21 Mayıs 2024, Salı Gazete Oksijen
Haber Giriş: 23.07.2021 04:30 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:16

İklim mücadelesini nasıl kazanırız?

En yoksul ülkeler şimdiden iklim değişikliğinden en çok zararı görüyor; üstelik önlemler için kaynak bulmakta en çok zorlanan da onlar. Orta ve az gelirli ülkelerin yeşil dönüşüme tam katılımı olmadan küresel ısınmayı derecenin altında tutmayı beklemek hayalcilik olur
İklim mücadelesini nasıl kazanırız?
Kemal Derviş Sebastián Strauss
Son dönemde yeşil teknolojilerde ciddi ilerleme kaydedildi. Öyle ki 2050 yılına kadar net-sıfır sera gazı emisyonu artık sadece teknik açıdan erişilebilir değil, ekonomik olarak da mantıklı görünüyor. Küresel ısınmayı endüstri öncesi döneme göre 2 derecenin altında tutmak için bu hedefe ulaşmak şart. Ama ülkelerin bir an önce emisyonları azaltmaya başlaması gerekiyor.

Maliyetin adil paylaşımı

İklim değişikliği dünyanın farklı bölgelerini farklı şekillerde etkiliyor. Gerek geçmişte gerekse bugün her ülke aynı düzeyde karbondioksit emisyonuna sebep olmuyor. Bu farklılıklar yüzünden emisyonu azaltma maliyetlerinin adil paylaşımı konusunda şu ana dek uluslararası mutabakat sağlanamadı. Ancak Kasım ayında Glasgow’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi (COP26) yaklaşırken, küresel ısınmanın bir tehdit olduğunun kabul edilmesi ve yenilenebilir enerjilerin maliyetindeki keskin düşüş sayesinde hızlı bir ilerleme kaydedilebilir. İklim tartışmaları artık değişim maliyetine değil, yeni teknolojilerin sunduğu fırsatlara odaklanıyor.  2050’de net-sıfır emisyonlu bir dünyaya kavuşma yarışı kıyasıya devam ediyor, zira farklı ülkeler farklı hızlarda ilerliyor. Ama giderek kesinleşen bir gerçek var: Çin haricindeki yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler (EMDE), gösterecekleri performansla başarıda kilit rol oynayacak.  Gelişmiş ekonomiler arasında Avrupa yeşil dönüşüm çabalarına öncülük ediyor. Joe Biden yönetimindeki ABD iklim hedefleri konusunda daha kararlı görünüyor ve iç siyasetteki süregelen engellere karşın ülkenin teknolojik kapasitesi gereken performansı mümkün kılabilir. Aynı şeyler net-sıfır öncüleri arasına girecek kaynak ve teknolojiye sahip olan Japonya ve Kanada gibi diğer zengin ülkeler için de söylenebilir. En yoksul ülkeler şimdiden iklim değişikliğinden en çok zararı görüyor; üstelik önlemler için kaynak bulmakta en çok zorlanan da onlar. Etik olarak, yeşil teknolojilere uyum sağlayıp hızlı bir geçiş yapmak için ciddi yardımı hak ediyorlar ancak bu ülkelerin karbondioksit salımı bugünden 2050’ye kadarki toplam rakamlara ciddi bir etkide bulunmayacak kadar küçük. 

Çin ayrı değerlendirilmeli

Gelişmekte olan ülkeler için durum böyle değil. İklim konusundaki istekleri ve becerileri, global başarının en büyük belirleyicilerinden olacak. Birçok gelişmiş ekonomideki emisyonlar düşerken, EMDE kategorisindeki çoğu ülkede rakamlar hâlâ yükseliyor. Şu anda Çin de dahil olmak üzere EMDE ülkeleri global salımı üçte ikisinden sorumlu. Dünya toplamının yüzde 30’u tek başına Çin’den geliyor. Fakat Çin birçok önemli noktada diğer EMDE ülkelerinden ayrışıyor, bu yüzden Çin’i diğerleriyle aynı kefeye koymak karbonsuzlaştırma sürecini değerlendirirken yanıltıcı olabilir. Her şeyden önce, Çin yeşil teknolojide küresel ihracat lideri olma arzusuna ve kapasitesine sahip; bu amaca doğru ilerlemek ülkedeki sosyopolitik sistemin de dışarıya daha hoş görünmesini sağlayacak. Dahası, Çin yeşil geçiş için gereken ve çoğu zaman yüksek olan ön maliyetleri karşılayacak finansal kaynaklara sahip; yarı kamusal yarı özel yapıdaki Çinli şirketler bu yatırımların büyük bölümünün kâra geçmesi için gereken uzun vadeli hamleleri tercih edebilir. Son olarak Çin öyle büyük ki, sırf kendi içindeki emisyonu azaltması tüm dünyaya ciddi fayda getirecek. Böylece Çin’in uluslararası meselelerden kaytardığı suçlamasına da bir cevap verilmiş olacak. Dolayısıyla Çin’in kısa süre içinde iklim politikalarını genişleteceğine ve emisyonları şimdikinden çok daha hızlı bir şekilde azaltan bir büyüme yoluna gireceğine inanmak için makul sebepler var. Öte yandan, her ne kadar homojen bir gruptan bahsetmesek de gelişmekte olan diğer ülkelerin hemen hepsi karbon-yoğun büyüme rotasında ilerlemeye devam ediyor. 

Nüfus artışınını etkisi

Gelişmekte olan ülkelerin nüfusu artmaya devam ediyor; üstelik bu insanların yüz milyonlarcası aşırı yoksul. Bu nüfusların beklentilerini karşılamak için enerji, ulaşım, konut ve bunlarla bağlantılı sektörlere ciddi yatırımlar şart. Dolayısıyla, gelişmiş ekonomiler ve Çin için karbon salımını azaltma senaryoları haklı bir iyimserlik içerirken 2 derecelik küresel sıcaklık artışı eşiğinin hangi tarafında kalacağımızı yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülkeler belirleyecek. Gelişmiş ülkelere ve Çin’e kıyasla, bu ülkelerin yeşil büyüme rotasına girmek için gerekli olan uzun vadeli başlangıç sermayesini devreye sokma becerisi sınırlı. Yurt içi mali olanakları kısıtlı; üstelik gelişmiş ekonomiler tarafından düşük gelirli ülkeler için ayrılabilecek kaynaklara erişecek özelliklere sahip değiller. Dahası, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika gibi bazı önemli EMDE ülkeleri halen ciddi şekilde kömüre bağımlı. Bu ülkelerin önündeki birincil şart yeni yeşil enerji kapasitesinin hızla artırılması; ama görece yeni olan sermaye birikimlerini elden çıkarmak gibi fazladan bir güçlükle karşı karşıyalar. Aynı sorunları yaşayan Çin’in ise manevra alanı daha geniş. Bu sorunun tek olası çözümü gelişmekte olan ülkelere bol miktarda uzun vadeli finansman sağlamak. Çok-taraflı kalkınma bankaları bu süreci kolaylaştırabilir. Yapmaları gereken şey, kendi ayrıcalıklı finansmanları ile özel kaynakları seferber edecek risk azaltıcı imkanları birleştirmek. Bunun için söz konusu bankaların hem sermayelerini artırması hem de bilançolarını daha esnek şekillendirme izni alması gerekiyor. Bu süreçte Çin de yabancı sermaye alıcısı olmak yerine diğer gelişmekte olan ülkeler için uzun vadeli özel ve kamu finansmanı kaynağı olacak. Karar alıcılar COP26 zirvesine hazırlanırken 2050 itibariyle karbon-nötr dünya hedefine ulaşma ümidi artıyor. Ama orta ve az gelirli ülkelerin yeşil dönüşüme tam katılımı olmadan küresel ısınmayı derecenin altında tutmayı beklemek hayalcilik olur. © Project Syndicate  Sebastián Strauss: Brookings Institution’da Kıdemli Araştırmacı Analist ve Stratejik Etkileşim Koordinatörü.