31 Ocak 2023, Salı
19.11.2021 04:29

Helalleşme üzerine...

Hepimizi bu kadar tartıştırıp düşündürdüğüne göre, Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çıkışını oldukça önemli ve etkili bir müdahale olarak değerlendirmek gerekiyor

Muhtemelen bu yazıyı okuduğunuzda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun helalleşme daveti üzerine birçok başka gazete yazısı, Twitter ve Facebook yorumu okumuş, YouTube ya da televizyon kanallarında ilginç tartışmalar izlemiş olacaksınız. Ben de Kılıçdaroğlu bu çıkışı yaptı yapalı helalleşmenin kapsamını, manasını, sınırlarını ve olası sonuçlarını düşünüyorum. Hepimizi bu kadar tartıştırıp düşündürdüğüne göre, Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışını oldukça önemli ve etkili bir müdahale olarak değerlendirmek gerekiyor sanırım. Tabii meslektaşım Nicholas Danforth‘ın bir tweet’inde yazdığı gibi, bu helalleşme daveti özellikle tarihçileri “çarptı,” zira helalleşme ifadesinde bir anlamda tarih ile yüzleşme çağrısı da (helalleşme yüzleşme ile eş anlamlı değil tabii ki ama ikisi arasında bir akrabalık var) var ve geçmişle aklını bozmuş bizler için bu çağrı ayrıca hem çok önemli hem de çok ilgi çekici. 

Nedir bu helalleşme dedikleri

O zaman önce helalleşme kavramı üzerine beraber düşünerek başlayalım. Helal kavramı oldukça dolu, yüklü bir kavramdır. Kelime Arapça çözmek, serbest bırakmak, ayrıştırmak, açmak gibi birçok manaya gelen halla kökünden gelir ve bu kökten türemiş kelimeler bize çok zengin bir manalar repertuvarı sunar: hulûl, yani bir borcun gelip çatması; hall yani bir şeyin düğümünü çözmek, halletmek, özgürleştirmek, helâlî yani meşru, hukukî ve serbest ve tabii halîl yani erkek eş, halîle yani kadın eş. Mahalle, mahalle, mahalli, tahlil, mahlul kelimeleri halla könünden gelir. Helal ise genel itibarı ile haram olmayan, izin verilen, serbest bırakılan, bazen cezası olmayan şey, ilişki ya da davranışı kapsıyor. Helal bu önemli manasından dolayı, İslam hukukunun ve ahlak anlayışının da vâcip, câiz, mendub ve mübah gibi, bir şeyin meşruluğunu imleyen en önemli kavramlarından biri. Helal kelimesi Kuran’da elli yerde geçiyor.  Helal etmek, helallik istemek, helalleşmek kavramları ise bir şeyin meşru ya da serbest olmasından hareketle bir borcu, yükümlülüğü, yani bir şahsın diğer şahıs üzerindeki hakkını affetmek, onu o yükten kurtarmak veya serbest bırakmak ya da tersten baktığımızda borçtan, yükümlülükten ya da başkası üzerindeki bir yükten kurtulmak, serbest kalmak manasında. Bu borç aynı zamanda bir kişinin diğerine yaptığı haksızlığı ya da zulmü de kapsayacak şekilde düşünülmeli. Helal etmek ya da helalleşmek bazen af dilemek ve affetmekle olabilir, bazen ise bir tür madde ve manevi tazminat ile gerçekleşebilir. Borçlunun alacaklı, mağdurun fail, zalimin mazlum tarafından doğrudan ya da zararın tanzimi sonucunda affedilmesi ile helalleşme gerçekleşir. İşin ilginç tarafı kelimenin Arapça kullanımında işteşlik yokken, Türkçe’de kelime helalleşme olarak işteş bir şekilde ifadesini bulmuş. Arapça’da daha çok bir kişinin borçlarından ve yükümlülüklerinden serbest kalması (halla) ya da alacaklının borçlu ve yükümlü olanı bu alacak ve yükümlülükten serbest bırakması (...fî hillin min...) olarak kullanılırken, Türkçe’de helalleşme ile kelime alacaklı ve vereceklinin karşılıklı fiili, anlaşması, barışması vurgulanıyor.  Kılıçdaroğlu helalleşmeyi vurguladığı YouTube videosundan sonra yaptığı parti grup konuşmasında birçok mağdur ve mazlumdan bahsetti ve bu mağdurlar ile helalleşeceklerini ifade etti. Burada mağdurların ve mazlumların kimler olduğu az çok belliydi ama diğer tarafın, yani borçlunun, fâilin ve zâlimin kim olduğu net bir şekilde belli değildi. Helalleşmenin diğer tarafı Cumhuriyet Halk Partisi miydi? Yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti miydi? Yoksa Kılıçdaroğlu farklı toplumsal kesimlerin başka toplumsal kesimler üzerindeki haklarından ve bu toplumsal kesimlerin helalleşmesinden mi bahsediyordu? Yani şimdiye kadar yapılan haksızlıkların yaşayan ya da yaşamayan, bireysel ya da kolektif, tarihsel ya da günümüzdeki mağdurları ile helalleşecek olan, hatalarını kabul ederek onlardan af dileyecek ve belki de maddi ve manevi tazminat ödeyecek taraf kimdi? Bu sorunun cevabı bende netleşmedi. 
Neden tasarım maddeden ayrışsın ki?
Neden tasarım maddeden ayrışsın ki?

Eleştiriler

Buradan devam edelim. Kılıçdaroğlu’na birçok kesimden eleştiriler geldi. Mesela helalleşmenin ancak gerçek mağdurlar ve gerçek failler arasında olacağını, Kılıçdaroğlu’nun ya da CHP’nin tarafı olmadığı mağduriyetler karşısında helalleşmenin de tarafı olamayacağını söyleyenler; mağdurların affetmesi gerçekleşmeden helalleşmenin de gerçekleşemeyeceğini, dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun eğer yetki alırsa olsa olsa bu imkanı ya da çerçeveyi oluşturmaktan ibaret bir pozisyonu olması gerektiğini vurgulayanlar; bu helalleşmenin hukuksal hesaplaşma ile nasıl karıştırılacağını ve aslında gerçek anlamda yüzleşmeyi engelleyeceğini düşünenler; helalleşmenin usulünün ve taraflarının netleşmemesi durumunda bunun hem bir işe yaramayacağını hem de adaletsizliklerin üstünü kapatacağını ifade edenler; Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çerçevesinin kısıtlılığından, mesela topraklarından sürülen ve bu sürgün sürecinde hayatlarını kaybeden Ermenileri de kapsayıp kapsamayacağını sorgulayanlar; tanımı beğenmeyenler ve hesaplaşma ve yüzleşme kavramını önerenler...     (Tabii takip edebildiğim kadarıyla, bu anlamlı ve bir şekilde cevap verilmesi gereken eleştirilerin yanında başka tepkiler de geldi. AKP sözcüsü CHP’nin helalleşme kapasitesi olmadığını ve Türkiye’deki tüm günahların sahibinin CHP olduğunu söylerken, CHP’ye yakın bazı kişilerin helalleşme çağrısını bir tür geri adım, hatta karşı-devrim olarak değerlendirdiklerini gördüm. Bu tepkileri bu yazıda konu almıyorum.)

Müphemlik, imkanlar ve siyaset

Sanırım Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısının kuvveti ve etkililiği, çağrının çok da net olmamasına rağmen, hatta tam da çağrının belli bir müphemlik taşımasından dolayı, tüm bu tartışmaları tetiklemesiydi. Bu çağrı bir yönüyle CHP geleneği için tarihle yüzleşmek, öz eleştiri anlamı taşıyordu, doğru; ama diğer yönüyle ise devlet ile toplumun belli kesimlerinin barışması, devletin bazen kendi yapısından kaynaklanan özellikleri, bazen onu yönetenlerin elinde araçsallaşması sonucu, bazı kesimlere karşı gösterdiği ceberut, despotik, adaletsiz ve hatta zalim tavrın o kesimlerin rızasını alarak sonlandırılacağını işaret ediyordu. Ama belki de en önemlisi AKP-MHP dönemi sonrası, bir toplumsal kucaklaşma, toplumsal barış fikrini uyandırıyordu. Dolayısıyla, evet bir anlamda nereye çeksen gelen bir davetti. Ama diğer yönüyle çok boyutlu, çok farklı bağlamlarda farklı manalara gelebilen, elastik dolayısıyla kapsayıcı bir çağrıydı.  Aynı zamanda helalleşme davetinin önümüzdeki siyasi gelişmelerle çok yakından ilgili olduğunu da vurgulayalım. Bunu en anlaşılır şekilde Alin Ozinian’ın Sınırsız adlı sohbet programında arkadaşım Yektan Türkyılmaz ifade etti. Yektan’a göre helalleşme daveti asılında önümüzdeki geçiş dönemini yumuşatmak ve demokratik bir iktidar değişiminin imkanlarını artırmak için bir adım. Evet, Yektan’a katılıyorum. Kemal Kılıçdaroğlu iktidar değişimini göreceğimiz zorlu sürecin liderliğini yapmanın ötesinde, bu sürecin toplumsal bir çatışmaya dönüşmesinin önünü almaya çalışıyor belli ki. Değişimin hiç de sakin geçmeyeceğini düşünmek için çok neden olsa da yapılan bu davetin gerilimleri azaltacak, endişe ve korkuları dindirecek bir efsunu olabileceğini kabul edelim. 

Müteselsilen helalleşme

Haydi bir adım daha gidelim. Birden fazla kişinin, bir borç veya zararın ödenmesinde zincirleme şeklinde sorumlu olması haline müteselsil sorumluluk adı veriliyor. Türkiye’de yeni bir toplum sözleşmesi kurulacaksa, Kemal Kılıçdaroğlu’na benim önerim toplumu müteselsil helalleşmeye davet etmesi. Herkesin herkesle helalleşmesi ve arkasından herkesin herkese kefil olması. Bu müteselsil kefalet yeni bir toplum sözleşmesi olabilir. Aslında Osmanlı tarihinde müteselsil kefaletin bir toplum sözleşmesi olarak düşünüldüğü ilginç örnekleri var. Anayasa tarihçilerinin üzerinde çok durduğu Sened-i İttifak (1808) tam da böyle kapsayıcı bir kefalet senedidir. Tabii herkese kefalet senedi imzalatmak mümkün değil. Bu olsa olsa fiktif bir senet olur ama toplum temsilcileri tarafından imzalanırsa geçerli hale gelir. Bunu bir usul olarak ifade etmiyorum aslında. Bir anlayış ya da kavramsal bir çerçeve olarak öneriyorum. Haftalardır Cumhuriyet üzerine yazıyorum. İşin doğrusu cumhuriyet fikri de tam da cumhuru oluşturan toplum kesimlerinin birbirine razı ve kefil olmaları ve bu kefalet sorumluluğu ile davranmaları değil midir? Evet, belki Kemal Bey’in helalleşme davetini toplumun birbiriyle helalleştiği ve birbirine razı ve kefil olduğu, yeni bir birlik (cumhuriyet) tasarımına doğru genişletmesi bir sonraki adım olacak.  Bu hafta burada bitireyim ama bitirmeden şunu ifade edeyim. Türkiye tarihinin en sancılı ve belki en karanlık ama diğer yandan paradoksal olarak içinde toplumsal barış ve demokratik bir cumhuriyet kurmak için olağanüstü imkanlar barındıran, en mahsuldar dönemini yaşıyoruz. Bu optimist tespitin bir de pesimist versiyonu var. Onu ifade etmeden güzel bir hafta sonu diliyorum.