavüzleri gündeme taşımıştı. NYT köşe yazarı Nicholas Kristof tarafından yapılan ve 12 Mayıs'ta yayımlanan araştırmada, İsrail tarafından alıkonulan veya saldırıya uğrayan 14 Filistinli kadın ve erkekle görüşülmüş, konuyu ele alan haber, İsrail gözaltı merkezlerinde tecavüz, cinsel saldırı, çıplak arama, cinsel organlara yönelik işkence ve cinsel şiddet tehditlerinin Filistinli esirlere karşı yaygın biçimde uygulandığını ortaya koymuştu.

The Wall Street Jounal'ın konuya ilişkin haberi özetle şöyle:

7 Ekim 2023'te Hamas militanlarının İsrail'e saldırı düzenlediği sırada, Necef Çölü'ndeki ücra bir cezaevinde elektrikler aniden kesildi.

Birkaç saat sonra elektriğin kısa süreliğine yeniden gelmesiyle birlikte yeni ve daha sert bir cezaevi yönetimi dönemi başladı. Yaklaşık 1.200 kişinin hayatını kaybettiği ve 250 civarında kişinin rehin alındığı Hamas saldırısının ardından, Necef'teki Lavi Cezaevi ile İsrail genelindeki diğer cezaevlerinde tutulan binlerce Filistinli daha ağır koşullarla karşı karşıya kaldı. Savaş sürecinde düzenlenen baskınlarla gözaltına alınan binlerce Filistinli de bu cezaevlerine gönderildi.

Daha sonra İsrail Adalet Bakanlığı denetçileri ile Birleşmiş Milletler kuruluşlarının yaptığı incelemelerde, tutukluların özellikle nakiller ve aramalar sırasında darbedildiği, ayrıca aç bırakıldığı tespit edildi. Gözaltında hayatını kaybeden bazı Filistinlilere yapılan otopsilerde fiziksel şiddet, tıbbi ihmal ve yetersiz beslenme bulgularına rastlandı. Doktorlar ve insan hakları örgütleri ise cinsel şiddet vakaları yaşandığını bildirdi.

Cinsel saldırı, açlık, işkence

Bu raporların yanı sıra, The Wall Street Journal, 2024'ten bu yana çoğu Hamas ile yapılan ateşkes anlaşmaları kapsamında İsrail hapishanelerinden serbest bırakılan bir düzineden fazla Filistinliyle görüştü. Görüşülen kişilerin tamamı, stres pozisyonlarında bağlanmak, dövülmek ve ağır açlık çekmek gibi fiziksel kötü muameleye maruz kaldıklarını anlattı. İki kişi ise diğer mahkûmların gözü önünde cinsel saldırıya uğradıklarını söyledi.

2002 yılından bu yana tutuklu bulunan ve cinayete teşebbüsten hüküm giyen, Lavi Cezaevi'nde kalan 44 yaşındaki İyad Ömer, "Her gün, günde üç kez birileri dövülüyordu" dedi. Ömer, "Böyle şeyler 7 Ekim'den önce hiç yaşanmıyordu. O dönemde ancak açlık grevi ya da isyan olduğunda bu tür muamelelerle karşılaşırdık" ifadelerini kullandı.

Filistinlilerin büyük bölümü hakkında suçlama yok

İsrail'de cezaevlerini izleyen sağlık alanındaki sivil toplum kuruluşu İsrail İnsan Hakları için Hekimler, şubat ayından bu yana ziyaret ettiği 59 tutuklunun tamamının yetersiz beslenme ve sağlık hizmetlerine erişim eksikliği yaşadığını bildirdi.

İsrailli sivil toplum kuruluşu Hamoked'in cezaevi verilerine dayandırdığı bilgilere göre, İsrail'de güvenlik suçlamalarıyla tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesindeki yaklaşık 5 bin 200 seviyesinden 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün haklarında resmi suçlama olmaksızın tutuklu bulunduğunu belirtiyor.

İsrailli hükümet yetkilileri, 7 Ekim saldırılarının ardından tutukluların yaşam koşullarını bilinçli olarak zorlaştırdıklarını, bu kapsamda yemek porsiyonlarını azalttıklarını ve uluslararası çatışmalarda standart uygulama olan Uluslararası Kızılhaç Komitesi ziyaretlerini yasakladıklarını açıklamıştı.

Yetkililer, bu değişikliklerin "teröristlere yönelik cezaları ağırlaştırmak ve aşırılık yanlılarını caydırmak" amacıyla yapıldığını savunuyor. Hükümet, tutukluların temel ihtiyaçlarının karşılandığını ve sistematik kötü muamele iddialarını reddediyor.

The Wall Street Journal'ın sorularını yanıtlayan İsrail Cezaevi Hizmetleri Sözcüsü ise iddiaların "asılsız, tekrar edilen ve hiçbir somut temele dayanmayan suçlamalar" olduğunu söyledi. Sözcü, tüm tutukluların yasalar çerçevesinde ve tıbbi bakım dahil temel haklarına saygı gösterilerek tutulduğunu, kötü muameleye ilişkin şikâyetlerin ise soruşturulduğunu ifade etti.

İsrail üzerindeki baskı artıyor

7 Ekim saldırılarının ardından İsrail'in cezaevlerindeki uygulamalara ilişkin daha kapsamlı açıklama yapması yönündeki baskılar da artıyor. Kötü muamele iddialarına ilişkin yeni raporların yayımlanmasıyla birlikte hem İsrail içinde hem de uluslararası kamuoyunda daha fazla hesap verilebilirlik çağrıları yükseliyor.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da mayıs ayında yaptığı bir konuşmada, toplumun bazı kesimlerinde şiddetin normalleştirildiğini, hatta övüldüğünü söyledi. Büyük ölçüde sembolik yetkilere sahip olan ve merkez çizgide görülen eski muhalefet lideri Herzog, bazı İsraillilerin, Filistinli tutuklulara yönelik "vahşi eylemler" de dahil olmak üzere gerçekleştirdiği davranışların ülkenin uluslararası itibarına zarar verdiğini dile getirdi.

İsrail, Gazze ve Lübnan'daki askeri operasyonlarının yanı sıra Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik artan saldırıları nedeniyle de uluslararası kamuoyunun eleştirileriyle karşı karşıya bulunuyor.

İsrail hakkında olumsuz düşünenlerin oranı yüzde 62'ye yükseldi

Pew Araştırma Merkezi'nin son kamuoyu yoklamaları, dünyanın birçok ülkesinde İsrail'e yönelik olumsuz görüşlerin arttığını ortaya koydu. Merkezin bu ay yayımladığı araştırmaya göre, ABD'de İsrail hükümetine olumsuz bakan yetişkinlerin oranı 2022'deki yüzde 43 seviyesinden yüzde 62'ye yükseldi.

Birleşmiş Milletler (BM) ise mayıs ayında İsrail'i, savaş bölgelerinde cinsel şiddet uygulayan ülkeler listesine ekledi. BM, bu karara gerekçe olarak Filistinli tutuklulara yönelik tecavüz de dahil olmak üzere çeşitli ihlalleri gösterdi. İsrail ise iddiaları "kapsamlı, ayrıntılı ve kesin biçimde çürüttüğünü" savunarak BM Genel Sekreteri'nin ofisiyle ilişkilerini sonlandıracağını açıkladı.

Geçen ay İsrail Yüksek Mahkemesi, Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin tutukluları ziyaret etmesinin yasaklanmasının hem uluslararası hukuka hem de İsrail hukukuna aykırı olduğuna hükmetti. Ancak mahkeme kararına rağmen Kızılhaç ziyaretleri yeniden başlamadı. İsrail iç istihbarat servisi Şin Bet de 2024 yılında cezaevi koşullarının BM İşkenceye Karşı Sözleşmesi'ni ihlal edebileceği uyarısında bulunmuş ve Kızılhaç'ın cezaevlerine erişiminin genişletilmesini istemişti.

İsrail Yüksek Mahkemesi geçen yıl da, sivil toplum kuruluşlarının hükümeti tutukluları aç bırakmakla suçlayan başvurusu üzerine, devletin tutukluların temel ihtiyaçlarını karşılamadığına hükmetmişti.

Eleştirilerin önemli bölümü, İsrail Cezaevi Hizmetleri'nden sorumlu aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'e yöneliyor. Ben-Gvir, sosyal medya paylaşımlarında Filistinli tutuklulara yönelik daha sert uygulamaları hayata geçirdiğini sık sık öne çıkarıyor.

Ben-Gvir, yasal zorunluluğa rağmen ocak ile haziran ayları arasında İsrailli denetçilerin cezaevlerine girişine izin vermedi. Sözcüsünün verdiği bilgiye göre, haziran ayında yeniden erişim izni verildi ancak önceki yıllarda yaklaşık 100 olan Adalet Bakanlığı denetçisi sayısı 16 ile sınırlandırıldı. Kamu savunuculuğu ofisinden görevlendirilen denetçi sayısı da 60'tan 5'e düşürüldü.

Kamu savunuculuğu ofisi geçen yıl yayımladığı sert raporda, cezaevlerinde "aşırı açlık" yaşandığını ve cezaevi personelinin neredeyse rutin hale gelen, herhangi bir provokasyon olmaksızın şiddet uyguladığını belirtmişti.

Doğum gününü 'idam pastası' ile kutladı

Ben-Gvir'in sözcüsü ise terör saldırılarında yakınlarını kaybeden altı İsrailli aile ferdinin de resmî cezaevi denetçisi olarak görevlendirildiğini açıkladı.

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, mayıs ayı başındaki doğum gününü, İsrail'de terör suçlarına idam cezası getirilmesini öngören ve desteklediği yeni yasayı simgeleyen ilmek şeklinde süslenmiş bir pastayla kutladı. Ben-Gvir ve siyasi müttefikleri ayrıca yakalarında sık sık ilmek şeklinde altın rozetler taşıyor.

Birleşik Krallık, Avustralya ve son olarak Fransa'nın da aralarında bulunduğu birçok Batılı ülke, Filistinlilere yönelik şiddeti teşvik ettiği gerekçesiyle Ben-Gvir'in ülkelerine girişini yasakladı.

Bununla birlikte, İsrail'de kamuoyunun önemli bir bölümü güvenlik suçlarından tutuklu bulunan kişilere daha ağır cezalar verilmesini destekliyor. İsrail merkezli düşünce kuruluşu İsrail Demokrasi Enstitüsünün 2025 yılında yaptığı ankete göre, Yahudi İsraillilerin yaklaşık yüzde 61'i Gazze'den getirilen tutuklulara kötü muamele ettiği iddia edilen askerler hakkında soruşturma açılmasına karşı çıkıyor.

Tepki çeken recavüz davası düşürüldü

İsrail gözaltı merkezlerinde Filistinlilere yönelik işlendiği öne sürülen suçlarla ilgili yalnızca sınırlı sayıda soruşturma yürütüldü. Bilinen vakalar arasında ise yalnızca bir mahkûmiyet kararı bulunuyor.

En çok ses getiren davada, 2024 yılında Sde Teiman askerî gözaltı merkezinde suçlama yöneltilmeden tutulan bir Filistinliye saldırdıkları iddiasıyla beş yedek asker hakkında dava açıldı. Yeni gözaltına alınan bazı Filistinlilerin, İsrail cezaevi sistemine sevk edilmeden önce tutulduğu Sde Teiman kampındaki olayla ilgili iddianamede, tutuklunun gözlerinin bağlandığı, kelepçelendiği ve ağır şekilde darbedildiği belirtildi. İddianameye göre mağdurun yedi kaburgası kırıldı ve iç rektumunda yırtık oluştu. Yedek askerler ise suçlamaları reddetti.

2024 yılında mağdurun tıbbi kayıtlarını inceleyen bir doktor, The Wall Street Journal'a yaptığı açıklamada yaralanmaların hayati tehlike oluşturduğunu, "açık saldırı izleri" taşıdığını ve hastaya kan nakli ile rektum ameliyatı yapılmasının gerektiğini söyledi.

Dava, bir dönem tesisi basarak protesto düzenleyen sağ görüşlü göstericilerin öncülük ettiği siyasi tepkilerin ardından düşürüldü. O dönem İsrail'in en üst düzey askerî savcısı olan Yifat Tomer-Yerushalmi ise saldırıyı gösterdiği öne sürülen bir güvenlik kamerası görüntüsünü basına sızdırdı. Tomer-Yerushalmi, geçen yıl yayımladığı istifa mektubunda, görüntüleri savaş döneminde askerlerin soruşturulmasına karşı çıkanların yürüttüğü karalama kampanyasına karşı koymak amacıyla sızdırdığını ifade etti.

İsrail makamları şimdi Tomer-Yerushalmi hakkında hem görüntüleri sızdırdığı hem de sonrasında olayı örtbas etmeye çalıştığı iddiasıyla soruşturma yürütüyor. Hukuk ekibi ise konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

Yedek askerler hakkındaki suçlamalar, Tomer-Yerushalmi'nin yerine atanan yeni askerî savcı tarafından mart ayında düşürüldü. Yeni savcı, dosyanın "son derece ağır ve rahatsız edici bir tablo ortaya koyduğunu" ancak mahkûmiyet için yeterli delil bulunmadığını ve yargılamanın adilliğinin zedelendiğini söyledi. Savcı, tutuklunun Hamas ile varılan ateşkes kapsamında serbest bırakıldığı için mahkemede ifade veremediğini, ayrıca selefinin attığı adımların da ceza yargılaması sürecini olumsuz etkilediğini belirtti.

İsrail ordusu ise Sde Teiman gözaltı merkezinde sistematik kötü muamele yapıldığı iddialarını reddederek tüm şikâyetleri ciddiyetle değerlendirdiklerini açıkladı. Bununla birlikte ordu, geçen yıl elleri bağlı ve gözleri kapalı Filistinli tutukluları dövdüğünü itiraf eden bir yedek askeri yedi ay hapis cezasına çarptırdı.

"Ölmeyi diledim"

Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e saldırdığı gün Lavi Cezaevi'nde elektrikler kesildiğinde, The Wall Street Journal ile konuşan üç eski mahkûma göre tutuklular önce sevinç yaşadı. Hamas'ın rehineler aldığını bilen mahkûmlar, olası bir takasla özgür kalabileceklerini düşündü.

Ancak aynı günün ilerleyen saatlerinde gardiyanlar hücreleri tek tek arayarak tutukluların neredeyse tüm kişisel eşyalarına el koydu. Lavi'de ve diğer cezaevlerinde tutulan eski mahkûmlar, o tarihten sonra dayakların daha sık ve daha ağır hale geldiğini, bu şiddetin çoğunlukla Keter ve Metzada adlı özel taktik birlikleri tarafından uygulandığını anlattı.

İsrail Cezaevi Hizmetleri Sözcüsü ise "Cezaevi personelinin sistematik kötü muamelede bulunduğu veya hukuka aykırı davrandığı yönündeki iddiaları reddediyoruz" açıklamasını yaptı.

47 yaşındaki Muhammed Mardavi, 1999 yılında tutuklandığını, daha sonra silahlı bir örgüte üye olmak ve insanlara ateş açmak suçlarından mahkûm edildiğini gösteren resmî kayıtlar bulunduğunu söyledi.

Mardavi, The Wall Street Journal'a verdiği demeçte, Nisan 2024'te Lavi Cezaevi'nde iki kişiyle birlikte tek kişilik küçük bir hücreye konulduğunu anlattı. Kapının altındaki dar aralıktan izlediği kadarıyla İsrail askerlerinin yeni getirilen bazı tutukluların ayaklarına ateş ettiğini, ardından da onları dövdüğünü söyledi.

Aynı gün gardiyanların hücreye girerek kendisi ve diğer iki mahkûmun ellerini bağladığını, diz çökmelerini ve başlarını yere eğmelerini emrettiklerini aktaran Mardavi, "İşte o zaman sopayı içime soktular" dedi. Mardavi, bir gardiyanın pantolonunun içinden cisim sokarak kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu öne sürdü.

"Ölmeyi diledim" diyen Mardavi, 2025 yılının başında serbest bırakıldığını ve o tarihe kadar fiziksel yaralarının iyileştiğini söyledi.

Ramallah yakınlarındaki bir halk kütüphanesinde çalışan, üç çocuk annesi 39 yaşındaki Ala'a Nabhan ise Temmuz 2024'te Facebook'ta "Allah'ım, yırtıcı kuşlarını Siyonistlerin üzerine gönder" ifadelerinin yer aldığı paylaşımlar yaptığı gerekçesiyle gözaltına alındığını anlattı. Askerî mahkeme, Nabhan'ı halkı kışkırtmak ve terörü desteklemek suçlarından mahkûm etti.

Nabhan, Ofer askerî gözaltı merkezinde sorgulanırken başına çuval geçirildiğini, kendisine ait olmadığını söylediği bir telefonun kilidini açmaya zorlanırken boynuna geçirilen ipin yavaş yavaş sıkıldığını öne sürdü. Kilidi açmaması halinde tecavüz edilmekle tehdit edildiğini ve darbedildiğini, burnunun kırıldığını söyledi. Yaklaşık altı ay sonra rehine takası kapsamında serbest bırakıldı.

Gazetenin görüştüğü 12 eski Filistinli tutukludan altısı gerekli tıbbi tedaviye erişemediklerini söyledi. Üçü ise yetersiz hijyen koşullarıyla ilişkilendirilen ve tedavi edilmediğinde ölümcül olabilen uyuz hastalığına yakalandıklarını anlattı.

İsrail İnsan Hakları için Hekimler de cezaevi idaresine gönderdiği ve The Wall Street Journal tarafından görülen mektupta, beş ayrı gözaltı merkezinde yeni uyuz salgınları tespit ettiklerini bildirdi.

İsrail askerî mahkemesinin kararı ve buna eşlik eden doktor raporuna göre, hakkında resmî suçlama bulunmayan 19 yaşındaki bir Filistinli tutuklu geçen yıl her iki bacağını ve bir kolunun bir bölümünü felç geçirdi, ayrıca bağırsak kontrolünü kaybetti. Belgelerde, tutuklunun tekrarlayan uyuz enfeksiyonlarının ardından omurga enfeksiyonu geliştirdiği ve felcin bunun sonucunda ortaya çıktığı belirtildi.

105 Filistinli gözaltına yaşamını yitirdi

The Wall Street Journal, 2023'te Gazze savaşının başlamasından bu yana gözaltında hayatını kaybeden 12 Filistinliye ait ölüm sonrası inceleme raporlarını da inceledi. İsrail hükümeti, Filistinli tutukluların resmi otopsi raporlarını ve ölüm nedenlerini kamuoyuyla paylaşmadı. Ancak bazı vakalarda, aile adına görevlendirilen bir doktorun otopsiye katılmasına ve ölüm sonrası rapor hazırlamasına izin verildi.

Gazetenin gördüğü raporlardan biri, Aralık 2024'te hayatını kaybeden 45 yaşındaki bir erkeğe aitti. Raporda, kişinin vücudunda fiziksel saldırı izleri ile el ve ayak bileklerinde aşırı kısıtlamaya bağlı yaralanmalar bulunduğu belirtildi.

Bir başka raporda, Kasım 2025'te fenalaşarak yaşamını yitiren 63 yaşındaki bir tutuklunun, tedavi edilmeyen sepsis nedeniyle öldüğü kaydedildi. Rapora göre sepsisin, yeterince kontrol altına alınmayan diyabet, yetersiz beslenme ve genel fiziksel güçsüzlük sonucu gelişmiş olabileceği değerlendirildi. İncelenen bir diğer raporda ise Mart 2025'te fenalaşarak hayatını kaybeden 17 yaşındaki bir tutuklunun "aşırı ve muhtemelen uzun süreli yetersiz beslenme" yaşadığı ifade edildi.

Physicians for Human Rights Israel (İsrail İnsan Hakları için Hekimler), resmi verilere dayanarak Ekim 2023 ile Haziran 2026 arasında İsrail gözaltısında 105 Filistinlinin hayatını kaybettiğini takip ettiklerini açıkladı.

İsrail cezaevi sisteminden sorumlu Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise bakanlık talimatlarıyla tutuklulara verilen yiyecek miktarını azalttı ve elektronik cihazlara erişim ile kantin kullanımını da kapsayan çeşitli hakları askıya aldı. Ben-Gvir, 2024 yılında sivil toplum kuruluşlarının açtığı davaya verdiği yazılı yanıtta bu değişikliklerin bir bölümünü ayrıntılarıyla anlattı.

"Yasal olarak zorunlu olan asgari seviyeye kadar, gıda ve kalori miktarı da dahil olmak üzere güvenlik tutuklularının koşullarını azaltmak benim politikamdır" diyen Ben-Gvir, "Bunda yanlış bir şey yok. Tam tersine, güvenlik tutukluları adi suçlulara göre daha az imkâna sahip olmalı ve zaten oluyorlar" ifadelerini kullandı.

İsrail parlamentosu da savaş sırasında gözaltına alınan çok sayıda kişi için yer açılabilmesi amacıyla, her tutukluya en az 4,5 metrekare yaşam alanı ayrılmasını zorunlu kılan düzenlemeyi geçici olarak askıya aldı. Bu uygulama hâlen yürürlükte bulunuyor.

Kaynak: Gazete Oksijen