Tutuklandıktan sonra görevinden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 92’si tutuklu 414 sanıklı İBB Davası, 21'nci gününde Silivri'de sürüyor.
İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor. İddianamenin kabul edilmesinin ardından ilk duruşma 9 Mart Pazartesi günü görüldü. Davanın ilk duruşmasından bugüne kadar 29 kişinin savunması alındı. Cuma günü duruşma görülmezken duruşmalara haftanın 4 günü devam ediliyor.
Tutuklu sanıkları, avukatları, gazeteciler ve izleyiciler salondaki yerini aldı. Mahkeme heyetinin gelmesiyle duruşma görülüyor. Davanın 21. günü Esra Bayrak'ın savunması ile başladı.
Mahkemeye ara verildi
Ali Kurt'un yaklaşık iki saat süren savunmasının ardından duruşmaya ara verildi.
Kurt'un savunmasının tam metni şöyle:
"Öncelikle çok üzgünüm. Hayatım boyunca birçok kez topluluk önünde konuşma yaptım ama hiçbir zaman bir ağır ceza mahkemesinde savunma yapacağım aklıma gelmezdi. Orada beni yalnız bırakmayan iş arkadaşlarım, ailem ve dostlarıma da teşekkür ediyorum; bu bizim için önemli bir motivasyon.
Sayın Başkanım, Sayın Heyet, Sayın Savcım; tamamen soyut olan iddiaları tek tek ve belgeleriyle, yoruma mahal vermeyecek şekilde az sonra size anlatacağım. Bu durumun altını çizmek istiyorum: Ben savunmamı ne kadar iyi anlatabilirim bilmiyorum ama sunduğum belgelerin savunmamla ilgili kafanızda herhangi bir soru işareti bırakmayacağını düşünüyorum. İddianamedeki hakkımdaki iddialar maalesef teknik kavramların yanlış yorumlanması, "etkin pişmanlık" adı altında sorumluluktan kaçmaya çalışan şahısların çelişkili beyanları ve somut gerçeklerle bağdaşmayan kurgular üzerine inşa edilmiştir. Sayın Başkanım, iddianameyi doğru değerlendirebilmeniz için öncelikle çok kısa kendimden bahsedeceğim. Sonra KİPTAŞ şirketinden bahsedeceğim çünkü KİPTAŞ'ta Genel Müdürlük yaptığım dönemle ilgili yargılanıyorum maalesef. Ondan sonra da eylemleri tek tek anlatacağım. En sonda örgüt üyeliğiyle ilgili savunmamı yapıp bir kapanış yapacağım.
Sayın Başkan, ben 1981 İstanbul doğumluyum. İstanbul'da doğdum ama ilk ve ortaöğretimimi Mersin'de tamamladım. Annem ve babam emekli öğretmendir. 2000 yılında üniversiteyi kazanınca tekrar İstanbul'a geldim. İlk yıl hazırlık okudum, yurtta kaldım. 2 yıl yurtta kaldım. Hazırlık okuduktan sonra çalışmaya başladım. Özel ders verdim, çeşitli mekanlarda hizmet sektöründe çalıştım, anketörlük yaptım. Daha sonra akademik branşta derslerimizi almaya başlayınca hem mesleki alanda hem de projeler konusunda ücreti mukabilinde projelerde çalıştım. Açıkçası para kazandım. Daha sonra bir arkadaşımla eve çıktım; yani hem çalıştım hem okudum.
2005 Haziran ayında mezun oldum. 2005'in temmuz ayında Toplu Konut İdaresi Başkanlığında (TOKİ) işe başladım. TOKİ'de uzman yardımcısı olarak çalıştım, uzman oldum. İstanbul Arsa Üretim Şube Müdürü ve Kurucu Müdürü oldum. Sonra İstanbul Emlak Daire Başkanlığı yaptım. Sonra İstanbul Kentsel Yenileme Daire Başkanlığı yaptım. Her ne kadar yönetici olduğum birimlerin başında "İstanbul" yazsa da Sayın Başkan; İstanbul başta olmak üzere Bursa, İzmir, Kocaeli, Balıkesir gibi büyükşehirleri kapsayan, aslında Marmara ve Ege'nin büyük bir kısmını kapsayan 24 ilden sorumluydum.
Çalıştığım projelerden de biraz bahsetmek istiyorum: İstanbul 3. Havalimanı kamulaştırması zaten benim şube müdürlüğümün kurulma amacıydı; tamamen benim yöneticiliğini yaptığım şube müdürlüğü tarafından gerçekleştirildi. İşin büyüklüğünü şöyle anlatayım: Zeytinburnu ilçesi 11.000.000 metrekaredir, İstanbul Havaalanı 77.000.000 metrekaredir; yani 7 katı büyüklüğünde dev bir projeydi. Şu anda "Kanal İstanbul" adı altında yapılmaya çalışılan proje aslında bir rezerv alandı. O rezerv alanın belirlenme sürecinde de kamu tarafında bunu bilen belki 4-5 teknik insandan biriydim. Yani kamunun mahrem denecek projelerinde çalıştım. O proje sınırlarının belirlenme, kamulaştırma ve imar uygulama süreçlerinde bulundum. Amacımız o zaman İstanbul'daki riskli yapıların bu alanda deplase edilmesiydi.
Tabii görevim gereği devletin en üst derece makamlarıyla, dönemin başbakanları ve bakanları dahil birçok mahrem toplantıya katıldım. Bu detayı niye veriyorum? Kendi reklamımı yapmak için değil ama şöyle söyleyeyim: Kanal İstanbul'un yapıldığı şu anki rezerv alan 377.000.000 metrekare. İlk belirlendiğinde, yani güneyden kuzeye İstanbul'un Avrupa Yakası'nın büyük bir kısmını alıyordu. Biz bu sınırları belirlediğimizde bunu Türkiye'de bilen, devletin üst kademesi hariç 4-5 kişi vardı; bunardan biri de bendim, işin koordinasyonu bendeydi. Kayıtlar incelendiğinde ne şahsımın ne 3. derece yakınlarımın ne de 1. derece yakınlarımın 1 metrekare yer aldığını göremezsiniz. İş prensibi olarak hem KİPTAŞ'ta hem de Toplu Konut İdaresi'nde çalıştığım yerlerden hiçbir zaman gayrimenkul tüketmemişimdir. 16 yıl bu görevi yaptım. Zaten bu özelliğimden dolayı TOKİ Emlak Daire Başkanlığı görevini bana atfettiler ki önemli bir görevdi; TOKİ'nin kaynak üretmesini sağlayan birimdi. Hiçbir zaman öyle bir şeye tevessül etmedim. Zaten ilerleyen süreçte mal varlığımla ilgili de açıklamalar yapacağım.
4 tane TOKİ Başkanı ile çalıştım. Sayın Başkan, Sayın Savcı; Ergün Turan döneminde kadroya girdim, memur oldum. Mehmet Ergün Turan döneminde şube müdürü oldum. Önceki TOKİ Başkanı döneminde emlak daire başkanı oldum. Diğer TOKİ başkanı döneminde de kentsel yenileme ve daire başkanı oldum. Şu anki TOKİ başkanı ile aynı anda daire başkanlığı görevi yaptık. Yani ben siyasi bir saikle TOKİ'de durabilseydim veya öyle ilişkilerim olsaydı, şu anda teorik olarak söylüyorum, TOKİ'de başkan olarak görev yapabilirdim. Şu anki bakan veya genel müdürlerin hepsi çalışma arkadaşımdır. Bunları anlatmamdaki sebep şudur: Sayın Başkan, biliyorsunuz Türkiye'de 17-25 Aralık operasyonu oldu. O dönemde Toplu Konut İdaresi'nde de bulunulmuştu; benim bulunduğum birime de operasyon yapılmıştı. Ben dahil değildim ama daha sonra malum 15 Temmuz süreci yaşandı. Orada tüm memurlar incelendi. Ben daire başkanı olacağım süreçte, o dönemin TOKİ başkanı siyasi bir kimlik olmamamdan ötürü beni bu göreve getirdi. Emlak Daire Başkanlığı gerçekten önemli bir makamdır; aklınıza gelecek her türlü kamulaştırma, proje sınırlarının belirlenmesi, imar uygulama süreçleri, alımlar ve satımlar hep orada yönetilir. Ben şube müdürüyken, yani arsa üretim müdürüyken, 2013-2014-2017 yıllarında sadece benim tasarrufumda 750-800 milyon TL harcama yetkisi vardı. O zaman İstanbul'daki ilçe belediyelerinin bile böyle bir bütçesi yoktu. Önemli bir mevki olduğu için o dönemin TOKİ başkanı beni devletin başka birimlerine de inceletti. Bunu niye anlatıyorum? Devletten ayrıldığımda, yani memurluktan istifa ettiğimde sicilimde en ufak bir pürüz dahi yoktu. Şu anda da yok, o zaman da yoktu; bunu kayıtlarla teyit edebilirsiniz.
Daha sonra 2019 yılında, Sayın Ekrem İmamoğlu'nun yerel seçimleri kazanmasından sonra bir vesileyle KİPTAŞ'a genel müdür olma teklifi edildi. 2019 yılı Ağustos ayında KİPTAŞ'a genel müdür olarak atandım. Tabii KİPTAŞ'ı devralmak veya yöneticisi olmak profesyonel ve mesleki anlamda benim için önemli bir aşamaydı; ancak KİPTAŞ'ı devraldığımızda ciddi sıkıntılar yaşadık. Ben genel müdür olduğumda KİPTAŞ'ın piyasaya, o dönemin parasıyla 1.2 milyar TL borcu vardı. Bugünkü dolar kuruyla bu rakam 220 milyon dolara, yani yaklaşık 9.5 milyar TL'ye tekabül ediyor Sayın Başkanım. Bu 1.2 milyar TL'nin 240 milyon TL'si, yani 40 milyon doları kamu bankalarına olan borçlardı. Şirketi böyle bir borç yüküyle devralınca, KİPTAŞ o kadar kötü bir finansal durumdaydı ki vergi dairesine olan borçlarından dolayı genel müdürlük binasını ipotek ettirmek zorunda kaldık. Çok ciddi bir finansman planlaması yaptık ve borçlarımızı yapılandırdık. Geçmişten kalan ve yarım olan 9 tane işimiz vardı; bir kısmı hala devam ediyor. Bu işlerin teslimine öncelik verdik ve 1 yıl gibi bir sürede tüm borçlarımızı yürür hale getirdik; hatta 1.5 yıl sonra borçlarımızı sıfırladık. Tabii bunu yaparken KİPTAŞ'a yeni bir yönetim anlayışı gelmesi gerekiyordu çünkü algı çok farklıydı. Birazdan size KİPTAŞ'ı farklı bir yönden anlatacağım.
Yönetim anlayışı olarak ciddi değişikliklere gittik. Erişilebilir, dinamik ve yenilikçi özelliklerimizi ön plana çıkardık ama en önemli özelliğimiz şeffaflık oldu. Bu, bizim en güvendiğimiz ve bizi güvence altına alan özelliğimizdi; bence bizi dokunulmaz kılan da buydu. Şeffaflık adına, proje kararlarımızı KİPTAŞ tarihinde bir ilk olarak anketlerle belirlemeye başladık. Sosyal konut kapsamında kuralara online başvuruları tamamladık ve kuraları noter huzurunda canlı yayınla gerçekleştirdik. Bunlar da KİPTAŞ tarihinde ilktir. Sadece KİPTAŞ'ta değil, Türkiye'de de birçok ilke imza attık, bunları tek tek açıklayacağım. Ama en önemlisi —ki bu davayı da ilgilendiriyor Sayın Başkan— KİPTAŞ'ın üzerinde yük olan gayrimenkul satışlarını KİPTAŞ tarihinde ilk kez müzayede yoluyla yapmaya başladık. Bakın bu çok önemli. 9 tane müzayede yaptık. Bu durum basında da çok yer etti; çünkü o dönem araçlar da vardı, onları da sattık. Şimdi bu neden çok önemli? KİPTAŞ geçmiş dönemde de gayrimenkul satacağı zaman —ki bu anlattığım şey bir suç değildir— gazeteye ilan veriyordu. Belirli bir sürede kim teklif verirse onlar arasından tercih yapıyordu.
İştirak şirketlerinin statüsünün iddianamede çok iyi anlaşılmadığını düşünüyorum. Bizler Türk Ticaret Kanunu'na tabi şirketleriz; alım satım yaparken kendi şahsi şirketiniz gibi davranabilirsiniz, sadece kamu kaynağını harcarken belirli kanunlara tabisiniz. Beni ilgilendirdiği için bunların detaylarını anlatacağım; ancak bu iddianamede ekspertiz değerinin altında gayrimenkul sattığım iddiasıyla yargılanan ben Ali Kurt, KİPTAŞ'ta 9 tane halka açık müzayede düzenlenmesine önayak olmuş bir genel müdürüm. Bakın; yok. Erişilebilirlik adına dönüşümde bu da çok önemli bir şey. Gene bu da beni ithamda bulunan konulardan biri ama iddianame bu çürüdüğü için bazı şeyler bu isnat olarak gelmedi. Dönüşümde uzlaşı sağlayan vatandaşlara biz İstanbul Yenileniyor platformu üzerinden bir hizmet sunduk. Sayın Başkan, bu Türkiye’de de ilk, bakın ilk ve tek. İstanbul Yenileniyor platformu üzerinden biz, bizle iş yapmak isteyen müteahhitlere portal açtık. Dedik ki, KİPTAŞ’la çalışmak istiyorsanız internetten bize başvurabilirsiniz. İlle geçmişte KİPTAŞ’la iş yapmanız gerekmiyor veya bir referansla bize gelmeniz gerekmiyor. Yani biz müteahhitlerimizi iddianamede bahsedildiği gibi böyle belli gruplara ki eylem bazında anlatacağım somut örneklerle ayrıcalık tanıyarak belirlemedik. Bunu da Türkiye’de yapan ilkiz, bunu da kontrol edebilirsiniz. İstanbul Yenileniyor portalı üzerinden biz yüklenicilerin talepte bulunmasını sağladık.
Yenilikçi özellik olarak da mahalle aralarına kadar girdik Sayın Başkan. Maliyetleri düşürdük. KİPTAŞ Türkiye’nin en büyük 11. inşaat şirketidir. Biz göreve geldiğimizde ihaleye bile giremeyen, genel müdürlük binasını ipotek ettirdiğimiz şirket, Türkiye’nin şu anda genel müdürlüğü bıraktığımda en büyük 11. inşaat şirketiydi. Ki devam eden işler tamamlandığında göreceksiniz ki bu ilk ona da girecektir ve kamudan hiçbir ihale almadan bunu yaptık. Nasıl yaptık? Çok iktisatlı davrandık, çok iyi projeler ürettik. Ve bizim ölçeğimizde hiçbir firma mahalle arasına girmiyordu. Tabii siyasi bir ortam belediye. Biz bakınız, KİPTAŞ 10 daire yıkıyordu, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yer yerinden oynuyordu. O kadar önemli. Bizde yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çöpten enerji üreten şirket var; KİPTAŞ’ın dönüşüm işini ayrı tutuyorum, ama çöpten enerji üretiyor yani böyle bir şey olabilir mi? İnovatif, sürdürülebilir, bizden daha önemli bir iş yapıyor ama KİPTAŞ 10 daire yıksa olay oluyordu. Biz mahalle aralarına kadar soktuk KİPTAŞ’ı. Eleştirildik, bugün bakın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı mahalle aralarındaki yerlere kredi veriyor ve dönüşümün önünü açtı. Bunu da Türkiye’de ilk uygulayan biziz, bizim ölçeğimizde hiçbir şirket girmemişti.
Bu dediğimi de ilk kez biz yaptık ve hala yapılamadı ve belli ki yapılamayacak. Türkiye’de sabit taksitle dönemin asgari ücretinin altında sosyal konut üreten ilk kurum KİPTAŞ oldu Sayın Başkan. Bunlar çok önemli. Bunu hem ilkiz hem de tekiz. Şöyle söyleyeyim, Silivri 4. Etap… Burada bazı gardiyan arkadaşlar veya işte görevli arkadaşlar da orada oturuyor biliyorum. İlk sosyal konut projemiz Silivri 4’tü. 2200 liradan, 2020 yılında pandemide sokağa çıkma yasağı varken, o zaman asgari ücret 2250 falan, biz 2200-2100 liradan satışa çıktık. Geçen gün söyledi bir arkadaş, aidatlar şu an 2600 lira. Bunu Türkiye’de başaran tek kurum biziz. Bakın tek kurum biziz ve bunu da bundan sonra da bu maliyet artışında başarabilecek başka bir kurum yoktur.
Çevreci sosyal konut kavramını ilk biz kullandık, ilk uygulamasını biz yaptık: Tuzla Meydan Evler projesidir. İlk kez bir sosyal konutta gri su geri kazanım sistemi uyguladık. Ve ama en önemlisi, bugün Türkiye’de de kullanılan, İstanbul Yenileniyor modelini hayata geçirdik. Oradaki amacımız şuydu: İstanbul’da riskli yapıda oturan vatandaşlara, inşaat maliyetine uzlaşmaları halinde KİPTAŞ garantörlüğünde dönüşüm imkanı sunduk. Bakın bu Türkiye’nin geleceği için önemli bir modeldir. Burada tutanaklara geçmesi için de söylüyorum, birçok yayında da söyledim bunu. Şu anda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı "Yarısı Bizden" kampanyası, İstanbul Yenileniyor sürecinin birebir aynısıdır. Çalışan arkadaşları da biliyoruz zaten içinde. Tek farkı nedir biliyor musunuz? Kamu bankalarından destek alıyorlar. Biz kamu bankalarından borçları ödedikten sonra bir kuruş kredi kullanamadık Sayın Başkan.
Tabii bunun yanında dinamik bir yönetim anlayışıyla 49 projede toplam 18.258 bağımsız bölümün inşaatını gerçekleştirdik, benim genel müdürlüğüm dönemimde sadece. Bunların 11.705 bağımsız bölümünü teslim ettik. Kalan projelerimiz de şu an bildiğim kadarıyla devam ediyor. Ama en önemlisi dedim ya, yönetim anlayışını değiştirdik. Bizden önce KİPTAŞ, Sayın Başkan hepsi siyasete malzeme edildi bunlar, ben hiçbir siyasi polemiğe girmedim, bunları teknik olarak anlatmaya çalıştım ama bulunduğumuz pozisyon itibarıyla bu siyasete çekiliyor, bizden önce hiç kentsel dönüşüm yapmamıştı. Yani herkes anlatıyor, ben şu anda 40 Ağır Ceza önünde kendimi savunuyorum. Daha bundan öte bir dünya yok yani, ben kendimi şu anda yargılandığım bir mertebede savunuyorum, yalan söyleme ihtimalim yok. Bizden önce iki bölgede dönüşüm adı altında yıkım yapıyor iki bölgede; biri Beşyol projesidir biliyorsunuz Gaziosmanpaşa Adliyesi’nin yanında, ki Gaziosmanpaşa Adliyesi’nin olduğu binayı da biz yaptık, benim dönemimde şeye teslim edildi. Orayla ilgili bir anekdot 30. eylemde özellikle anlatacağım. Biz, bakın 25 yıl boyunca iki bölgede 1632 konut yıkmış sadece KİPTAŞ. Biz 13 ilçede 25 ayrı bölgede 2519 konut yıktık. Çok kısa bir sürede Sayın Başkan, çok kısa bir sürede. Neden çok kısa bir sürede diyorum onu da anlatacağım.
Yani biz aslında 11 bin insanın hayatına dokunduk. Bizden önce KİPTAŞ’ın böyle bir misyonu yoktu. Yani biz KİPTAŞ’ı hem özel şirket ben özel şirket diye gittim çünkü bakın şurada önemli, kaçırılıyor; ki bana isnat edilen bir eylemde irtikap suçu, yapacağım ben devlet memuru değilim. Türk Ticaret Kanunu’na tabi bir şirkette profesyonel yöneticiyim. Memurluktan 657’den istifa edip şirkete geçtim. 4A sigortalı personelim. Şu an devlet memurlarının maaşı yatıyor buradaki sanıkların, benim yatmıyor. Ne maaşım yatıyor ne sigortam yatıyor tutuklu olduğum günden beri.
Yurtlar yaptık, bakın İstanbul’un merkezinde eski Ali Sami Yen stadının yanında yurt yaptık, imar değişikliği de yapabildik orada. Tescilli yapıları restore ettik KİPTAŞ tarihinde. Deprem bölgesindeki ilk betonarme okulu biz inşa ettik, İBB çalışanlarından oluşturduğumuz bütçeyle. Geçici yaşam alanı inşa ettik Türkiye’de ve bunları nasıl yaptık biliyor musunuz Sayın Başkan?
Hatırlarsanız 2019’da tabii siyaset böyle hararetli. İştirak şirketlerinin genel kurullarını tescil etmediler bir genelgeyle. Şimdi diğer şirketler için önemli olmayabilir ama KİPTAŞ için çok önemli. Niye? Geçmişte satılan daireler var; vatandaş borcunu ödüyor, dairesini almak istiyor. Tapu işlemi, imza yetkisi, yetkili gönderme süreçleri var; tapu dairesi benim imza yetkimi kabul etmiyor çünkü ticaret sicilinde genel kurulumuz tescili olmadığı için. Tam 1.5 yıl sonra tescil oldu. Yani ben bu dediğim işlerin hepsini KİPTAŞ'ta 3.5 yılda yaptık; ekip arkadaşlarım ve Büyükşehir Belediyesi'nin bürokrasisi sayesinde. Bakın, bir 3.5 yılda hem pandemi koşullarını hem depremi yaşadık. Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin -diyorum ya en kötü, şu an tabii dışarıdaki ortamı bilmiyoruz- en kötü ekonomik dönemi. Tarihte ben bunu yayınlarda da söyledim; niye sosyal konutu bir daha asgari ücretin altına yapamayacaklar biliyor musunuz Sayın Başkan? Tarihte ilk kez inşaat maliyetleri asgari ücretin üstüne çıktı. 2020 yılında, bakın şu an bir inşaatın metrekare maliyeti 33.000 lira bildiğim kadarıyla. Asgari ücret kaç lira? 22.000 mi? 27.000 lira mı? İlk kez üstüne çıktı 2020 yılında. Bu kırılmaları yaşadığımız dönem ve İBB Meclisi yokken.
Şimdi İBB Meclisi'ne de bir pencere açmak istiyorum. Ben TOKİ’de çalıştığımda, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, TOKİ'yi ivmelendiren bir başkandı. Sonra bakan oldu, onun döneminde başladı. Sayın Cumhurbaşkanı o zaman Başbakandı; biz direkt Başbakanlığa bağlıyız. Yani ben -atıyorum- 2-3 imza atıyoruz, TOKİ Başkanı'ndan sonra Başbakan imzalıyor. İnanılmaz operasyonel bir gücümüz var, yetkimiz var. Ama İstanbul'da KİPTAŞ kadar yetkili değildik. Size şöyle bir örnek anlatayım: Gaziosmanpaşa'da Avrupa Konutları vardır; benim TOKİ'de yaptığım ilk imar uygulaması işi odur. Hazine’den devraldım; bin bir güçlükle, anlatsam arka planını "devlet içinde devlet" olduğunu anlarsınız. Sonra Beşyol projesinin yapıldığı yer vakıflara ait; ben TOKİ'deyken oranın araştırmasını yaptım. Bakın Erdoğan Bayraktar gibi agresif bir yönetici bile istedi, Başbakan'a bağlıyız ama biz orayı çözemedik. O dönemin KİPTAŞ yönetimi çözdü İBB Meclisi sayesinde.
Ben görevi teslim alana kadar KİPTAŞ, yaklaşık 71.000 konut üretmişti; %95'i imar değişikliği. Yani sizin bir yerinizi alıyorlar -çok kaba, amiyane tabirle bu arada bu suç değil, nasıl yapıldığı önemli- yeri alıyorlar yeşil alan, imarını değiştiriyorlar, konut üretiyorlar, satamadı mı İBB ile trampa yapıyor. İBB Meclisi bu konularda önemli bir paydaş çünkü idari kararlar oradan alınıyor. Bizim dönemimizde, yani benim genel müdürlük dönemimde bildiğim kadarıyla -şu anda da öyle, ben tutuklandığımda KİPTAŞ yönetim kurulu başkanıydım, tutuklanana kadar böyleydi, şimdi nasıl bilmiyorum- İBB Meclisi'nden bir tane plan kararı geçiremedik biz. Hatta şöyle söyleyeyim; biz müzayede yaptık. Tabii her yaptığınız iş olay oluyor çünkü Türkiye'de herkeste bir inşaat sevdası var, insanlar buna çok sıkı sıkıya sarılıyor. Müzayedeye çıktık olay oldu. Bizim genel müdürlüğümden önce alınmış bir arsa var Başakşehir'de; bu şey de çok gündem oldu siyasette, borcunu da biz ödedik gene bir kısmını. Başkanım 1.600 konutluk yer; 17 milyon harç ödemişiz sene 2018, düşünün. Yeşil alana çevirdi İBB Meclisi KİPTAŞ'ın elindeki yerleri. Sadece KİPTAŞ'ın değil diğer şirketlerin de... Bunu siyaseten söylemiyorum.
Biz şirketi yönetirken -aslında bu bir şirket, Türk Ticaret Kanunu'na tabi- bir kamu adabıyla, kamu şeffaflığıyla ve sektöre rol model olma hedefiyle bunu yaptık. Ama birçok alanda da kamuya rol model olduk. Yani bugün Çevre Şehircilik Bakanlığı basında duydum, çok önemli kampanya açıklıyor; İstanbul'daki riskli yapı sahiplerine avantajlı kredi imkanı sunuyor. Bakın, benim KİPTAŞ'a gelene kadar sosyal medya hesabım yoktu, KİPTAŞ'la açtım. Trol olarak kullanmadım, her şey orada belgelidir son 3 yıldır. Hep dediğim şey şu: "İstanbul'daki riskli yapı sahiplerine ayrıcalıklı kredi imkanı sunulması lazım." Bizim elimizde İstanbul Yenileniyor kapsamında 1.5 milyon sayın başkan, 1.5 milyon insanı kapsayan 30.000'in üzerinde başvuru var. "Gelin bunlara kredi verin" diye 3 yıldır biz bunu, riskli yapıda oturan vatandaşların sesi olduk.
Burada bir siyasi amacı yok, gerçek bu; çünkü ben Hatay'a gittim ikinci gün, başkan görevlendirmişti bizi. Filmlerde görmeyeceğiniz bir manzara gördük biz orada; insanın hayata bakış açısı değişiyor. Bulunduğum pozisyon itibariyle de bunu yöneticisi olduğum şirket itibariyle; kamuya bunları anlatmaya çalıştık. Şimdi tabii bunları yaparken de iyi bir ekip ve yapılanma yapılması gerekiyordu. Bunu da anlamanız çok önemli iddiaları değerlendirebilmeniz için; inanın bunu KİPTAŞ'ın Ali Kurt’un reklamı için demiyorum, eylemleri anlattığımda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız Sayın Başkanım. 4 tane genel müdür yardımcılığı kurduk, güçlendirilmiş bir hukuk müşavirliği yaptık ki direkt genel müdüre bağlı. Bakın KİPTAŞ bir konut inşaat şirketi değil mi, gayrimenkul şirketi mi? Ne kadar komiktir ki 25 yıldır yönetiliyor, büyük işler yapmış bir değerleme birimi bile yok. Değerleme birimini kuran benim. Benim genel müdürlüğüm döneminde oldu. Niye? Biz mal alıyoruz, mal satıyoruz. Bunların bir yerden takip edilmesi lazım.
Şimdi benim yargılandığım çok saçma ama onu da belgelerle anlatacağım, hiç yoruma bile gerek kalmadan. SPK’nın altındaki değerde yer satamazsınız. Ya siz gelseniz, Sayın Cumhurbaşkanı gelse ekspertizlerin altında mal satamaz. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Tapuyu rayicinin altına satmaya benziyor. Böyle bir dünya yok yani. Sözleşme sistemlerimiz bunun altını kabul etmiyor. Ha, diyebilirsiniz ki bazı bu işler —hani tabiri caizse kraldan çok kralcı olmaya çalışanlar— "SPK’nın hazırladığı raporlar, ekspertizlerin hazırladığı raporlar fake," diyor. Şimdi biz bir yeri referans almak zorundayız. Bu işin otoritesi SPK ve SPK’nın lisans verdiği değerleme firmalarını biz her zaman baz alıyoruz ki bunu da doğru kabul ediyoruz. Bizim denetçilerimiz orada abuk bir rakam atan var mı yok mu diye bakarlar. Sonuçta bankalar bile kredi kullanırken, o firmaları sorumlu tutuyor. Olumsuz bir durum olursa o firmalara yürüyor. Amacımız denetlenebilir bir yapı kurmaktı. Bilerek ya da farkında olmadan şahısların hata yapmasının önüne geçmekti. Çünkü şunu biliyorum; kamu tecrübesi olan biri olarak söylüyorum, 15 yıl çalıştım ama hani benim yaşımda benim gördüğüm vakayı gören bir mühendis çok azdır, olmayacaktır da. Onu da söyleyeyim yani. Hani en azından İstanbul’da 3. havalimanı yapılmayacak bir daha, belki 4.sü yapılır o büyüklükte bir havaalanı... Yani sadece o süreçteki konuları size aktarsam anlarsınız demek istediğimi.
Sayın Başkanım, öyle bir yapı tasarladık ve düşündük ki; şeffaf olsun, denetlenebilir olsun, çünkü her şeyimizin sorgulanacağını biliyorduk. Müzayedeyi o yüzden yaptım ben. Yani gidip malı satsam 3. kişiye, kimse bir şey diyemez, kanunen sıkıntı yok. Ama derler ki "Ucuza sattın, pahalıya sattın." Hatta Doğan Subaşı, grup başkan vekilimiz, o zaman avukat, şu an burada mı bilmiyorum... Çanakkale’de yer almış KİPTAŞ sit alanında. Bana mesaj attı: "Aliciğim diyor, böyle bir yer satmışsınız metrekaresi 25 liraya. Ucuz değil mi? Niye sattınız?" Ben de dedim ki: "Ya bana niye sattınız diye soracağına, KİPTAŞ Çanakkale’de niye yer aldı diye sor." Eğer ben müzayedeleri yapmasaydım, sırf o yüzden bile sadece kendi siyasi çekişmelerinden bile dayak yerdim. Bunu bildiğim için KİPTAŞ’ta ekstra şeffaf çalıştım Sayın Başkanım.
Bu arada şunu da söyleyeyim; KİPTAŞ’ta bir genel müdürün —bu arada Türk Ticaret Kanunu hemen hemen tüm şirketlerde belirleniyor— tek başına imza yetkisi yoktur Sayın Başkan. Çok şükür ki tek yargılanan benim, arkadaşlarımın derdiyle dertlenmek zorunda kalmadım ama KİPTAŞ’ta Genel Müdürün tek başına imza yetkisi yoktur. Nokta. Ben banka ödeme yazısını bile yazacak olsam en kötü 2. derece imza yetkilisi, genel müdür yardımcısı ya da yönetim kurulundan biriyle imzalamak lazım. Bir yere bilgi bile soruyorsan ki bununla ilgili de evrakları 52’de, ek 1 ve 2’de size KİPTAŞ’ın ticari statüsünü ve imza yetkileriyle ilgili bu dediklerimin hepsi eklerde var. 53'de görev yaptığım dönemde uygulanan iç yönergeyi koydum. Yani imza yetkisinin sadece genel müdürde olmadığını... Bunu bir suçtan kaçmak için söylemiyorum; durumu iyi anlarsanız iyi yorumlarsınız. Yani öyle şeyler anlatıyorlar ki, şimdi onları çürüteceğim ama KİPTAŞ Genel Müdürünün tek başına imza yetkisi yok. Yani bir kuvvetler ayrılığı var KİPTAŞ’ta. Mesela biri hakedişi onaylar, uygulama dairesi genel müdürü kontrol eder, sonra hakedişten sorumlu genel müdür yardımcısı onaylar, sonra genel müdür onaylar, sonra finans birimine gider, finans birimi sözleşme yazısını yazar, sonra genel müdüre çift imzalı çıkar. Öyle tek başına gelip biri "KİPTAŞ’ta onu sattıracağım, bunu yaptıracağım," deme ihtimali mümkün değildir. Mümkün değildir.
Ben göreve geldiğimde 1. ayında, 1 buçuk ay olmuştu, Sayıştay denetimine başladılar. Bu niye önemli? Denetimden korkmam, TOKİ’de de çok denetimden geçtik. Şöyle söyleyeyim; 25 yıl bizden önce yönetilmiş bir şirket, KİPTAŞ tarihinde, İBB de KİPTAŞ tarihi boyunca denetlenmeyen belki tek şirket Sayın Başkan. Tek şirket. Geldiğimiz günden beri Sayıştay’la akraba olduk o kadar; her gün gelip sürekli geliyorlar. Bulgularımız; ilk buldukları bulgu benden önceki dönemin zaten azaldı, standart işte bu özel sağlık sigortası vesaireyle bütün KHK kanunu kapsamında olan rutin bulgular haricinde bir bulgusu yok. İBB Teftiş Kurulu'nun bize sunduğu bazı raporlar kapsamında suç duyurularında bulunmamız gerektiğini, mülkiye müfettişleri suç duyurusunda bulunduğumuz konularda bizi teftiş etti. Hepsinden öte Ekrem İmamoğlu’nun kurduğu bir denetim mekanizması var ki hepsinden daha katıdır; tabiri caizse onların denetiminden de geçtik. Biz yargıya konu olabilecek bir tane olumsuz bulguya KİPTAŞ’ta rastlamamıştık. Zaten ihtimali olsa bugüne kadar beni burada tutmazdı; ne siyaset tutardı ne de bürokrasi tutardı. Çünkü her zaman maalesef yaptığımız işlerle göz önünde olduk; bu da vatandaşın ilgi ve alakasından dolayı.
Şimdi Başkanım, ben 23 Mayıs 2025’te bir şafak operasyonuyla gözaltına alındım. Kollukta tarafıma yöneltilen sorulardan anladığım şuydu; hukuken sonuçlanmış -bakın sonuçlanmış, birazdan anlatacağım- bir kısmı lehimize neticelenmiş, bir kısmı ise yalnızca hukuki ihtilaf yaşanmış dosyalara ilişkin karşı tarafların soyut iddiaları ve mesnetsiz beyanları gündeme getiriliyor. Benim kolluktaki ifadem 13 saat sürdü. 154 sayfa şey vardı, evrak, sorgu. Onu görünce korktum; dedim yani Ekrem İmamoğlu lider olarak yargılanıyor 40 sayfa, bende 154 sayfa, ne yapmış olabilirim diye. Tapeler, toplantı dinlemeleri... Tapelerde şu ifadeler var, onları çözümlemişler, okutuyorlar Başkanım. Ve bana soruyor kolluktaki arkadaşlar: 'Ali Kurt’u piyon yapalım. Ali’ye bastıralım, bu işi çözdürürüz.' Bana diyor ki kolluktaki arkadaş: 'Bundan ne anlıyorsun?' E dedim, bana kumpas kuruyorlar, bunu anlıyorum. Ve biz bunların hepsini, bakın 13 saat kollukta ifade verdim; ertesi gün saat 11-12 gibi savcılıkta ifade verdim Cahit Cihat Sarı’ya. Avukatlarım çok sıkı çalıştılar. Orada bir iki tane iddia vardı, hepsinin belgelerini de sunduk. Bakın, yani o belgelere rağmen beni tutuklama ihtimali olamaz yani, mümkün değil. Ya bana şirketin verdiği kiralık aracı bile 'Sana şirket araç vermiş' diye sordular; hepsinin belgesini sunduk.
Tabii tutuklandık, o süreçlere girmiyorum, artık bugünden sonrasına bakıyorum. Çünkü ben hesap vereceğim merci sizsiniz. Bakın, ben bugüne kadar kendime sansür uyguladım. Ben iletişimi çok yoğun kullanan, sosyal medyada çok aktif olan, basınla ilişkileri olan biriyim; bir tane açıklama yapmadım. Onu eleştirenler de oldu. Niye yapmadım? Çünkü beni yargılayacak sizsiniz; televizyondakiler değil. Oraya da geleceğim. Yani bu dosyanın şekillenmesinde en büyük sebep basındır. Birazdan anlatacağım; etkin pişmanlıkçıların birçoğunun etkin pişmanlıktan faydalanmasının sebebi ve konuları da basındır. Bunu da belgeli anlatacağım. Bana karşı organize bir yönlendirme oldu, anlaşılıyordu. Ama iddianame geldiğinde Sayın Başkan, bu iddiaların hiçbiri yoktu. Hatta bir etkin pişmanlıkçı, Adem Bey’in avukatı dedi ki: 'Araç söyledik biz, araç iddianamede yok falan.' Biz bunların hepsini savunmada belgelerini verdik, verdiğimiz için yok. Ciddi savunma yaptık biz bu süreçte. Ama şu andaki iddianamedeki konuların da hiçbiri bana sorulmadı. Niye sorulmadı? Maksimum 24 saat sürmez, şu anda sunacağım belgeleri size sunardım Başkanım ve bu şekilde beni tutuklayamazdı kimse, gündem olurdu. Ama sorulmadı, dediğim gibi bundan sonrasına bakıyoruz.
İddianamede birçok kişi de bahsetti Sayın Başkan; usul hataları var. Dediğim gibi ben memur değilim ama irtikap suçuyla suçlanıyorum ki irtikap diye bir eylem zaten yok. Gözaltına alındığımdan beri maaşım yatmıyor çünkü sigortalı personelim İş Kanunu’na göre; sigortam yatmıyor. Yani ciddi şekilde mağdur edildim. Devlet memurları dediğim gibi en azından bir geliri var; ben 25 yıldır çalışıyorum, 2000 yılından beri çalışıyorum. Hem çalıştım hem okudum. Sonra profesyonel iş hayatına geçtim 2005’te düzenli. Bakın ben 2005’te düzenli maaş almaya başladım; 2006’da askere gitmeden önce benim arabam vardı. Bunların hepsini mal beyanında göstereceğim. Çok spekülasyon olmasın diye devletin üst kademelerindekileri referans göstermek istemiyorum; o dönem çalıştığım mesai arkadaşlarım şu an devletin çok farklı yerlerinde, onları şahit olarak bile gösteririm inanmıyorsanız; çağırırız buraya yani. O kadar da kendimden eminim.
13 yıldır üst düzey yöneticilik yapıyorum. Aynı anda da -TOKİ’den beri bu usuldür- üst düzey yöneticiler aynı şekilde KİPTAŞ’ta da ve İBB çalışanlarında da iştirak şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeliği yapıyorum, huzur hakkı alıyorum. Yani standardın bir tık üstünde gelirim var; bunlar da kayıtlı, belgeli. Sanki hiç bundan önce bir hayatım olmamış gibi mal varlığımla ilgili bazı imalarda bulunuyorlar ki onları da belgelerle az sonra çürüteceğim. Bununla ilgili rapor da aldım; hakkımda bir tane olumsuz MASAK raporu yok Sayın Başkan. Dijital verilerimi verdim; telefonumun şifresini, PIN kodunu, PUK koduna kadar verdim; bir tane olumsuz bulgu yok. Ne bilgisayarımda ne telefonumda 'bir suç unsuru bulunamamıştır' diye yazıyor ki çoğu kişide bu yazmıyor. Bende o da yok, MASAK raporu da yok. Ama ben tutuklanmadan 20 gün önce tüm mal varlıklarıma el konuldu. Ben bir holding yöneticisi değilim; iki tane hesabım var: Biri maaş hesabım, biri de birikim hesabım. 20 yıldır belki aynı hesapları kullanıyorum. Sadece bankadan hesap dökümü isteseniz hiçbir şey olmadığını görürsünüz ki zaten MASAK bir şey bulamamış; yok çünkü. Ama kanuna aykırı bir şekilde mallarım şu anda, hesaplarım bloke. Kanun ne diyor; varsa bir şey 3 ay içerisinde devam edersin, en fazla 2 ay uzatırsın; bir yıl oldu. Ve ben kendi kendine yetebilen bir insanken dostlarıma muhtaç hale getirildim; yaşam hakkım elimden alındı tutukluluk süresince.
Lütfen bunlar böyle basit şeyler değil. Hani burada gelir bir Genel Müdür konuşuyor gibi değil; biz bir insanız, benim iki tane çocuğum var ve ben gerçekten dostlarıma muhtaç hale getirildim. Ben bunu hak edecek bir şey yapmadım. Bu iddianameyi hazırlayanlardan -bakın çok iddialı bir şey söylüyor- daha fazla devlete hizmetim vardır. 15 yıl çalıştım ben bu devlette, 15 yıl! Benim çalıştığım, imza attığım işleri devlette ben çalıştığım dönemde bilen sayısı dört beşti; bu kadar mahrem işlerde çalıştım. Bana güvenmeseler zaten bu pozisyonları vermezler. TOKİ, Türkiye’nin en operasyonel kurumu; şimdiki gibi de değil o zaman, Bakanlık’ın altındaki bir birim gibi de değil, direkt Başbakanlık’a bağlıyız biz.
Şimdi Sayın Başkan, eylemlere geçmeden önce toparlamadan bir ufak hususu söyleyeceğim. Şimdi birçok arkadaş hakkında usulsüz düzenlenen -bence, bürokrat arkadaşları dinleyince kanaate vardım- ciddi hataları olan, tam tabiriyle fake raporlar var; bilirkişi raporları yani. Sizin de dikkatinizi çekti hatta sorular sordunuz, dosyada hakimsiniz. Bu bizim için iyi bir şey. Benimle ilgili olumsuz bir tane rapor yok. Bakın bir tane olumsuz rapor yok ama olumlu rapor var, dosyada yok. Ben size sunacağım. Bakın olumlu raporlar dosyaya konulmamış. Olumsuz bir tane delil yok. Söylemleri, özellikle eylem 28’de herhalde anlatacak. Yani baz kayıtları ve söylemleri nasıl o sonucu çıkarıyor iddianame makamı? Herhalde diyorum ki hani kötü niyetli bakmamaya çalışıyorum; ilk 5 sayfasını biri hazırladı, ikinci 5 sayfasını biri hazırladı, konuya da vakıf değil, oradan o yorumu çıkardı. Yani siyaha beyaz demişler, Y tarihine Z tarihi demişler. Yani böyle somut hatalarla ben şu anda tutuklu, tutuklu yargılanıyorum. Yargılanmakla ilgili hiçbir endişem yok. Zaten bu saatten sonra yargılanmalıyız; bu kadar bize çamur atanlara karşı kendimizi savunabilmemiz için yargılanmalıyız.
Şimdi sayın başkanım, izninizle eylemlere geçeceğim ve tek tek belgeleriyle... Lütfen bu kısmı dikkatli dinleyin. Yani bilmiyorum anlatımım nasıl ama belgeleriyle anlatacağım hepsini. Ekranı da yansıtacağım çarpıcı olanları. Bu arada söylediğim belgeyle dendiği her şey burada var, bazı şeyleri heyecandan atlamış olabilirim. Eylem 27 ile başlayacağım sayın başkanım. Ha şunu da söyleyeyim; tabii sürekli geç savunma vermenin dezavantajı, sürekli savunmalarımız gelişiyor. Sayın başkanım, ben Ali Kurt’um. Bakın, benim ismim Ali Kurt. Ben KİPTAŞ değilim. Ben KİPTAŞ’ın genel müdürlüğünü yaptım bir dönem. Operasyon oldu dördüncü dalga 'KİPTAŞ operasyonu' diye algı yapıldı. Ya ben KİPTAŞ’ın bir yöneticisiyim, bir olumda sekiz imzadan bir tanesiyim. Evet yöneticisiyim, icracı yöneticisiyim ama enteresan bir algı yapılmaya çalışılıyor. Ve bakın ilk operasyon 19 Mart’ta oldu sayın başkan. İlk dalgada yokum, ismim yazıldı. Yani tutuklansak bu kadar psikolojik baskı görmeyiz yani.
Neyse, tutuklanmadık ama diye diye dördüncü dalgada tutukladılar. İlk operasyondan bir buçuk ay sonra tutuklandım. Hesaplarıma el konulduktan tam 20 gün sonra tutuklandım. Ben yeşil pasaportluyum. Yeşil pasaportlu bir devlet memurundan istifa eden biriyim. Kaçacak olsam kaçardım. Benim kaçma şüphem de yok ki, kaçmamışım yani. Bunların da lütfen değerlendirmelerinizde göz önünde bulunmasını istiyorum. Şimdi sayın başkan, eylem 27’yi açıklayacağım izninizle. Bu eylemde öncelikle şunu söyleyeyim; bu eylem bana sorgu aşamasında sorulmadı, ilk kez iddianamede görüyorum. Yani bence çok şey var da neyse bir şey demiyorum, arkadaşım özellikle uyardı. Bu eylemde somut olarak yanlış, gerçek dışı beyanlar mevcut, diyorum ya tutuklanıyorum hepsini belgeleyeceğim şimdi çok basit bir şekilde. Bu arada iddianameleri ben hep özetlemeye çalıştım başkan. Yani değerlendirme kısmından suçlanıyoruz ya, bir özet geçip sonra açıklamaya gireceğim. Şimdi iddianamenin özetinde diyor ki -en azından bunun değerlendirme kısmını özetleyebildik, bazı eylemlerde onu da yapamıyoruz- İddiaya göre Ayazağa’daki İETT arazisinde yapılan iş kapsamında yüklenici firma Invest İnşaat’ın sahibi Bahattin Bey’e baskı yapmışım ben. 50 daireyi SPK değerinin altında... Bu önemli... İBB personeline satın demişim. Bunu kabul etmediği için de bir ay boyunca satış onayı vermemişim ve hakediş ve satış onaylarını geciktirmişim sayın başkanım.
Şimdi önce işi bir anlatmam lazım. Söz konusu arsa, Vadi İstanbul diye bildiğiniz yerde bir İETT garajı vardı, giderseniz yani İstanbul’u öyle tarif edeyim. İETT’nin mülkünde olan, imar planları çok eskilerde yapılmış bir yer. İETT burayı ihaleye çıktı 2886’ya göre. İETT bir şirket değildir, bir bağlı kuruluştur, oradaki personellerin hepsi devlet memurudur, devlet ihale kanununa tabidir. Biz de değiliz ama ben bir devlet ihalesine girdim, yani şirket, ve aldık KİPTAŞ olarak. Zannetmeyin ki İETT’nin her ihalesine girdik aldık hani diğer şirketler giriyor İBB’den alıyor falan algısı oluşuyor ben sizde sanki öyle bir şey görüyorum; ihalesine girip alamadığımız da var. Girdik, en yüksek teklif, hatta o dönem için fantastik bir teklif verdik, aldık. Sonra bazı hukuki şeyler oldu. İş şu sayın başkanım; hasılat paylaşımlı bir iş. Yani biz inşaatı yapacağız, biz bir hasılat öngörüyoruz X lira, atıyorum 10 lira, diyoruz ki... Hatta onu tam rakamıyla söyleyeceğim buradan şey yapacağım size söyleyeceğim... İhaleye İETT çıkıyor, biz en iyi teklifi verdiğimiz için işi alıyoruz."
KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Kurt savunma yapıyor
Duruşmaya verilen ara bitti.
KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt'un savunması başladı.
Kurt şunları ifade etti:
"Hakkımdaki iddialar maalesef teknik kavramların yanlış yorumlanması ve etkin pişmanlıktan faydalananların çelişkili yorumları üzerine inşa edilmiştir.
İstanbul başta olmak üzere büyük şehirleri kapsayan 24 ilden sorumluydum. Kamunun mahrem derece projelerinde çalıştım.
Görevim gereği devletin üst makamlarıyla mahrem toplantıya katıldım. Bu detayı, Kanal İstanbul’un yapıldığı şu anki rezerv alan 372 milyon metre karelik bir alandı. Bunu bilen 4-5 kişi vardı bunlardan biri bendim. İncelendiğinde ne benim ne de yakınlarımın 1 metrekare aldığını göremezsiniz.
Zaten bu yüzden TOKİ'de bana görev verdiler. Hiçbir zaman böyle bir şeye tenezzül etmedim.
Dört TOKİ başkanıyla çalıştım.
Memurluktan istifa ettiğimde sicilimde en ufak pürüz yoktu. Şu anda da yok ama o zaman da yoktu bunu teyit edebilirsiniz.
2019 yılında KİPTAŞ’a genel müdür olarak atandım.
KİPTAŞ’ı devraldığımızda ciddi sıkıntılar yaşadık. 1.2 milyar piyasaya borç vardı. Bugün 9 buçuk milyar TL'ye denk geliyor. 40 milyon doları kamu bankalarına olan borçlardı. Vergi dairesine olan borçlardan dolayı genel müdürlük binasını ipotek ettirmek zorunda kaldık.
Bir yılda yürür hale getirdin, 1 buçuk yıl sonra da tüm borçlarımızı sıfırladık."
Duruşmaya ara verildi
Esma Bayrak'ın avukatı Mert Er Karagülle, müvekkilinin 8 ihaleye katıldığını ve 7 tanesini kazanamadığı belirtti.
Kazandığı tek ihalenin dava konusu olduğunu belirten Karagülle, "39.700'ü Esma veriyor, Ponte veriyor. 6.700'ü yine bir belediye iştiraki olan Kültür A.Ş.'de kalıyor, 33'ü İBB'ye gidiyor. Nerede kamu zararı? Niye 6.700'ü kamu zararı olarak değerlendiriyor" dedi.
Karagülle'nin savunması devam ederken mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi.
Murat Ongun söz aldı
Mahkeme başkanının, Bayrak'ın sahibi olduğu Ponte'yle ilgili sorularının ardından İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun söz aldı.
Ongun, "Eylem 13 kapsamında herkesi dinledik. Bana sıra bir hayli sonra gelecek. Tutuklu sanıkların ifadeleri birbirini destekledi, savcı itirafçı Naim Erol Özgüner hakkında suç duyurusunda bulundu. Bu eylemden sorumlu tutulan 14 kişi burada boşuna yatıyoruz" ifadelerini kullandı.
Sanık savunmaları Esma Bayrak ile başladı
Mahkeme heyetinin gelmesiyle duruşma başladı. Ağustos ayından bu yana tutuklu olan Esma Bayrak, eski İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner'in verdiği ve diğer sanıkların iftira dediği ifadeye atıf yaptı.
Bayrak, "Eylem - 13'e Erol Bey'in bir sözü üzerine dahil edilmişim. İstanbul Senin uygulamasının hiçbir teknik aşamasında yer almadım" dedi.
İş İnsanı Esma Bayrak'ın savunması başladı:
"Ponte Dijital Rekamcılık sahibiyim, dijital reklamcıyım. 12 yıldır bu alanda hizmet veriyorum.
Eylem 13'e etkin pişmanlıktan faydalanan Erol beyin bir sözü üzerine dahil edildim. İstanbul Hanem'i hiç duymadım. İstanbul Senin'e ise dahil değilim.
Mailler ise suç değil. Google Tech Manager yoktu. 15 sene önce tek tek sitelere eklem yüklenirdi. Google basit bir kod çıkardı. Websitelerinin çalışma hızı arttı, operasyon hızı arttı.
Kodlar websitesinin ön yüzüne, tasarım kısmına eklenir. Veri tabanına, arka tarafa eklemek ve verilere erişmesi imkansızdır. Kamu kurumlarında da bu kodlar kullanılır. Anonim bilgileri kullanır. Demografik yapı ile ilgili bilgileri görürsünüz.
Google, META, Twitter, adform reklam ya da raporlama olsun, bunlar birbirlerinin rakipleri. Bunlar birbirlerine günahlarını vermez.
Veri indirebileceğiniz bir araç da yok, teknik olarak mümkün değil."

