Bazı coğrafyalar sinema ve edebiyat söz konusu olduğunda daha doğurgandır. Bunun sebebi acıdan geçen toplumlar, devrimler, savaşlar ya da hiç dinmeyen siyasal çalkantılar olabilir elbette. Baskının arttığı yerde insanın anlatma ihtiyacının da büyüdüğüne inanıyorum. Belki de bu yüzden İran sineması yıllardır beni en çok etkileyen sinemalardan biri olmayı sürdürüyor. 2000 senesinde, henüz bir lise öğrencisiyken ilk kez Majid Majidi’nin Cennetin Çocukları filminde çocuksu masumiyetin, zalim yetişkin dünyasında nasıl parçalandığını izlediğimde çarpılmıştım. Seneler içinde Abbas Kiyarüstemi’nin filmlerindeki sessizlikleri, Asghar Farhadi’nin gündelik hayatın içine gizlediği ahlaki çatışmaları işleyiş biçimini sevdim. Sanki yüreklerinden ateş geçmiş gibi anlatıyorlardı hikayelerini.
14.08.2026 04:30
Tahran’ın sessiz geceleri
A+
Yazı Boyutunu Büyüt
A-
Yazı Boyutunu Küçült
* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.
Kadına şiddeti tersine çeviriyor
11 Eylül 2026
İyi kız olmak ya da olmamak
04 Eylül 2026
Anılar unutulur mu uykuya mı dalar?
28 Ağustos 2026
Hamnet’in yazarından bir aile romanı
21 Ağustos 2026
Öldükten sonra geriye ne kalır?
Tüm Yazıları
07 Ağustos 2026