29 Kasım 2022, Salı
01.10.2021 04:30

Beyin sağlığı için Akdeniz tipi beslenin

Nörodejeneratif hastalıklar dersem belki size bir şey ifade etmez ama Alzheimer, Parkinson ya da MS (multiple skleroz) dediğimde hepiniz bilirsiniz. Çünkü ne yazık ki bu problemleri çok sık duyar olduk.  Nörodejeneratif hastalıklar, sinir hücrelerinin ilerleyici kaybı ile giden ve bu kayba bağlı sinir sistemi fonksiyonlarının yitimine neden olan bir grup hastalık. Tedavisini bulmak için çok fazla çalışma yapılıyor milyonlarca, milyarlarca dolar harcanıyor. Ama hala geçerli bir tedavi bulunabilmiş değil. Ne yazık ki benim eşim, 10 yılı geçkin süredir bu hastalıktan muzdarip. Sürecimiz önce yavaş yavaş başladı, giderek konuşması, yürümesi bozuldu ve en son yutma refleksi kayboldu. Sonunda da tamamen yatağa bağımlı hale geldi. Hem doktor hem de hasta yakını olarak beni çok çaresiz hissettiren bir durum. Fakat ben hala nefesinin olmasına, varlığına ve yanımda olmasına odaklanarak kendime mutluluk yaratmaya çalışıyorum. Onun ne hissettiğini ise hiç bilemiyorum.  Cüneyt yemeyi çok sever, çok da güzel yemek yapardı. Tatlıya inanılmaz zaafı vardı. Bu hastalık ilk başladığında, sürekli okumam sayesinde, değiştirebileceğim tek şeyin beslenmesi olduğunu fark ettim. Ona şekerden yoksun, sebzeden zengin bir diyet planlamaya çalıştım. Ama hastalığının son evresine, yeme güçlüğü başlayana kadar bu işte başarılı olamadım. Sonra çok daha fazla araştırma ve yayın çıktı beslenmenin nörodejeneratif hastalıklar üzerindeki etkisiyle ilgili. Bunların birçoğu da yediklerimizin yaşlanan beynin düşünme ve hatırlama yeteneğini etkilediğini öne sürüyor. Beyindeki değişiklikler, Alzheimer’ın ilk belirtilerinin görülmesinden yıllar önce ortaya çıkabilir. Bu demans semptomlarını önlemek ya da geciktirmek için bir fırsat penceresi çıkarır karşımıza. Bilim adamları bu evrede neler yapabileceklerini bulmaya çalışıyorlar. Yaş ve genetik gibi değiştiremeyeceğimiz risk faktörlerinin aksine, insanlar diyet, egzersiz  gibi yaşam tarzı seçimlerini kontrol edebilirler. Yediklerimiz beynimizi nasıl etkileyebilir? Belirli bir diyet uygulamanın, nörodejeneratif hastalıklar altında yatan oksidatif stres ve iltihaplanma gibi biyolojik mekanizmaları etkilemesi mümkün. Bazı umut veren kanıtlar gösteren bir diyet, meyveler, sebzeler, kepekli tahıllar, baklagiller, zeytinyağı gibi doymamış yağlardan zengin ve az miktarda kırmızı et ve karbonhidrat içeren Akdeniz diyetidir. Yapılacak haftalık programda: • Yapraklı yeşil sebzeler, haftada en az 6 porsiyon • Diğer sebzeler, en az 1 porsiyon/gün • Meyveler, en az 2 porsiyon/hafta • Tam tahıllar en az 3 opsiyon/gün • Kümes hayvanları 2 porsiyon/hafta • Fasulye 3 porsiyon/hafta • Fındık 5 porsiyon/hafta • Zeytinyağı olmalıdır.  Konuyu, yakın zamanda yapılan bir araştırmanın sonuçlarını paylaşarak özetlemek istiyorum:  • 116 bilişsel olarak normal yetişkin üzerinde yapılan gözlemsel bir çalışmada, Akdeniz diyeti uygulayanların, yapmayanlara göre daha kalın kortikal beyin bölgelerine sahip olduğu görüldü. Bu beyin bölgeleri Alzheimer’lı kişilerde küçülür, bu nedenle daha kalın bölgelere sahip olmak bilişsel fayda anlamına gelebilir. • Akdeniz diyetini takip etmeyenlerde daha düşük glikoz metabolizması ve daha yüksek beta-amiloid seviyeleri (her ikisi de Alzheimerlı kişilerde bulunur) saptandı. • Diyet ve diğer faktörlerin bir analizi, diyete bağlı kalmayan kişilerde Alzheimer oluşma riskinin yüzde 53 arttığını belirledi. • Akdeniz diyetini takip edenlerde 5 yıl boyunca önemli bir bilişsel yavaşlama görülmemesi umutları artırdı... Araştırmacılar ayrıca, gıda alımı ve sindirimin biyokimyasal süreçlerinin beyin sağlığını etkileyip etkilemediğini araştırıyor. İnsanlar yaşlandıkça bağırsak mikrobiyomunda meydana gelen değişiklikler, bağışıklık sistemindeki bozulmalar, kalıcı iltihaplanma ve nörolojik bozukluklar da dahil olmak üzere kronik hastalıklar ile bağlantılı. Bu değişikliklerin nörodejenerasyon ve beyin sağlığı ile nasıl bir ilgisi olduğu merak konusu. Alzheimer ile ilişkili, iyi ve kötü bağırsak mikroplarını belirlemek, bilim insanlarının hastalığın biyolojisi hakkında daha fazla bilgi edinmelerine tedavi için yeni bir yol geliştirmelerine yardımcı olabilir.