Surrey'de yaşayan 115 yaşındaki Ethel Caterham, dünyanın yaşayan en yaşlı insanı olarak kayıtlara geçti.
Independent'ın aktardığına göre; Caterham'ın yaşı, uzun yaşamın genetik ve yaşam tarzı faktörleriyle ilişkisine yönelik araştırmaları yeniden gündeme getirirken, bilimsel çalışmalar daha uzun ve sağlıklı bir yaşamla bağlantılı bazı alışkanlıklara işaret ediyor.
1. Fiziksel aktivite
Araştırmalar, günlük yaşamında daha fazla fiziksel aktiviteye yer veren kişilerin daha uzun ve sağlıklı yaşama eğiliminde olduğunu gösteriyor. Bir araştırmada, hiç fiziksel aktivite yapmayan kişilerin haftada yaklaşık 75 dakika tempolu yürüyüş yapmaya başlamasının yaşam beklentisini yaklaşık iki yıl artırdığı belirlendi.
Bununla birlikte, hareketsizliğin sağlık ve uzun yaşam üzerindeki olumsuz etkileri de önem taşıyor. Egzersizin olumlu etkileri ile uzun süre hareketsiz kalmanın olumsuz etkileri birbirinden farklı. Bu nedenle fiziksel aktiviteyi artırmanın yanı sıra uzun süre hareketsiz kalmaktan kaçınmak da sağlık üzerinde olumlu etki sağlayabilir.
Düzenli egzersiz faydalı olsa da tek başına uzun süre hareketsiz kalmanın ve gün boyunca oturmanın olumsuz etkilerini ortadan kaldırmayabilir. Araştırmalar, hareketsiz geçirilen sürenin tüm nedenlere bağlı erken ölüm riskinin artmasıyla ilişkili olduğunu gösteriyor.
Daha uzun yaşamak isteyen kişilerin mümkün olduğunca uzun süre oturmaktan kaçınması öneriliyor. Bunun için her 30 dakikada bir ayağa kalkmak, ofiste birine telefon veya e-posta göndermek yerine yanına gitmek ve işe gidiş geliş sırasında toplu taşımada oturmak yerine ayakta durmak gibi yöntemler uygulanabilir. Buna ek olarak, çoğu gün yaklaşık 30 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapmak, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürme olasılığını artırmaya yardımcı olabilir.
2. Sebze tüketimine ağırlık verin
Uzun ve sağlıklı bir yaşamla ilişkilendirilen beslenme alışkanlıklarının başında sebze ve meyve tüketimi geliyor.
Yaklaşık 100 bin kişinin 30 yıl boyunca takip edildiği yakın tarihli bir araştırmada, 70 yaşına kronik hastalık olmadan ve sağlıklı şekilde ulaşan kişilerin daha fazla meyve, sebze, tam tahıl, kuruyemiş ve baklagil tükettiği belirlendi. Bu kişilerin trans yağ, kırmızı veya işlenmiş et, kızartılmış yiyecekler ve şekerli gıdaları ise daha az tükettiği görüldü.
Araştırma, uzun yaşamak için vegan beslenmek veya kırmızı eti tamamen bırakmak gerektiğini ortaya koymuyor. Çalışma yalnızca sağlıklı yaşlanmayla ilişkili beslenme düzenlerindeki genel eğilimleri ortaya koyuyor.
Yemeklerin ne zaman ve ne miktarda tüketildiği de yaşlanma sürecinde rol oynayabilir. Kalori kısıtlaması ve aralıklı oruç araştırmaları, her iki yöntemin de yaşam süresini artırabileceğini gösterdi.
3. Uyku
Düzenli ve kaliteli uyku, yaşam boyu sağlık ve uzun yaşam açısından önem taşıyor.
Yaklaşık 500 bin kişinin katıldığı bir araştırmada, düzensiz uyku düzenine sahip kişilerin, düzenli uyuyanlara kıyasla erken ölüm riskinin yüzde 50 daha yüksek olduğu belirlendi.
Vardiyalı çalışanlarda inme riskinin daha yüksek olduğu görülürken, onlarca yıl dönüşümlü vardiyalarda çalışan hemşirelerin, vardiyalı çalışmayan meslektaşlarına kıyasla daha kötü sağlık durumuna sahip olduğu ve emeklilik döneminde daha erken hayatını kaybettiği tespit edildi.
Bu veriler, kaliteli ve düzenli uykunun sağlık açısından önemli olduğunu gösteriyor. Ancak ihtiyaç duyulan uyku süresi ve ideal yatma saati kişiden kişiye değişebiliyor. Bu nedenle toplumun tamamı için tek bir uyku düzeni önermek zor. Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi (NHS), yetişkinlerin gecede 7 ila 9 saat uyumasını öneriyor.
4. Stres
Stres, sağlık üzerinde çeşitli etkilere neden olabiliyor.
Araştırmalar, yaşamın erken döneminde yaşanan stres kaynaklarının, ilerleyen yaşlarda sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğine işaret ediyor.
Buna karşılık, stres karşısında daha yüksek psikolojik dayanıklılık gösteren ileri yaştaki yetişkinlerin herhangi bir nedene bağlı ölüm riskinin daha düşük olduğu görülüyor. İleri yaştaki yetişkinlerde sekiz hafta boyunca düzenli yoga yapmanın psikolojik dayanıklılığı artırabildiği belirlendi.
Sosyal ilişkiler de bu durumla bağlantılı olabilir. Sosyal açıdan daha aktif bir yaşam sürdüren kişilerin daha uzun yaşama eğiliminde olduğu görülüyor. 65 yaş üzerindeki ve her gün sosyal faaliyetlere katılan kişilerin, sosyal aktivitelere neredeyse hiç katılmayanlara kıyasla beş yıl daha uzun yaşama olasılığının üç kat daha yüksek olduğu tespit edildi.
Güçlü sosyal ilişkilerin daha uzun yaşamla bağlantılı olduğu çeşitli araştırmalarda ortaya konuyor. Bunun nedenlerinden birinin sosyal bağların günlük yaşamda karşılaşılan stres kaynaklarının azaltılmasına yardımcı olması olduğu düşünülüyor.
Genetiğin rolü
Yaşam süresini etkileyen birçok yaşam tarzı alışkanlığı değiştirilebilirken, genetik faktörler kontrol edilemiyor. Bazı araştırmalar, uzun yaşamla ilişkili genlerde doğal olarak ortaya çıkan mutasyonların uzun yaşayan kişilerde daha yaygın olduğunu gösteriyor.
Yaşam süresi üzerindeki genetik ve yaşam tarzı etkilerini birbirinden kesin olarak ayırmak zor olsa da mevcut tahminler, uzun ömrün yüzde 20 ila 40 oranında genetik faktörlerle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Ancak genetik faktörler tek başına belirleyici değil. Ethel Caterham 115 yaşına ulaşırken kız kardeşlerinden biri 104 yaşına kadar yaşadı. Buna karşın Caterham'ın iki kızı kendisinden önce, 71 ve 83 yaşlarında hayatını kaybetti.
İyi genetik özelliklere sahip olmak ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek bile 115 yaşına ulaşmayı garanti etmiyor. Hücrelerde mutasyonlar meydana gelebiliyor, kan pıhtıları oluşabiliyor ve biyolojik faktörler yaşam süresini etkileyebiliyor.
Bununla birlikte, daha uzun yaşama ve mümkün olduğunca sağlıklı kalma olasılığını artırmak için günlük fiziksel aktiviteyi artırmak, dengeli beslenmek, düzenli ve kaliteli uyumak ve stres düzeyini düşük tutmaya çalışmak öneriliyor.
Kaynak: Gazete Oksijen




