Obezite sonucunda östrojen miktarı artıyor
Dr. Mark Hyman: Özetlersek, işlenmiş gıdalar obeziteye yol açıyor. Yüksek insülin seviyesi ve obezite sonucunda üretilen östrojen miktarı da artıyor. Yağ hücreleri aromataz enzimi aracılığıyla ekstra östrojen üretiyor. Bu enzim örneğin erkeklerde testosteronu östrojene çeviriyor; bu iyi bir şey değil. Şu anda korkutucu bir dönemdeyiz. Beslenmemiz ve yaşadığımız çevre hormonal değişimleri tetikliyor; özellikle de çocuklarda ve doğurganlık konusunda etkileri görülüyor. Erken ergenliğe yol açan bazı genetik sorunlar olabilir; ama biz buna çok girmeyeceğiz. Biraz da çevresel toksinlerin rolünden söz edelim. Endokrin sistemin çalışmasını aksatan kimyasallar hormonlarda sapmalara yol açıyor. Dr. Elizabeth Boham: Ergenlik zamanını değiştirebilecek, nadir görülen genetik veya tümöre bağlı sorunlar olabilir. Ama biz burada çoğunluğu etkileyen ve ilk bakışta çok göze çarpmayan değişimlere odaklanacağız. Kilo, vücut yağı ve beslenmenin yanı sıra, endokrin sisteminin işleyişini bozan kimyasallar da çok önemli. Böyle çok sayıda kimyasal mevcut ve bunlar erken ergenliğe yol açabiliyor. Dioksinler, pestisitler ve herbisitlerin, ayrıca güve ve küf ilacı olarak kullanılan DCB’nin (diklorobenzen) kız çocuklarında erken ergenliğe yol açabildiği biliniyor. Parabenler de benzer bir etki yapıyor. Parabenler çok tehlikeli. Nemlendirici, güneş kremi, makyaj ürünleri paraben içerebiliyor. Şampuan, saç kremi, vücut bakım ürünleri de östrojen üretimini sekteye uğratabiliyor. Bunlar zeno-östrojen, yani sahte östrojen olarak vücutta östrojen etkisi yapabiliyor. Mesela gıdada paraben bulunacağı aklıma gelmezdi. Ama biraz araştırma yapınca bazı işlenmiş gıdalarda, kek ve çöreklerde, mısır cipslerinde bulunabildiğini gördüm. Sanırım daha yumuşak ve çıtır yapıyor. Yine de niye paraben yediğimiz hakkında hiçbir fikrim yok. Dr. Mark Hyman: Bahsettiklerin aslında plastik. Bunlar petrokimyasal ürünler. Olan şu: Petrokimyasal ürünler plastik bileşiklere dönüştürülüyor ve gündelik kullanıma giriyor. Kişisel bakım ürünleri, temizlik ürünleri, gıda ve suda bunlardan var. Çok korkutucu. Bu bileşikler çevremiz ve insan biyolojisi üzerinde sarsıcı etkilere yol açıyor. Peki, erken ergenliğin teşhisi ve tedavisi açısından geleneksel tıp ile fonksiyonel tıp arasında ne farklar var? Nasıl besleniyor, hangi kimyasallara maruz kalıyor? Dr. Elizabeth Boham: Fonksiyonel tıpta hastanın geçmişine her zaman detaylı bir şekilde bakıyoruz. Hayatının önceki dönemlerinde nelere maruz kaldığını, nasıl beslendiğini, durumunun beslenmeye mi yoksa toksinlere mi bağlı olduğunu saptamaya çalışıyoruz. Bunun için derinlemesine testler yapıyoruz. Antikor testleriyle paraben gibi zeno-östrojenlere, pestisit ve herbisitlere, dioksin ve BPA’ya maruz kalma seviyelerini araştırıyoruz. Tüm bunlar bize hastanın detoksifikasyon sistemine mi, beslenmesine mi, yoksa her ikisine birden mi odaklanmamız gerektiğini gösteriyor. Dr. Mark Hyman: Yani esas olan, vücudumuzun bunlardan arınma becerisini artırmak. Dr. Elizabeth Boham: Vücudumuzun dengeyi yeniden sağlama ve kendini iyileştirme konusunda müthiş bir becerisi var. Önce diyetle başlıyoruz ve zararlı şeyleri hastanın beslenme düzeninden çıkarmaya çalışıyoruz. Sonra vücudun zehirlerden arınma becerisini destekliyoruz. Bunun için en önemli unsurlardan biri bitkisel gıdalar. Renkli bitkisel gıdalar vücudun detoks sistemini güçlendirmede müthiş yararlı. Gökkuşağının her rengindeki doğal besinleri her gün tüketmek gerekiyor. Yeşil, sarı, kırmızı, turuncu, mor, mavi ve taba rengi doğal besinleri tüketmeliyiz. Oğlum bu yaz bir kampta çalışıyordu. Çocukların hiç bitkisel gıda tüketmediğini fark etmiş. Tüm çocukların işlenmiş, ambalajlı berbat şeylerle beslendiğini söyledi. Bu vücuttaki detoks sistemi için hiç iyi değil. Bu yüzden onları doğru besinlere alıştırmak ve bunları her gün tüketmelerini sağlamak önemli.
Toksinlerden kurtulmanın en iyi yolu egzersiz
Dr. Mark Hyman: 10 yaşındaki bir kızdan bahsetmiştin. Örnek bir vakaydı; biraz anlatabilir misin? Dr. Elizabeth Boham: Bazen aileler çocuklarının gelişiminin normal olup olmadığını öğrenmek için gelebiliyor. Bu kız 10 yaşındaydı; yani sekiz yaşını geçtiği için erken ergenlik teşhisi konamayacak kadar büyüktü. Ama annesi biraz endişeliydi. Daha çabuk kilo aldığını, diğer kız kardeşlerinden daha hızlı geliştiğini fark etmişti. Muayenede çok sorun görünmüyordu, ama kilo fazlası vardı; hatta resmi kriterlere göre obezdi. Çocuklar vücut kitle indeksinde yüzde 95’in üzerindeyse obez kabul ediliyor. Bunu büyüme eğrisine göre ölçüyoruz. Bu kız da obezite dilimi içindeydi; dolayısıyla besleyici olmayan gıdaları diyetinden çıkardık. Kraker, patlamış mısır, kek, meyve suyu tüketmemesini önerdik. Ayrıca yeterince sebze yemiyordu. Bu yüzden beslenmeye odaklandık. Ayrıca zeno-öszrojen ve detoks seviyesine baktık; bunlar iyi görünüyordu. Sadece brokoli, soğan ve sebze çorbası gibi yiyeceklere yönlendirdik. Kullandıkları cilt bakım ürünlerinin zararsız olanlardan seçilmesini sağladık. Biraz daha hareket etmesi gerekiyordu. Egzersiz sayesinde terliyoruz ve bu, vücuttaki toksinlerden kurtulmanın en iyi yollarından biri. Üstelik egzersiz insülin duyarlılığımıza da yardımcı oluyor; bu sayede kilo veriyor ve sağlıklı kiloda kalabiliyoruz. Bu küçük kız çok başarılı oldu. Kilo vermedi; zaten bu yaşta genellikle kilo vermeye değil, aynı kiloda tutmaya odaklanıyoruz. Çünkü çocuğun boyu uzadıkça vücut kitle indeksi normal seviyeye geliyor. Tedavi sonucu ilk kez 13 yaşında, yani zamanında âdet gördü. Her şey yoluna girdi. Dr. Mark Hyman: Yani çocukların beslenmesi ve çevreden maruz kaldıkları şeyler üzerinde çalışmak büyük fark yaratabiliyor.
Dr. Elizabeth Boham: Kesinlikle; üstelik böyle yaparak ileri ki yaşamlarındaki sorunları önleme şansımız var. Çocuklarımızı küçüklükte nasıl beslediğimiz sağlıkları üzerinde büyük etkiler yaratıyor. Ergenliğe giriş zamanı, ileri ki yaşamlarında obezite ve hormon dengesizliği gibi sorunlara yol açabilir.