15 Nisan 2024, Pazartesi
24.03.2023 04:40

Çoklu kur rejimi serbest piyasanın doğasını bozuyor

Mayıs ayında yapılacak genel seçimler öncesinde 800 milyar dolarlık ekonominin nasıl yönetileceği ama daha da önemlisi başta kur kontrolü olmak üzere serbest piyasa karşıtı adımların devam edip etmeyeceği tartışılıyor. Özellikle bu politikaların sonucu olarak son dönemlerde KKM kuru, Döviz Bürosu kuru, Merkez Bankası kuru ve banka kuru gibi farklı seviyelerde oluşan kurların arbitraj imkanı getirdiğine tanık oluyoruz. Akıllarda tek soru var: Türkiye Çin gibi onshore/offshore yani ikili sabit kur sistemine uygun mu?
Döviz kuruna yapılan müdahaleleri anlatmadan önce gelin kurun değerli mi değersiz mi olduğu tartışmasının hangi eksende olduğuna bakalım. Kur tartışması aslında 3 eksende yapılıyor; cari açık üzerinden, sermaye hareketleri üzerinden ve enflasyon üzerinden.

Enflasyon üzerinden bakıldığında tartışmalar hangi enflasyonun kullanılması gerektiği konusuna kayıyor. Burada ihracatçının baz aldığı üretici fiyatları bazlı reel efektif döviz kuru üzerinden bir değerleme yapmak kurun ihracat üzerindeki etkisini anlamak açısından doğru bir analiz olabilir. Diğer bir deyişle son 1 yıllık dönemde %76 artış gösteren üretici fiyatları (ihracatçı maliyetleri) ve diğer tarafta sabit seyreden döviz kurunun olduğu bir gerçek. Bu durumda ihracatçının rekabetçi gücünün azaldığını düşünmek yanlış olmaz. Diğer taraftan şubat ayında, son bir yıllık kümülatif cari açığın 51 milyar dolara ulaştığı, tüketim malı ithalatının yıllık %70’lerin üzerinde seyrettiği ve yılın ilk 2 ayında 9.8 milyar dolar altın ithalatının olduğu bir ortamda kurun değerli olduğuna dair somut emarelerin olduğu düşünülebilir. Burada asgari ücret artışı nedeniyle yüksek seyreden iç talebin ithal mal talebini artırdığı argümanı doğru olsa da TL’nin değerli olmasının bu ithalatı körüklediği aşikar.

Ne umduk ne bulduk

Hükümet, zayıf para birimiyle ihracatı artırarak Türkiye’nin kronik cari açığını, yani ekonomi için önemli bir kırılganlığı dizginleme sözü verdi. Ancak hesapta olmayan yüksek küresel enerji maliyetleri ve reel olarak değerlenen TL’nin artırdığı ithalat ile 1984’ten bu yana kaydedilen en yüksek cari açık kaydedildi. İhracatın ithalatı karşılayamaması nedeniyle, dış ticaret açığı Türkiye’nin ödemeler dengesini vurdu. FT haberine göre siyasi risk danışmanlığı eş başkanı Wolfango Piccoli, “Fikir, ‘İhracatla kendimizi kurtaracağız’ idi ama bu işe yaramadı çünkü Türk şirketlerinin ihracat yapmak için ara malları ve enerji ithal etmesi gerekiyor” dedi.

Erdoğan’ın, faiz oranlarını düşürmenin fiyat artışını hızlandırmak yerine yavaşlatacağına dair alışılmışın dışında ekonomik teorisini benimseyen bir merkez bankası başkanını atadığı Mart 2021’den bu yana Türk Lirası, ABD doları karşısında yaklaşık yüzde 60 değer kaybetti. Enflasyon 2022’de yüzde 85’e ulaştıktan sonra geçen ay yüzde 55’e düştü. Dolayısıyla faizi ve kuru aynı anda kontrol etmeye çalışırken cari açık ve enflasyon sorunu ile baş başa kaldık.

Sermaye hareketleri üzerinden kur talebini ele aldığımızda ise yabancı yatırımcılara kapatılan, şirketlere şartlı işlem zorunluluğu getirilen ve mudilere de KKM gibi yükü hazineye yükleyen bir yöntemle değerin belirlenmeye çalışıldığını görüyoruz.